Dunyanin en guclu markasi eskiden Marlboro idi. Sonra tufenk icad olundu, biliminsanlari sigaranin kansere yol actigini kanitladilar. Benim tezim bir 200 yil sonra Marlboro'nun ne oldugunu bilen insan sayisi dunyadaki kutuphaneci sayisindan az olacak.Bakarsin gun gelir, o ates dunyanin en guclu markasini da kavurur. Coca Cola'nin hotorof yaptigi ispatlanir ne bileyim.
Gel gor ki tum bu markalar eriyip gitse de erimeyecek marka nedir desen, cevabim net: Hollywood.
Benim sahsen en sevdigim marka. Emperyalizmin bir numarali silahi ama tadi baska. Ben hayatimin en buyuk askina da bir Hollywood yapimi vesilesiyle baglanmistim. Yapimi pek hatirlamiyorum gerci... Nitekim evlendik.
Hollywood'un dunyalarimizi ne denli degistirdigini, sekillendirdigini anlatmaya luzum yok. Casablanca mi diyim, Baba mi, Matriks mi, insaf!
Ancak... Yin diyorsun Yang diyor, Lam diyorsun Cim diyor, Hollywood diyorsun, ne diyor?
Iste bu sorunun cevabini arayan, Robert Redford isimli aziz, Hollywood'da oynadigi favori rolun ismini Hollywood'a alternatif olarak yarattigi mesuur film festivaline vermis. Allah rahmet eylesin gecende kaybettigimiz buyuk ustat Paul Newman ile cevirdigi Butch Cassidy and the Sundance Kid filmindeki Sundance Kid rolu esiniyle, her kis Utah'ta Mormon baskenti Salt Lake City ve Park City'de duzenlenen aykiri festivale akla kazinan bir isim cakmak suretiyle diyalektik felsefenin yuzunu kara cikarmamis.
Sundance son 30 yilda bircok ismi unlu isim haline getiren bir esik. Robert Rodriguez'den Tarantino'ya, Jim Jarmusch'tan Steven Soderbergh'e onca uzman Sundance'i trampolin olarak kullanmis. Denebilir ki, Sundance olmasa Tarantino Tarantino olmayacak miydi sanki? Fakat, ayni soruyu misir gevregiyle de sormak mumkun. Tarantino yerine degil de Sundance yerine koyaraktan. Demek istedigim, polemige girmeyelim seher vakti.
Festival zamanla moda olup, yildizlarin ve paparazzinin paslastigi yeni bir kirmizi hali havasina burununce festival komitesi katilimcalara filme odaklanin yazili rozetler dagitmis, soytarmayin anlaminda. Bak bak bak.
Bundan sonra ne olur bilemiyorum. Bundan once olansa su: Festivalde odul alan filmlerden bazilari: Sex, Lies & Videotape (1989), El Mariachi (1993), Living in Oblivion (1995), Run Lola Run (1999), Constantine (2005), A Guide to Recognizing Your Saints (2006) ve Choke (2008).
Bu filmleri seyredelim please, he mi. Festivalin bizim icin bir onemi de su: Bordo Java Rapsodi senaryo olarak biraz ceki duzen verildigi takdirde katilabilir, boynuz kulagi gecebilir. Kulak burda Mr. Zaim oluyor.
Umudu yitirmemek lazim. El Mariachi'nin butcesi 7000 dolar. Olur mu oyle sey demeyin. Rahmetli Baris Manco'nun tuhaf sarkisinda dedigi gibi: Nasil oldugunu anlayamadim ama seviyorum seni delicesine. Yani olur anlaminda.
Astoria Krali Serkan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder