<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462</id><updated>2012-02-06T03:54:07.704-08:00</updated><category term='&quot;'/><title type='text'>KEZDUREN</title><subtitle type='html'>edebiyat, kültür, sufi, erdem, sanat, saye, kitap, cürret,aşk, meşk, intihar, falan, filan</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>59</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-5511401405888607149</id><published>2011-01-27T12:16:00.000-08:00</published><updated>2011-01-27T12:27:31.272-08:00</updated><title type='text'>RÜŞTÜNÜ İSPAT ETMİŞ BİREYDEN RÜŞTÜNÜ İSPAT EDEMEMİŞ TOPLUMA</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dollsofindia.com/dollsofindiaimages/madhubani-paintings/indian-bride-PE50_l.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 230px; height: 375px;" src="http://www.dollsofindia.com/dollsofindiaimages/madhubani-paintings/indian-bride-PE50_l.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"esra erol programı özelinde yazılmış bir yazıdır"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Programa katılan “aday”lardan en çok ilgimizi çeken 20li yaşlarda olanlar. Çoğu çok genç olmasına rağmen evlenip ayrılmış ve ekserisi de çocuklu. Bundan sonra yapacağı evlilikte hatalarını tekrarlamayacağını, geçmişine sünger çekeceğini söylüyorlar. Geçmişine sünger çekerken, önceki evliliğinden olan çocuk da gürültüye gidiyor; çünkü yeni yaşam projesinde bu çocuğa pek yer yok; “velayeti karşı tarafta”, “çocuğa ablam bakıyor”, “çocuğa karşı tarafın annesi bakıyor”…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deneyim kazandığını, yaşı genç olmasına rağmen olgun olduğunu söyleyen 20li yaşlardaki bu gençler çok ilginç bir şekilde fotokopi sözler sarfediyorlar. Hayatta en çok önem verdikleri kavramın “aile” olduğunu, evleneceği insanın da “aile”sine uygun, “iyi aile evladı” vb. olması gerektiğini vurguluyorlar. Öznel değerlerinden, iş dışında kalan vaktinde neler yaptığından, neyin onu mutlu; neyin rahatsız ettiğinden bahsetmek yerine bir “aile” bahsidir gidiyor ki sanırsınız evlenecek olan kendi değil “aile”si. Çoğu, “nasıl biriyle evlenmek istersiniz?” sorusuna ailesinin onaylayacağı ya da ailesinin önereceği biriyle diye cevap veriyor. Bu gençler, -boşanmış olanları dahil- aileleriyle aynı hanede yaşamaya devam ediyor, ekonomik olarak da ya kısmen ya da tamamen ailelerine bağımlılar. Evlilik gerçekleştiğinde de bu düzen ya tamamen ya da kısmen devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Motor gelişimini tamamlamış olsa da adım atmak için özgüven ve motivasyon eksikliği nedeniyle annesinin yüzüne bakıp, annesinin başını sallamasıyla onay almaya gereksinim duyan küçükle; evlilik kararı için annesinin başını sallayarak onaylamasına ihtiyaç duyan “rüştünü ispatlamış” “birey” arasında bir fark göremiyoruz. Bu arada evlilik kararı için annesinin başını sallayarak onayına ihtiyaç duyan yalnızca genç “birey” değil. Sunucunun da en büyük derdi, yaptığı işin toplum nazarındaki meşruiyet derecesi. Gayri meşru bir muhabbet tellallığından meşru bir yuva kurucuya geçmek, “aile” büyüklerinin dualarıyla, Allah rızasıyla, hatta Allahın emri peygamberin kavliyle mümkün. Bu meşruiyetin sağlanması için ihtiyaç duyulan en başat şey anne-baba ya da büyüklerin onayı. Anne-babadan gelecek telefonla ağzı kulaklarına varan zavallı sunucu bir anda müptezel bir muhabbet tellallından âli bir yuva kurucuya dönüşüyor. Beklenen meşruiyet vesikası “aile” ile yapılmış bir telefon bağlantısının “alo” tonu. Telefonda “aile” büyüğü yorum yapmıyor; karar veriyor ya da en iyi ihtimalle “kendisine bırakıyorum” diyor ve alt metninde “olmaz” yazan mesajı çakıyor. İşin ilginç tarafı da “aile” ile ilgili takıntının sadece 20li yaşlarını süren genç “birey”lerde değil orta yaş ve hatta orta yaş üstü “birey”lerde dahi devam ediyor olması. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada sunucu kızın görünümü, kostümü -bütünüyle sunumu- yaptığı işle müsemma bir mahiyette: frapan ve dekolte. Bu görüntü de aradığı meşruiyet referansıyla tezat kuran bir görüntü aslında. Faziletsiz bir iş olan muhabbet tellallığını anne-babanın telefonuyla bertaraf ederek muteber konuma yükselen zavallı sunucunun meşruiyet kazanmakta başvurduğu –“aile”den ve “aile”nin hayır dualarından başka- üç önemli kategori daha mevcut: toplum-kesiti seyirci, stüdyoda hazır bulunan bir ilişki ve aile terapisti ve tabii bir avukat. Ailenin onayı alınırsa sunucu stüdyoya dönüyor -bu iş olur mu olmaz mı- diye seyirciye soruyor, sonra terapist/biliminsanı, kişilik ve ilişkinin derinlemesine analizini yapıyor, avukatın da uzman görüşü alınıyor ve en ufak bir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde kutsal yuva kurulma evresine kadar geliyor. Her 3’ünden 2’sinin boşanma ile sonuçlandığı kutsal “evlilik” kurumunun, boşanma ile sonuçlanmayanı ise, ruhsal ve fiziksel şiddetin, ensest/istismarın, kadın ve çocuğun maddi/manevi sömürüsünün yeniden üretildiği bir sürece dönüşüyor.&lt;br /&gt;Sunucunun programı kapatma cümlesi de manidar: “Allaha emanet olun”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZEYNEP YENİGÜL&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-5511401405888607149?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/5511401405888607149/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=5511401405888607149' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/5511401405888607149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/5511401405888607149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2011/01/rustunu-ispat-etmis-bireyden-rustunu.html' title='RÜŞTÜNÜ İSPAT ETMİŞ BİREYDEN RÜŞTÜNÜ İSPAT EDEMEMİŞ TOPLUMA'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-6547720637598500755</id><published>2011-01-09T10:51:00.000-08:00</published><updated>2011-01-09T11:20:04.046-08:00</updated><title type='text'>Baskasinin Karisi</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/TSoISUEQAhI/AAAAAAAAAEo/nCpQ6lCgnz8/s1600/hiding%2Bunder%2Bbed.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 178px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/TSoISUEQAhI/AAAAAAAAAEo/nCpQ6lCgnz8/s200/hiding%2Bunder%2Bbed.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5560265800659501586" /&gt;&lt;/a&gt;Klasiklerden okumadiginiz eserler varsa aman bunu sagda solda agzinizdan kacirmayin der babam. Balzac okumadiginizi duymasinlar, mahcup olursunuz! Olgunlugun bir tanimi buyuklere artan oranda hak vermekse, olgunlasiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iyi de klasik deyince, ne giriyor icine, eskiden yazilanin hepsi klasik mi oluyor? Iste Ziya, bu sorunun cevabini bugun bir nebze vermeye calisacagiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fyodor Mihaylovic Dostoyevski Moskova'nin insanliga hediye ettigi en buyuk deger olabilir. Yirmili yaslarinda yazdiklariyla toplumun karsisina cikan, ancak ilk eserleri ile umdugunu bulamayan yazar bir gun siyasi sebeplerle hapse duser, daha dev olmamisken kursuna dizilmeye mahkum olur. Sansina, veya sansimiza diyelim, cezasi Sibirya'da surgune cevrilir. Sayili gun dedigin gecermis. Donunce yine yazmaya baslayan Dostoyevski'nin eserleri giderek kitleleri buyuler. Ornek insan degildir, kumar tutkunudur falan ama yazma sanatindaki ustaligi o kadar saygi uyandirir ki, cenazesinde o tarihe gore muazzam sayida insan, 30 bin kisi tabutunun arkasindan yurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben Suc ve Ceza'yi okumaya calistim, okuyamadim. Belki cevirisi cok kotu oldugu icin. Dostoyevski'ye kusmeyeyim deyip sonra Karamazof Kardesler'i aldim elime. Cok begendim. Yani yabanci yazarlar hakkindaki hukumlerimiz onemli oranda cevirmen kalitesiyle ilintili olabilir. Lutfen atlamayalim bunu ve yabanci yazarlarin mumkunse en az iki eserine firsat taniyalim. Bu vesileyle ben ibreyi, az okunduguna inandigim, Dostoyevski'nin ilk, yani basarisiz bilindigi, surgun oncesi doneminden bir oykuye cevirmek isterim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baskasinin Karisi adli bu oykunun beni hayretler icinde birakan yani su: Bu kadar hizli ilerleyen bir cagda, doyumsuzlugun tavan yaptigi, hic bir seyin bizi kesmedigi bir duzenekte, nasil olur da 1848'de yazilan bir oyku bu kadar komik gelebilir, her satiriyla beni puskurtebilir? Bu tuketim hizi nasil olur da bazi eserleri iskalar, sorusunun cevabi iste: Klasik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kiskancligin insani ne hale dusurebilecegini isleyen bu eser aslinda iki bolumden olusur. Ikinci kisim "Yatagin altinda bir koca" diye de anilir. Oykumuz, sokakta iki yabanci arasinda bodoslamadan baslayan bir diyalogla acilir. Orta yasli olan genc olanindan bir konuda bir ricada bulunacaktir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Elimden gelirse... Eee, ne istiyorsunuz?&lt;br /&gt;- Siz, belki de para istedigimi saniyorsunuz.&lt;br /&gt;- Aman efendim, rica ederim...&lt;br /&gt;- Hayir, sizi rahatsiz ettigimi biliyorum. Bagislayin, n'olur. Kendimden nefret ediyorum; beni bunalimli bir ruh durumunda gordugunuzu varsayin; hatta delice bir ruh durumunda... Bundan, kotu bir sonuc cikarmayin...&lt;br /&gt;- Ama biz asil konuya gelelim... asil konuya!&lt;br /&gt;- A! Demek oyle! Bu denli genc bir adam olan siz, sanki saskin bir cocukmusum gibi bana asil konuyu animsatiyorsunuz! Ben aklimi butun butun kacirdim! Dogru soyleyin, beni bu duskun durumumla nasil buluyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isin ozeti, Ivan Andreyic karisinin onu aldattigindan supheleniyordur. Bu suphe icini kemirmektedir, ancak kiskancligindan utandigi icin, takibinde oldugu kadinin bir baskasinin "surada, Voznesenski Köprüsü'nde bekleyen arkadasi"nin karisi oldugunu soyler. Suc ustu yapmakta yabancidan yardim istiyordur gorunuste. Esasen, icinde kopan firtinalari birine acmalidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ikinci bolumde kiskanc koca Ivan Andreyic karisini basacagina inandigi bir baska mekanda dairenin birine daliverir. Yabanci bir kadinin yatakodasina girdigini fark ettigi sirada kadinin epeyce yasli kocasi da odaya girmek uzeredir. Ani bir kararla kendini yatagin altina atan Ivan Andreyic bir de bakar ki yatagin altinda yalniz degil. Kadinin asigiyla aralarinda yine bir parodi baslar, yasli kocanin agir isiten kulaklarindan cesaretle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Beyefendi, biraz oteye cekilseniz ne olur sanki!&lt;br /&gt;- Iyi ki soylediniz! Nereye gideyim sanki? Yer yok ki!&lt;br /&gt;- Amma da acimasizsiniz! Buraya sigisamiyorum. Boyle acikli bir duruma ilk kez dusuyorum.&lt;br /&gt;- Ben de boyle sizin gibi biriyle ilk kez yan yana bulunuyorum.&lt;br /&gt;- Ama, delikanli...&lt;br /&gt;- Susun!&lt;br /&gt;- Susayim mi? Cok kaba davraniyorsunuz delikanli... Sanirim siz cok gencsiniz; ben sizden daha yasliyim.&lt;br /&gt;- Susun!&lt;br /&gt;- Beyefendi, kendinizi yitirmeyin! Kiminle konustugunuzu bilmiyorsunuz siz!&lt;br /&gt;- Karyola altinda yatan bir adamla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sohbet devam edip giderken kadinin minnacik kopegi yabancilarin kokusunu alip yatagin altina dogru hirlar. Ivan Andreyic de sinir krizine girerek kopegi bogar ve tabii akabinde ortaya cikmak zorunda kalir. Bereket, yasli adam hosgoruludur, Ivan Andreyic'i birakir. Kiskanc koca evine dondugunde karisini orda bulur, olu kopegi de yanlislikla cebinde eve getirmistir. Dostoyevski ruhen cokmekte olan adami orada birakip oykuyu soyle tamamlar: Kabul edin ki, kiskanclik bagislanmaz bir kusur, hatta bir beladir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simdi Ziya, iki asir oncesinin algilariyla yazilan bu eseri sirtlanin biri bugun tiyatroya uygulasa, Ivan Andreyic rolunde talihi kor bir vatandas sahne alsa, oykunun basindaki genci bir kemik torbasi, yatagin altindaki asigi da bir zeytin canlandirsa, senle ben oyunun sonunda hem aglar hem gule hem alkislariz ya ayakta. Iste klasik, o demek. Turnusolun bu olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paul de Kock&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-6547720637598500755?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/6547720637598500755/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=6547720637598500755' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/6547720637598500755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/6547720637598500755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2011/01/klasiklerden-okumadiginiz-eserler-varsa.html' title='Baskasinin Karisi'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/TSoISUEQAhI/AAAAAAAAAEo/nCpQ6lCgnz8/s72-c/hiding%2Bunder%2Bbed.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-3612549221607618156</id><published>2010-08-28T13:37:00.001-07:00</published><updated>2010-08-28T13:38:58.276-07:00</updated><title type='text'>Basarisiz Sairimiz</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/THlzpidOG2I/AAAAAAAAAEU/-YVWb6czNgc/s1600/eb+lav.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 107px; height: 160px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/THlzpidOG2I/AAAAAAAAAEU/-YVWb6czNgc/s200/eb+lav.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510562776525708130" /&gt;&lt;/a&gt;Cumhuriyet tarihinin layigini bulamamis enteresan kisiliklerinden biri, 1931 yilinda "S.O.S." adli bir siir kitabi cikaran Ercument Behzat Lav beyefendidir. Nazim Hikmet'in kismetsizidir bir bakima. Gonul mezarina cicek konulmayan aydinlardandir. Siyasi kampa girmezsen boyle olur iste. Dadaist'e, Gercekustucu'ye verecek kizi yoktur nitekim bu topraklarin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplum, sevdigi ustadi bagrina basar. Geri kalani Kezduren basar bagrina. Iste Turk siirinde ironizmin ilk temsilcisi olarak anilan ve bu satirlarda kucaklama curetini gosterdigimiz Lav'in yasam macerasi Istanbul'da 1903'te baslayip 1984'te sona erer. Toplumsal sairdir, serbest olcuyu de Nazim'dan once uygulamistir Lav. Ama Turk siiri elestirmenlerinin uvey evladidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lav'in sevilmemesinin bir nedeni (Nazim'dan farki) ideolojik angajmaninin olmamasidir. Adaletsizlige sitem eder, ilericidir, biraz da nihilisttir, ancak bu devrimsel ozelliklerine politikayi eklemedigi icin ayni devirde proleteryayi siire sokan Nazim'in golgesinde kalir, "yuzeysel" bulunur. Sagci da degilsin, solcu da degilsin, kafana gore yaz baba yaz, oldu mu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha buyuk bir kusuru da vardir: Osmanli'ya kufredip yeni ifade tarziyla cagdas gorusler ileri surmesi sebebiyle yer yer Kemalist addedilir. Oguz Atay icin kullanilan "Kemalizm'in delisi" ifadesi siirde Lav icin sikca kullanilir. Menemen'in ukdesi de etkili olmus olabilir bu kinde. Karagoz oyunlarini yeni zihniyetle kaleme almasi, ornegin disi agriyinca Hoca'ya giden Karagoz'u Hacivat'a piyeste azarlatmasi da gerekce olmus olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elestirmenlere gore elitizmi abartmistir, dunya meselelerine falan kafa yorar Lav. Hele hele Afrika halklarinin emperyalist guclerce somurulmesini siirine konu etmesi ne tuhaf bir istir oyle... Sen kalk kendi toplumunu birak, Afrika'nin yamyamlarinin acilarini isle! Bak simdi su siire bak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;INCIL VE TOPRAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz beyazlar dogdugunuzda&lt;br /&gt;Bir Incil'iniz vardi yalniz&lt;br /&gt;Bizimse topragimiz&lt;br /&gt;Simdi bizim Incil'imiz var&lt;br /&gt;Sizinse topraginiz!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lav, aydinlanmaci cumhuriyet ruhunun iftihar etmesi gereken bir aydindir. Turkiye'de radyoculugu baslatan ekip icinde yer alir. Sebepsiz degil hani: Sairliginin disinda okullu bir aktordur. Berlin'de tiyatro egitimi almis, Darulbedayi'de aktorluge adim atmistir. Yesilcam'in ilk opusme sahnesinde Muhsin Ertugrul'un "Bir Millet Uyaniyor"da te 1932 yilinda Emel Riza ile opusmustur (1932). En cok hatirlandigi film, ayni yonetmenin "Karim Beni Aldatirsa" filmindeki Orhan roludur. Filmin senaristi de Nazim bu arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinema macerasindan ziyade Turk tiyatrosuna verdigi emeklerle hatirlanan Lav, Cuneyt Gokcer'i kesfeden kisi olabilir. Orhan Veli'ye de oyunlarinda rol vermistir. 1950 yilinda Istanbul Konservatuvari'nda tiyatro ve bale bolumlerini kurmadan evvel kendisi Kezduren'in ebedi konuklarindan Cahide Sonku'nun karsisinda ve Muhsin Ertugrul yonetiminde bircok oyunda sahne almistir. Tiyatro yeteneginin takdir edildigi Almanya'dan konferans verme davetleri almis ancak siyasi nedenlerle pasaport verilmeyince oturmustur oturdugu yerde. Robespierre'i oynayacagi Danton oyunu da yasaklandigi icin sahne alamaz mesela. Ideolojisi siyasilerce sakincali bulunmakla birlikte yeterince politically incorrect bulunmuyor ki basarisiz sair adlediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kezduren, toplumun bagrina bastigi evlatlari hor gorecek gonle sahip degil elbet. Orhan Veli de, Nazim da, Sait Faik de bizim goz bebegimiz. Onlarin kiymetini dusurmekten, hasa, istigfar ederiz. Ancak basarisiz sairlerimizi bagrimiza basmayi da seref addederiz. Basarisiz da olsa bizimdir cunku...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sergei Cukka&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-3612549221607618156?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/3612549221607618156/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=3612549221607618156' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/3612549221607618156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/3612549221607618156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2010/08/basarisiz-sairimiz.html' title='Basarisiz Sairimiz'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/THlzpidOG2I/AAAAAAAAAEU/-YVWb6czNgc/s72-c/eb+lav.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-7804833078850867741</id><published>2010-08-18T14:50:00.000-07:00</published><updated>2010-08-18T14:58:18.116-07:00</updated><title type='text'>Kardeslerime Dokanma</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/TGxV7Q5TZPI/AAAAAAAAAEM/dXS6Mb0weMg/s1600/leoparin+istirisi.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 162px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/TGxV7Q5TZPI/AAAAAAAAAEM/dXS6Mb0weMg/s200/leoparin+istirisi.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5506870921003230450" /&gt;&lt;/a&gt;Ecnebiler "portmanto" der, iki kelime birlestirilerek uydurulmus isimler vardir. Brunch gibi, smog gibi. Iste adi bu suretle uydurulmus bir ulkede bir corba icemeden olecegiz muhtemelen: Tanzanya'da mesela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanzanya, hakkinda cok sey bilinip de bilinmiyor sanilan, "aa, o o muydu!" nidasiyla karsilanan ulkelerden biridir. Ulkenin kara bolumunu olusturan Tanganika ile Zengibar takim adalarinin ismi kaynasarak Tanzanya'ya can vermistir. Zencilerin sahili anlamina gelen, orjinal Farsca adiyla Zangi Bar, ecnebilerin tabiriyle Zanzibar, Siraz kokenli Iran'li gocmenlerce kurulup, zamaninin en buyuk kole pazarlarindan biri olmustur. Axl Rose'un, ardindan "Hayatta daha buyuk bir ogretmenim olmadi" dedigi Freddie Mercury Zanzibar dogumludur ve ozgun adi Faruk'tur. Ada %99 Musluman oldugu halde Faruk'un kendisi Zerdust'tur koken olarak. Sonradan neye inandi bilemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorsunuz, ilk insanlar zenciydi. Hatta bazi teorilere gore dunyanin yerlileri zencidir. Bu yaklasima gore Sari Irk Mars'tan, Beyaz Adam da Alfa Santori'den gelmistir. Iste Tanzanya'da bulunan fosiller en az iki milyon yilliktir. Uzaydan gelenler fikrine sempati duyan biliminsanlari Afrika'nin dogusundaki Misir-Tanzanya hattinin, batida Meksika'nin doguda da Cin'in Pasifik okyanusu kiyilari arasinda yer alan kara dunyasinin cografi olarak ortasinda yer aldigina dikkat cekmeyi de ihmal etmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanzanya siyaseten gelenin vurdugu, gidenin caktigi topraklara yayilir. Persler, Araplar, Portekizliler, Almanlar, Ingilizler ve Belcikalilar, zamaninda Ibn-i Batuta'nin hic de cagdisi olmadigini yazdigi Svahili medeniyetini duzlemislerdir maalesef. Somurgecilerin biraktigi toplumsal enkaza bakan, Tanzanya'da nasil bir denge oldugunu algilamakta gucluk cekebilir. Sinirlari icerisinde 126 etnik grubu barindiran Tanzanya'nin resmi dili nedir, bilmenize imkan yok. Nitekim oyle bir sey de yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlis okumadiniz, Tanzanya'nin resmi dili yok, herkes bildigini okuyor. Bu da tabii, Tanzanya'yi somurgeci ulke dilini kullanmayan ender Afrika ulkelerinden biri yapiyor. Peki gitmeden hangi dili ogrensek de adamlarla iletisim kurma sansimiz yuksek olsa, derseniz cevap Svahili'dir. Svahili, Arapca'da "sahildekiler" anlamindaki "sevahil"den turemistir. Svahili'de bircok kelime Arapca'ya oykunerek "-i" takisiyla biter. Habari? (N'aber?), rafiki (arkadas), daktari (doktor), safari (yolculuk) kelimelerindeki gibi. Yani bizim Salih gitse pek zorlanmadan cat pat anlasir. Bir Freddie ile benzerlikten dolayi zorlanabilir, adamlar duyduguma gore "bize ters" diye aniyorlarmis koskoca sanatciyi. Ne var "Ben bir kaltagim" demisse?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, niye Tanzanya, mi buyurdunuz? Bugun Afrika'nin en hasmetli tabiat alanlari, handiyse bastan basa bir dogal park olan Tanzanya'da degil mi? Serengeti diyorum, Klimanjaro diyorum, Ngrongoro Krateri, Victoria Golu, hadi onu gec, Tanganika Golu, Kalambo Caglayanlari, Gombe Ulusal Parki, yani hangi birini sayayim, hepsi birbirinden ender guzellikler. Insanoglu bir gun akillanip bir temsilci heyeti ile tabiat anadan usturuplu bir bicimde ozur dilemek istese bu topraklar o is icin bicilmis kaftandir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serengeti Milli Parki, Afrika'nin en cok aslan bulunan bolgesidir, siyah gergedanin da anavatanidir. 1,5 milyon Afrika Antilopu ve 250 bin Zebra her yil bu savanada goc eder. Gelmis gecmis en unlu doga belgeseli buyuk ihtimalle "Serengeti Olmesin"dir. Gombe Parki desen, ha keza meshur Dr. Jane Goodall'in yarim yuzyildir sempanzelerin davranislarini inceledigi yerdir. Dr. Goodall sempanzelerin kisiligi oldugu teziyle bilim dunyasini hayret ettirmistir. Once bizden daha munis oldugunu sandigi sempanzelerin duruma gore ne kadar acimasiz oldugunu gorunce kendi de hayret etmistir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5900 m. yukseklikteki Klimanjaro sadece Afrika'nin en yuksek dagi degil, mustakil daglar icinde de dunyanin bir numarasidir. Afrika'nin en derin golu Tanganika da benzersiz bir balik cennetidir. Tanzanya'nin bu muazzam tabiat degerleri dunya sanatina ilham da vermistir. Hemingway'in yazdigi Klimanjaro'nun Karlari'nda Peck ve Gardner oynamis, John Huston'in Afrika Kralicesi'nde de Bogart ve Hepburn rol almistir. Bogart'in Oskar aldigi tek filmdir. Bazi sahneler de Turkiye'de, Dalyan'da cekilmis. Haydaaaa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acik havada Klimanjaro'nun zirvesinden onbinlerce kilometrekarelik bir alani ciplak gozle gorebilmek mumkun diyorlar Ziya bey. Ne kadar cok yasam bitiyor o duzluklerde, ne cogu da basliyor o vesileyle kasla goz arasinda! Kendini bu dunyanin agasi sanan insanoglunun su kibrini atmak icin dunyanin zirvesine cikmasi sart m'ola? Leopar istirsin kaba etlerimizden e mi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdusselam Marsi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-7804833078850867741?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/7804833078850867741/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=7804833078850867741' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7804833078850867741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7804833078850867741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2010/08/kardeslerime-dokanma.html' title='Kardeslerime Dokanma'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/TGxV7Q5TZPI/AAAAAAAAAEM/dXS6Mb0weMg/s72-c/leoparin+istirisi.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-4332307660370569696</id><published>2010-08-13T05:54:00.000-07:00</published><updated>2010-08-14T00:10:57.832-07:00</updated><title type='text'>Imtiyazsiz Alacakli</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/TGVA5MY8_HI/AAAAAAAAAEE/Vn0vsM8QwJY/s1600/altan+zeki+unver.21.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 127px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/TGVA5MY8_HI/AAAAAAAAAEE/Vn0vsM8QwJY/s200/altan+zeki+unver.21.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5504877470852906098" /&gt;&lt;/a&gt;Bir kere yuz yuze gorusme firsatim oldu onunla, Ankara'da ofisinde ziyaret etmistim, 10-15 sene evvel. Ekonomik anlamda iflas etmis, yahut belki de hic var olmamis bazi yoreleri kalkindirma projelerini kisaca anlatmisti ki Koytur bunlardan biri idi. Bir koyu arici, oburunu halici yapip ayaga kaldiriyorlardi ulkenin dort bir yaninda. Yerde bir hali vardi ofisinde. Onu gostermisti, gozleri dolu dolu, ayaga kaldirdiklari bir koyun eseri olarak. Ayagimi cekiverdim ustunden, basmaya utandim gibi bir sey diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1957 yilinda Tarsus Amerikan Koleji'nden mezun olup, 1961'de Robert Kolej (o donemin Bogazici Universitesi) Kimya Muhendisligi bolumunu bitiren Altan Zeki Unver yuksek lisans egitimini Texas Universitesi'nde Ekonomi ve Kimya Muhendisligi bolumlerinde tamamlar. 3,632,656 no'lu ABD patentinin sahibi olur, genc yasta basarili bir kariyere adim atmistir, ama kalbinin sesini dinleyip ulkesine doner ve 1969'da Turkiye Kalkinma Vakfi'ni kurar. Temel hedefleri, koylere aile planlamasini getirmek, koyleri ekonomik olarak verimli uretim yerleri haline getirerek kalkindirmak ve Dunya Bankasi / BM isbirligiyle butun bu ayaga kaldirma surecine fon bulmaktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basindan beri tutkusu da budur zaten. Robert'te Turkiye Calisma Kamplarini Tesvik Dernegi'ni kurar. Bu dernekteki arkadaslariyla 1959-64 yillarinda Kayseri'den Antep'e, Kars'tan Tekirdag'a bircok sehrin kirsalinda okul, yol, kanalizasyon, vs. insaatlari gonullu gerceklestirir. Projeler icin dort bir yanda destek arar ve bulurlar: Misal, Karayollari'ndan kamyon koparilir, ODTU'den mimari plan, Milli Egitim'den para, Orman Bakanligi kalas verir, sagdan sut, soldan cimento, ne lazimsa iste yaratirlar. Bu surecin kilit unsurlarindan biri de kentsoyluyu koyluyle tanistirmaktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika donusu Tarsus Amerikan Koleji'nde ogretmenlik yaptigi donemde Sosyal Hizmetler Klubu'nu kurar. Tarsus'un koylerine mobil kutuphane ve saglik hizmetleri goturulur, aile planlamasi egitimleri verilir, yuva yasindaki cocuklarla ilgilenilir. Koylulere fakirligin, geri kalmisligin kader olmadigi gosterilir. Pilic uretimi, aricilik ve sut urunlerine yonelik egitimler verilir, cevre isadamlarindan fon yaratilir. Bu klup calismalari TKV'nin kurulmasina giden yolu acar bir yerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TKV ilk solugu Tarsus'un dag koylerinde alir. Adiyaman, Gumushane, Siirt, Van, Sinop, Eskisehir, Kayseri, Sirnak, Ordu, Bolu ve daha nice sehirlerin kirsal alanlari TKV projelerinden faydalanir. Projelerin en buyugu Koytur bir donem pilic uretiminde Turkiye'nin bir numarasi olur, Lades markasiyla o donemde gonullerde de yer eder. Ilerleyen yillar Koytur'u de TKV'ni da bitirir, gercek olamayacak kadar guzel olan her macera gibi bu maceranin da sonuna gelinir. 2003'te iflas eden Koytur herhalde 2005 yilinda yasama gozlerini kapayan Altan Unver'in de en buyuk yarasi olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isin acisi Ziya, halk adina hareket edenlere sorsan yerden yere vururlar bu isleri. Bu dunya boyledir iste. Adam gencliginin baharinda, tasi siksa suyunu cikaracakken, dunyanin en iyi sirketlerinde ise girebilecekken bos verip koylunun kapisini calar, kanalizasyon borusu doser, kahvede oturan koyluyu arici yapar, amma isleri, kurdugu vakif halkcilar tarafindan nasil tanimlanir bil bakalim: "... temel islevi kirsal alanlardaki nufus artisi ve pahaliligin yarattigi hizli proleterlesmenin toplumsal bir patlamaya donusmesini engellemek icin aricilik-tavukculuk, sutculuk gibi kucuk mulkiyete dayali uretim birimleri kurmak, tekelci burjuvaziye yeni pazar olanaklari yaratmak ve propaganda idi".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iste 50'lerde Amerikan Koleji'nden mezun olup omrunu toz toprak icinde dag koylulerine yasama hakki saglamaya calismakla gecirmeyi boyle andigi icin Sol Turk halki ile asla barisamamistir ve barisamayacaktir da. Isi propaganda, dedigi adam Ankara'da "yalnizlik" icinde olur gider, eski dostlarindan bir Mete Akyol katilir cenazesine. Tekelci burjuvazinin bir isi cikti herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet cok yakindan tanimadim kendisini. Sevabini, gunahini cok iyi bilemem. Ama kisitli bilgimle o gun yanindan ayrildiktan sonra soyle dusunmustum: Bugun bir kahramanla tanistim. Insanimizi somurenlerle bu somuruye isyan etmek disinda bir halt etmeyen kerameti kendinden menkul sozde solculara ayni mesafede, apayri bir deryada, her zaman eli tasin altinda bir abi olarak anmak istiyorum ben Altan Unver'i. Tek basina bir koy enstitusu olarak canlandiriyorum gozumde. Yaniliyorsam da yanilayim, sanki bu ilk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rivayete gore Seytan dagin basinda Isa'nin karsisina cikar. Tanri dedigin kadar buyukse atla surdan asagi da kurtarsin bakalim seni gucu yetiyorsa, der. Isa da buna cevaben, cekil Seytan, der ve yoluna devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sergei Taylandov&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-4332307660370569696?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/4332307660370569696/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=4332307660370569696' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/4332307660370569696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/4332307660370569696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2010/08/imtiyazsiz-alacakli.html' title='Imtiyazsiz Alacakli'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/TGVA5MY8_HI/AAAAAAAAAEE/Vn0vsM8QwJY/s72-c/altan+zeki+unver.21.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-8993452563628750477</id><published>2010-07-20T07:51:00.000-07:00</published><updated>2010-07-20T07:57:44.070-07:00</updated><title type='text'>Cin Kervani</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/TEW4yf6PDtI/AAAAAAAAAD8/ZdQky6l9u00/s1600/cin+kervani.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 131px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/TEW4yf6PDtI/AAAAAAAAAD8/ZdQky6l9u00/s200/cin+kervani.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496002097974283986" /&gt;&lt;/a&gt;Gunesten bir ruzgar eser, dunyaya varir, yesil olur, kirmizi olur, buyulu bir ezginin ritmine ayak uydururcasina danseder. Kuzeyde aurora borealis, guneyde aurora australis diye anilir bu, manyetik kutup bolgelerinde gece gorulen dogal isimalar. Cree halkinin Ruhlarin Dansi diye andigidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey ruzgari istikametinde manabai'wok (devler) yasar, diye basliyor bir eskimo efsanesi. Yaslilarimizdan duyduk onlari. Dostumuzdur manabai'wok, ama artik onlari goremiyoruz. Usta avci ve balikcilardir. Mizraklariyla ve mesaleleriyle balik avina ciktiklarinda biliriz, uzerlerindeki gokkubbe de isil isil olur zira, diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aurora Borealis (kuzey isigi) Fince'de Revontulet (Tilki Alevleri) tabir edilir. Eski bir Fin efsanesinin kahramani kutsal bir tilki, kuyruguyla karlari havaya dogru serpistirdikce ortaya cikan isik dansina oykunulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kezduren sofrasina daha once misafir ettigimiz Sami halki, bu fenomeni olmuslerin ruhuyla izah eder. Isik oyunlari ruhlarin sahne aldigi bir kutsal musameredir. Musamere canlilar tarafindan saygi ve ciddiyetle karsilanmalidir, cocuklar cevvalliklerine ara vermelidir. Vermezlerse gotlerine tokadi yerler, zira Goksel Isik dansina saygisizlik edenleri bekleyen, kor talih, hastalik ve dahi olum olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu fenomeni layikiyla karsilayanlarin ise pozitif bir enerjiden istifade edecegine inanir Sami halki. Ornegin cetin toplantilar icin muthis bir zamanlamadir, cunku canlilarin ruhu uzerinde yumusatici bir etkisi vardir. Barisma vesilesidir, gurur kiliciyla ayri dusmus gonullerin vuslatina basamak olur bu nur nehirleri. Hatta, samimiyetle, alip basimi gidecem bu diyarlardan bir gun, diyenlerin isik oyunu altinda islik calarak isiklari kendine cektikleri ve isiklara karisarak gayba intikal ettigi dahi rivayet edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzeyli baska folklorlerde de hakettigi yeri almistir, aurora borealis. Norves ve Iskoc kulturlerinde danseden cariyeler olarak anilirlar. Bir Gronland efsanesi bu fenomeni dogumda olen cocuklarin ruhuna atfeder. Kimi Eskimo kabilelerine gore danseden insan ruhlaridir, kimilerine gore ise hayvan. Kimi halklar dusmanlarin intikam atesiyle yanan ruhlari diye yorumlayarak cekinmislerdir bu buyulu manzaradan, kimileri ise, savasta olen yigitler icinde en babayigitlerini Odin'in yanina almak uzere secme gorevini ifa eden Valkür perilerinin mesaleleri diye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Big Fish filminde, babasinin her olayi bir oykuyle susleyerek oldugundan farkli anlatmasindan bikmis usanmis, gercek hasretiyle yanip tutusan genci bir gun aile doktorlari kenara ceker, sen nasil dogdun biliyor musun, diye sorar. Babam yakalanmasi mumkun olmayan bir balik yakalamis o gun, yuz bin kere anlatti, cevabini alinca, o oykuyu kastetmiyorum, gercekten nasil dogdugunu biliyor musun, diye sorar doktor. Karsisindaki heyecanlanir, fakat nafile, cunku doktor ona babasinin dogumda is seyahatinde oldugunu ve son derece siradan bir dogum yasandigini anlatir. Gercek bu, al simdi bunu bir tarafina, mesajini verir bu vesileyle yasli doktor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, saatte 2 milyon km hizla gunesten uzaya yayilan isinim parcaciklari dunyaya yaklastiklarinda dunyanin manyetik alani tarafindan cezbedilir ve manyetosferde bir suru baska parcacikla kafa tokusturmak suretiyle yogun elektrik yuklendikten sonra isbu enerjiyi geri verme surecinde yesil ve kirmizi sua olarak beseri goze carparlar ve buna da kutup isiklari denir, seklinde bir izahati da var bu fenomenin Ziya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Var amma, fersiz ziyayi neyleyim yaren? Gel o halde, oyle bir isim verelim ki, bir Ziya, bir Serkan, otesinin gonlu bize luks, desinler ardimizdan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Ziya Bir Serkan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-8993452563628750477?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/8993452563628750477/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=8993452563628750477' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/8993452563628750477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/8993452563628750477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2010/07/cin-kervani.html' title='Cin Kervani'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/TEW4yf6PDtI/AAAAAAAAAD8/ZdQky6l9u00/s72-c/cin+kervani.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-1845166442462651842</id><published>2010-04-22T15:58:00.001-07:00</published><updated>2010-04-22T16:00:02.141-07:00</updated><title type='text'>Lizzie'nin Mezartasi Yazisi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/S9DUzOAW_fI/AAAAAAAAAD0/DZLK_b_mWgk/s1600/t++model.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 124px; height: 93px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/S9DUzOAW_fI/AAAAAAAAAD0/DZLK_b_mWgk/s200/t++model.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5463100324398431730" /&gt;&lt;/a&gt;Sosyalizmin sorunu neredeydi? Bu soruya "Adindaydi" cevabini veren bircok kisi var, ama bilerek, ama bilmeden. Bilerek cevap verenlerden biri de Amerikali sosyalist yazar Upton Sinclair. 1934 yilinda Kaliforniya valilik seciminde aday olan Sinclair'e kulak verelim: "Sosyalist listeden aday oldugumda 60 bin oy alirken, 'Kaliforniya'da Yoksulluga Son!' diyerek 879 bin oy aldim. Amerikan halki sosyalizimi sececektir ama bu isimle degil."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Upton Sinclair ABD'de yasamis, dunyayi, hic olmazsa ulkesini degistirmeye calismis bir sosyalisttir. Sonradan nedense yanan sosyalist bir koloniyi dahi kurmus rivayete gore. Yazar, ilk olarak orjinal adi The Jungle olan, dilimize Chicago Mezbahalari adiyla cevrilen kitabiyla unlenmistir. Bu kitabi yazmak icin isci kiliginda mezbahalara girmis ve orada hukum suren insanlik disi calisma kosullarini roman yapmis, kitabin bir kopyasini da Baskan Roosevelt'e postalamistir. O donemde ortaligi ayaga kaldiran roman uzerine yasalar cikarilarak ilgili kosullar duzeltilmeye calisilmistir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yoruma gore Sinclair arastirmaci gazeteciligin babasidir, ilhamidir. Almanya'yi biraz bilenler, benzer bir cizgiyi halen hayatta olan Günther Wallraff'ta animsayacaklar. Wallraff yabanci iscilerin Almanya'da cektigi cileyi ortaya cikarmak icin 80'lerin basinda Türk isci kiliginda cesitli isyerlerine girip deneyimini En Alttakiler kitabiyla kamuoyuna aktarmisti. Babasinin bir Ford iscisi olmasi kaderin bir cilvesi olabilir mi acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin biz yine Sinclair'e donelim. Yazarin dilimize Sanayi Krali adiyla cevrilen, orjinal adi The Flivver King olan romanini mercek altina alalim. Ingilizce ogreten bir Ingiliz arkadasa yahu bu Flivver ne demek, sorusunu yonelttigimde cevabi, nece ki o, olmustu. Meger Amerikan argosuymus, eski model, ucuz, kucuk araba demekmis. Ilk, Tin Lizzie (yillar sonra ogrendik Thin Lizzy nereden cikmis) diye de bilinen Ford'un T modeli bu isimle anilmis. Dilimize kabaca "kulustur" seklinde cevirebilsek de bu kavramin ceviride yarattigi edebi ve felsefi boslugu doldurmak epey zor. Nedenini merak ederseniz, sabirli olun, bu metinde o sizi bulacaktir nasilsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanayi Krali, Henry Ford'un imparatorluk kurma oykusunu hayali bir iscinin uydurulmus yasam oykusuyle donusumlu olarak anlatir. Bariz mesaji, fabrika duzeninin, kayan bantin, vesairenin meslek erbabligini oldurdugudur. Genel ekonomi icin olumlu gibi gelse de aslinda insanligi ekarte edip robotlugu toplumsal hayata meslek kisvesinde sokan ucube bir cozumdur bu akim. Ve maalesef dunyaya hukumdar olur. Ote yandan bence Henry Ford'un deneyimi daha ilginc bir mesaj tasimaktadir goren gozlere: kral olmanin bedelini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanin basinda "Sokagin asagisinda bir adam var, atsiz yuruyen bir araba yaptigini soyluyor" cumlesiyle Henry Ford'un mucit ruhu mujdelenir. Henuz saftir yuregi Henry'nin. Gunduzleri elektrik fabrikasinda calisip geceleri izbe bir garajda araba motoru gelistirmeye harcar vaktini, enerjisini ve sofrasindan arttirdigi parayi. Mahallelinin, bu manyak herif ve garaji ne zaman havaya ucacak acaba, diye dusundugunu bilir ve umursamaz. Bir hayali vardir ve yasamin anlamini bu hayali gerceklestirme umudunda bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hayalin en seker yani toplumsal kaygisidir. Henry zenginler icin bir oyuncak degil, halk icin bir kolaylik icat etme durtusuyle yola cikmistir. Nitekim hayatinin onemli bir bolumunde bu yuzden para babalariyla kavga eder, sermayesine mecbur oldugu icin sirketine ortak aldigi rantiyeleri firsatini bulur bulmaz kovalar, ellerindeki hisseleri geri alir. Onlar da zaten Henry'ye bir zamanlar mahallelisinin yaklastigi tarzda yaklasiyor, bir arabayi bir sonraki yil daha pahaliya satisa cikaracagina daha ucuza cikarmasini var gucleriyle, agir bir dille elestiriyorlardir ama Henry nuh der peygamber demez. Gomunist olmasinin onundeki tek engel kibiri midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isin tuhafi, tezinde hakli cikar, kapitalist pazari sosyalist bir cizgiyle fetheder. Tek tipi birak, tek renk (siyah) araba uretir, begenmeyen almaz kardesim, diye kesip atar. Eskiden saganak yagmur altinda saatlerce pedal cevirerek ise giden vatandasin, ayagini yerden kesen gosterissiz mucizeyi flivver diyerek asagilamasi toplumsal nankorluk mudur Ziya? Hos, gokten Isa peygamber inip, Henry, arabalari biraz daha cancanli yap, dese, yine yolundan donecek degildir. Topluma acidigindan degil, dogru-yanlis inanci yuzundendir bu tavir. Vicdanlidir Henry ama acima degil adalet kaygisiyla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne devrimlere imza atmaz ki kral! Iscilere muazzam prim verir, tabii onun arabalarini alabilsinler diye. Bir sosyal servis kurar, tanrisiz bir dini servis gibi, yardima ihtiyaci olanlara yardim eli uzatir, tabii adam olma sartiyla, yani ickici, kumarci, sahtekar, vs. olmayacaksin. Aile babasiyim ve isimde gucumdeyim ama gelirim bazen yetmiyor mu dedin, melekler hemen yardimina kosar. Ancak gun olur devran doner, Henry kralligi da asar, bir numarali imparator olup cikar, butun o faydali isler de kotuye kullanilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlarin yardimlasma dernegi siluetindeki Ford Imparatorlugu giderek bir korku imparatorluguna donusur. Ford korumasiz dolasamaz, sendikalilar takip edilir, iscilerin hakkini savunanlar ya isten cikarilir, ya karanlik sokak aralarinda olesiye dovulur. Henry ise ulasilmaz olup cikar. Guvenlik sefi ve adamlari, onumuze gelen bir tekme siariyla Henry'yi eskiden bir parcasi oldugu toplumsal hayattan izole eder. Tabii Henry'nin rizasiyla. Yazar Henry Ford'u kapitalist bir domuz haline getirerek bitirir romani. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naciz nazarimda Henry mucit, Ford sanayi krali. Romanin ozgun adi Flivver King dedik. Kasit T-modeline halk arasinda flivver denmesi midir sadece? Benim cevabim hayir Ziya, sasirmadin eminim. Sarkidaki gibi, Yes I blame this world for making a good man evil, diyor bence Sinclair. Kapitalizmin, serbest pazar ekonomisinin, rekabetin ve hatta insanin yerine gore pimli bir el bombasi olduguna dikkat cekiyor Sinclair, diyor bendeniz. Iste o pimin adi vicdan. Sen ki idealizminle bir kulusture can verdin, sen ki kendi cocuguna bilhassa bir kulustur olarak can verdin Henry. Seni dahi kaybediyorsak gonuller fatihi, oluru yok demektir. Ama insan, ama toplum, ama iktisadi sistem... Pimini cektin mi, bese kadar sayicaktin bi zahmet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serkan Taylan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-1845166442462651842?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/1845166442462651842/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=1845166442462651842' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1845166442462651842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1845166442462651842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2010/04/lizzienin-mezartasi-yazisi.html' title='Lizzie&apos;nin Mezartasi Yazisi'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/S9DUzOAW_fI/AAAAAAAAAD0/DZLK_b_mWgk/s72-c/t++model.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-5011524596807568224</id><published>2010-04-01T12:14:00.000-07:00</published><updated>2010-04-01T12:18:30.112-07:00</updated><title type='text'>Yikilmislar Yuvasi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/S7Tw6meolcI/AAAAAAAAADs/ZrTRKcdiZLY/s1600/portmeirion.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 132px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/S7Tw6meolcI/AAAAAAAAADs/ZrTRKcdiZLY/s200/portmeirion.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455249938204628418" /&gt;&lt;/a&gt;Bulasik yikarken Galce ogrenmek mumkun mu, sorusunun cevabini ariyordum gecende. Ve buldum. Sorunun cevabinin sevenlerime ilham vermesini dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alti Kelt ulusundan biri olan Galler, bildiginiz gibi Birlesik Krallik'in hakimiyetinde, adanin bati kisminda. Sekiz yuzyildir Krallik'in ilk erkek cocugu Galler Prensi unvanini aliyor. Prens Charles yani Ingiltere degil Galler Prensi, yanlis olmasin. Bayraginda bir ejder bulunan, kismen Kelt kulturunu halen yasayan bu ulkenin dilinden birkac kelime siralayalim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tref: kasaba, mynydd: dag, deilen: yaprak, coeden: agac, bryn: tepe, eira: kar, olwyn: tekerlek, afon: nehir, gorffennaf: temmuz, moronen: havuc, gwraig: kadin, dyn: erkek, plentyn: cocuk, psygodyn: balik, aderyn: kus, oen: kuzu, saith: yedi, wyth: sekiz, naw: dokuz, deg: on, gwanwyn: bahar. Bunlar beni kesmedi diyorsan http://www.cs.cf.ac.uk/fun/welsh/Welsh.html&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galler ilinden gelip de sevdigimiz isimler hangileri midir? Ryan Giggs, Christian Bale, Anthony Hopkins, Vinnie Jones, Roald Dahl, Tom Jones, Bonnie Tyler, Bertrand Russell, Duffy, Jonathan Pryce ve Shakin' Stevens. Sevmedigimiz isimler Timothy Dalton, Lloyd George ve Catherine Zeta-Jones.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soframizin bugunku mezesi Portmeirion da iste Galler'in Irlanda'ya bakan deniz kiyisinda insa edilmis yapay ama buyuleyici, nufussuz bir koy. Bu Portmeirion'u gozum bir yerden isiriyor mu dediniz degerli kezdurenler? Aferin, bakiniz Prisoner dizisi konulu yazimiza. Iste o muazzam dizi de bu kasabada cekilmisti. Neden mi? Cunku siir gibi bir mekan yapmis Sir Clough Williams-Ellis adli mimar abimiz. Sen kalk, elli sene bir koy insaatiyla ugras. Deger mi, diyeceksin Ziya? Koyune bagli, diyorum. Sasirdin gibi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu saygideger mimar, Italyan Portofino'ya hayranmis, ben bunun benzerini Galler'de yapmazsam namerdim, sloganiyla 1925 yilinda basladigi projeyi 1975 yilinda 90. dogumgununde tamamlamis. Filmde de muthis bir isabetle yansitildigi gibi gercekustu bir acik hava muzesi olmus. Sanki ruyadasin. Yikilmislar Yuvasi (Home for Fallen Buildings) diye anilmasinin sebebiyse insaatinda baska mekanlardan getirilen harabelerin de kullanilmis olmasi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekan tabii sohretini Prisoner dizisine borclu. Bugun dizinin resmi hayran dernegi toplantilarinin disinda, yilda 250 bin turist cekiyor bu koy tek basina. Prisoner sarkisinin anlatildigi bir belgeselde Bruce Dickinson da arsinlamis Portmeirion sokaklarini. Koyun otel, can kulesi ve tarihi kale gibi binalarinin yaninda bahceleri de meshur, manolyalari bir baska imis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koyun nev-i sahsina munhasir koseleri arasinda, Deudraeth Kalesi, Ladies Lodge Sokagi, Panteon, Tas Tekne, Plas Brondanw, Portmeirion Oteli ve de Tuhaf Agac yer aliyor. Benim en hosuma giden Amis Reunis adli Tas Tekne. Galiba adini eski bir mason orgutunden aliyor. Beni ceken yani, limana bitisik mimarisiyle Prisoner ile agiz birligi yapisi: Ozgurluk mittir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekala, o halde baslangictaki soruya geri donersek, bulasik yikarken Galce ogrenmek mumkun mu? Benim cevabim Ziya, mumkun degil. Galce iki kelimeyi kapan bulbul olsa birbirimizi duyamazdik gurultude. Ayriyeten bak, bulasik bitiverdi ve sen yine ortada kaldin. Bazen Gollum'u hatirlatiyorsun bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Drws Ty+&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-5011524596807568224?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/5011524596807568224/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=5011524596807568224' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/5011524596807568224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/5011524596807568224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2010/04/bulasik-yikarken-galce-ogrenmek-mumkun.html' title='Yikilmislar Yuvasi'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/S7Tw6meolcI/AAAAAAAAADs/ZrTRKcdiZLY/s72-c/portmeirion.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-7707776606010900900</id><published>2010-03-06T08:34:00.000-08:00</published><updated>2010-03-06T08:47:39.106-08:00</updated><title type='text'>Sabriye Kiymet</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/S5KHCEtv5cI/AAAAAAAAADk/m8RIygCsUQ8/s1600-h/sorry+tale+2.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 155px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/S5KHCEtv5cI/AAAAAAAAADk/m8RIygCsUQ8/s400/sorry+tale+2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445563369139463618" /&gt;&lt;/a&gt;Olum bir yolculuksa bavulunu topla Ziya. Hipnozda hastalarin cocukluguna giden psikanalistlerden esinlenerek yine hipnozla dogum tarihi oncesine cikilan ekminezi yolculugu ruhun seyahat ettiginin ispati olabilir mi, ha?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dickens'in vefatiyla yarim kalan son romani "Edwin Drood'un Sirri"ni bire bir onun diliyle tamamladigi soylenen Thomas P. James'in bahsini mutlaka duymussundur. Pekala, bu arkadas ucuz bir taklitci olsa Sherlock Holmes'un yaraticisi Sir Arthur Conan Doyle'un kafasini karistirabilir miydi dersin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya Sabriye Kiymet'e ne demeli? Siz hic roman yazan bir ruh duydunuz mu dostlar? Hem de oyle bir iki degil, tam bes roman yazan bir ruh. Yaa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oykumuz 1883'te ABD'nde dogan Pearl isimli bir kiz cocuguyla baslar. 24 yasinda evlenerek Curran soyadini alan Inci'nin evliliginin ilk yillari gayet banal gecer. Taa ki 1913 yilina dek. 8 Temmuz 1913 yilinda denizin ote yakasinda 1649-1694 yillari arasinda yasadigini soyleyen bir ruh onu ziyarete gelir. Adi Patience Worth'tur. O gunden sonra Patience, Pearl'un agzindan konusur, siir okur, oyku ve romanlar dahi yazar. Bunlar icinde en meshuru olan The Sorry Tale, bazi uzmanlara gore Hz. Isa'nin oykusunu en iyi anlatan romandir. Elbette eser 19. yy. Amerikan diliyle degil, 17. yy. Ingiliz diliyle yazilmistir. Ve tahmin edilecegi uzere okuldan terk vasat bir vatandasin kapasitesinin uzerinde bir entellektuel duzeydedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yillarda vaka giderek yaygin bilinir hale gelir, cesitli bilimadamlari tarafindan mercek altina alinir. Tabii skeptikler Pearl'in dersine iyi hazirlanmis bir sahtekar oldugunu ileri surmektedir. Bu iddialar elbet Patience'in da kulagina calinir. Bir gun kafasi atar, yetmisbin kelimelik epik bir siir yazmaya koyulur. Oxford Universitesi'nden Prof. Schiller bu eserde kullanilan kelimelerin 1650 yili Ingilteresi lisaniyla yazildigini teyit etmenin yani sira boyle bir siir yazabilmek icin insanin butun omru boyunca 17. yy. dili ile ugrasmasi gerektigini de vurgular. Profesore gore edebiyat dunyasi katiksiz bir filoloji mucizesi ile karsi karsiyadir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konunun giderek merakli bir hal almasi her branstan bilimadamini miknatis gibi ceker. Inci yaklasik 20 yil boyunca basta psikoloji uzmanlari olmak uzere cesitli doktorlar tarafindan incelenir. Gunler, haftalar demiyorum, 20 yil diyorum. Inancsizlarda birinin aklina gelen bir fikir dogrultusunda gunun birinde Sabriye Pearl'un agzindan konusurken dogaclama bir deneye tabi tutulur. O anda toz konulu bir siir yazmasi rica edilir. Sabriye'nin hic tereddud etmeden okudugu siirden bir alinti kezdurenlere sunulur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toz, toz, toz, krallarin maddesi,&lt;br /&gt;Dogunun silahi, kirlarin külü,&lt;br /&gt;Delilerin ayaginin altindaki balcik,&lt;br /&gt;Solmus guller, curumus yapraklar, cökmüs&lt;br /&gt;Saraylar, insanlarin umidi ve korkusu,&lt;br /&gt;Nesillerin gozyaslari, tum insanligin eti.&lt;br /&gt;Toz, toz Tanri'nin elinde bekliyor,&lt;br /&gt;Birlesip yaratilmayi.&lt;br /&gt;Toz, toz, toz - yarinin dogmamisinin,&lt;br /&gt;Toz, toz - dunun olmusunun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liseyi dahi bitirememis birinin Pulitzer odulu almasi normal midir Ziya? Cevabini bildigin sorulari bana sorma diyeceksin belki. Gel gor ki, evren eliptikse iki nokta arasindaki en kisa yol bir dogru degil bir egridir diyor eloglu. Kendini Patience'in yerine koy simdi. Ruhun seyahat ettigini goren goze ispat etmek istesen, Pulitzer odulu alacak bir edebi eseri dile getirmek uzere bir dahiyi mi secerdin, yoksa bir cahili mi? Normal hangisi oldu simdi guzel kardesim? Bavul topla diyorsam bir bildigim var herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acele et demiyorum, o ayri. Ama bavulun yoksa mesela, eksikligini duyuver bir zahmet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bukacinci Henri&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-7707776606010900900?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/7707776606010900900/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=7707776606010900900' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7707776606010900900'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7707776606010900900'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2010/03/sabriye-kiymet.html' title='Sabriye Kiymet'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/S5KHCEtv5cI/AAAAAAAAADk/m8RIygCsUQ8/s72-c/sorry+tale+2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-355487044702099135</id><published>2010-01-06T16:01:00.000-08:00</published><updated>2010-01-06T16:08:04.288-08:00</updated><title type='text'>Cingar Matinesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/S0UlsiJ8k3I/AAAAAAAAADM/wAB60V1gXJc/s1600-h/stunksitzung.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/S0UlsiJ8k3I/AAAAAAAAADM/wAB60V1gXJc/s200/stunksitzung.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423782773250626418" /&gt;&lt;/a&gt;Ete Veda. Bu ne simdi? Vejeteryan slogani mi? Doktor tavsiyesi mi? Hintli bir isadaminin adi mi? Dunyanin en buyuk sokak eglencesi mi? Belki hepsi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karnaval, ya da Latince'den dogrudan cevirisiyle Ete Veda, bir Hristiyan orucudur, ama orucluktan cikmistir desek yeridir. Isa peygamberin colde gecirdigi feragat sureciyle iliskilendirilir. Ozunde bir hayvansal gidalar perhizi olup, ulkeden ulkeye degisik olcutlerle tanimlanir. Uygulamada ise (artik cok az kisinin uyguladigi) dini bir perhiz oncesi, sosyal bir nevi sapitmaya denk gelir. Alkolun su gibi aktigi, insanlarin cinsellik ve dans orneklerindeki gibi, normalde ket vurdugu durtulerinin fokurdadigi eglence seklini alir. Yoresel kultur ve tarih de karnaval eglencelerine etki eder. Mesela Köln yoresinde 19. yy. baslarindaki Fransiz (Napolyon) isgalinin elestirisi de karnavali firsat bilen turlu soytariliklara meze olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozetle, karnavalda icilir, sokaklarda dansedilir, kapali mekanlarda, daha ziyade zenginler icin matineler (suareler) duzenlenir. Sahne alan komedyen ve muzisyenler, ickiyle kendinden gecmeye meyilli konuklari eglendirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ihtisamli ve pahali eglencelerin sosyal vicdani olarak bundan 26 yil once ilk kez Köln'de Kokusmus Matine yahut Cingar Matinesi olarak tercume edilebilecek Stunksitzung gelenegi kok salmistir. Suya sabuna dokunmayan Karnaval eglencelerinin aksine Cingar Matinesi oyle bir gemi aziya alir ki, skeclerin malzemesi zaman zaman mahkemeye dahi duser. Ornegin bundan uc yil once sahnede Papa ile Köln Baspiskoposu Meisner bir yatagi malum sekilde paylasirken canlandirilmisti. Dunyanin en buyuk ikinci kilisesinin bulundugu sehirde boyle bir skec nasil cesaret ister, dusunun bi zahmet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cingar Matinesi her yil Aralik ortasindan Subat ortasina hemen her gun sahnelenen 3-4 saatlik bir cermen hisseli harikalar kumpanyasidir. Bes on dakikalik skecler arasinda muzik grubu Köbes Underground, orjinali genelde ingilizce olan meshur sarkilara yazdigi Almanca hicivlerle sisteme gecirir de gecirir. Skeclerden en cok politikacilar, kilise ve ordu pay alir. Bu nerdeyse yeminli bir duzen dusmanligidir ve masumiyet mevzubahis degildir. Bir insanin sistemde ilerlemesi onun elestirilmesi icin yeterli sebeptir. Ornegin bu seneki Matine'de, Almanya Saglik Bakani icin bence ziyadesiyle irkci bir ifade yer aldi. Bu arkadas Vietnam dogumlu, Amerikan isgalinin ve ic savas sonrasinin yarattigi zavalli nesilden olup Alman bir cift tarafindan evlat edinilmis. Neticede Almanya'da ve Alman kulturuyle buyumus, yuzu Asyali, ruhu Cermen, 32 yasinda Bakan olmus biri icin, daha goreve gelir gelmez, elestirilecek hicbir icraati yokken, eskiden Guneydogu Asyali cocuklar seks turizminin kurbani olurlardi, simdi bakan oluyorlar, demek hem got hem vicdan ister. Peki anarsist insanlar boyle bir seyi niye yapar? Cunku o savas kurbani cocugun sahsinda sistemi goruyor. Liberal Parti'nin bakanina bel altindan vurmak insanliga hizmettir diyor herhal. Papa'yi oglanci, Hitler'i maymun yapan adam, Federal Bakan'i onun bunun cocugu ilan etmekten cekinir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Butun bunlara ragmen aslinda hiciv ikinci planda. Ilk planda Ren insaninin muhabbeti, eglencesi, yerel esprileri, dili, kisacasi mavrasi yer aliyor. Skeclerin buyuk bolumu, Almanca'dan ziyade, bolgesel sive sinirlarini asip nerdeyse bir dil haline gelen Köln dilinde (Kölsch) sahneleniyor. Eger bu ekosisteme uyum saglayabiliyorsaniz aralarina katilabiliyorsunuz. Izmirli bir Turk tiyatrocu, Ozan Akhan bunu basaran onemli bir isim. Gordugumuz kadariyla her sene daha fazla rol aliyor sahnede. Bu sene de bir Michael Jackson rolu kesti ki, Tolgahan gorse elini sikardi, son tahlilim budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ayrilik vakti yaklasiyor. Her ayrilik zordur demis vatandasin biri. Sanki geri kalan her sey cocuk oyuncagi. Urkek deniz kabugu yengeci misali kabugumuza geri donmeden sunu da hatirlatmis olalim: Su dunyanin duzenine bak, sarkisini soyleyen cok insan var su dunyada. Bir degil, uc degil, bes degil, cok. Hepsi dili dondugunce soyluyor. Demek, vazgecmiyor. Kendinden feragat eden kezdurenin, vazgecmeyenleri ovmesi celiski arz eder mi Ziya dedim, bir seher vakti. Ziya'nin cevabi gecikmedi: Abi senin neyin var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amos Calloway&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-355487044702099135?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/355487044702099135/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=355487044702099135' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/355487044702099135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/355487044702099135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2010/01/cingar-matinesi.html' title='Cingar Matinesi'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/S0UlsiJ8k3I/AAAAAAAAADM/wAB60V1gXJc/s72-c/stunksitzung.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-4035984621492990441</id><published>2009-12-04T09:23:00.001-08:00</published><updated>2009-12-04T09:24:36.547-08:00</updated><title type='text'>Yokluga Yolculuk</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SxlFr3g36_I/AAAAAAAAADE/8MDyqJSZfME/s1600-h/emazenyeni3.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 199px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SxlFr3g36_I/AAAAAAAAADE/8MDyqJSZfME/s200/emazenyeni3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411433047200885746" /&gt;&lt;/a&gt;Topraklarimizin beserin yolculuguna en guzide katkisi midir bilmiyorum ama UNESCO tarafindan 2005 yilinda koruma altina alinan kultur mirasimiz Sema, bitmeye soyunan kezduren gonullerde ayri bir yer isgal etmesin de ne etsin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sema sevgiliyle bulusmak icin toplu olarak gerceklestirilen bir Mevlevi ayinidir. Cesitli tarikatlarda farkli isimlerde anilir, devran, zikr-i kiyam, gibi. Mevlana'nin sagliginda hicbir usule bagli olmadan icra edilen ayin, torunu Ulu Arif Celebi'nin cizdigi cercevede merasimlesmistir. Ancak semayi diger zikirlerden ayiran bir ozellik, zikir idaresi bulunmamasidir, zira hickimsenin yonetmesine gerek kalmayacak denli ozenle bestelenmistir. Denir ki, zikrin idaresi, Ayin-i Serif'in bestesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dervis yetistiren asitanelerin bir bolumunu teskil eden Semahane en basit haliyle uc kisimdan olusur. Züvvar maksuresi adi verilen ziyaretci bolumu korkuluklarla zikir alanindan ayrilir. Meydan-i Serif tabir edilen sema alani genelde dairevi veya sekizgen yapidadir. Ucuncu ve son bolum, calip soyleyenler icin ayrilan Mutribhane'dir. Semahaneye ayak muhurlu (sag ayak bas parmagi sol uzerinde), bas kesilmis (saga yikilip yuz kalbe donmus) olarak girilir. Devrana gecmeden evvel namaz kilinir, Mesnevi ve Kur'an okunur, salavat getirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dondukce, etekler yelpazelenir&lt;br /&gt;Dondukce, gonulde ask tazelenir..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlana'nin, sol ayagimiz seriatta sabit, sag ayagimiz yetmis iki milleti gezer, sozune paralel olarak semada direk adi verilen sol ayak yerden hic kesilmez ve bukulmez. Sag ayak sola (kalbe) dondurulerek atilir. Basini saga egip kalbe nazar eden semazen sag elini avcu acik sekilde kaldirir, ihsan edilen feyzi sol eliyle halka dagitir. Kendi etrafinda bir donuse cark denir ve semazen her carkta bir kez sessizce Ism-i Celal okur, yani Allah der. Yavas yavas tennureler acilir ve manevi yolculuk baslar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yolculugun detaylarini bilemeyecegiz ama hicbir ipucu yok da denemez. Yolculuk vesilesiyle dunya, ruya, varlik, yalan ve sehvetten kacilir, cunku bunlarin insani Allah'tan uzaklastirdigi kabul edilir. Ben fakir hayalgucumle bunu insanin evrenle olan kutsal bagini hatirlama yolunda kendinden siyrilmasi olarak tahayyul ediyorum. Dervise gore sema kendinden gecen kisinin can sarhoslugudur. Nitekim yedi Ayin-i Serif besteleyen Dede Efendi'nin de, eserlerinin Hz. Pir diye de anilan Mevlana'ya ait oldugunu soylemesi, naciz idrakimda tevazudan ziyade meditasyona isaret ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyorlar ki, tasavvuf dort seviyedir. Seriat seviyesinde "Seninki senin, benimki benim". Tarikat seviyesinde "Seninki de senin, benimki de senin". Marifet seviyesinde "Ne benimki var ne seninki". Hakikat seviyesinde "Ne sen varsin ne ben". O halde biz de sozu pirine birakip haddimize donelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben bilmez idim gizli ayan hep sen imissin&lt;br /&gt;Tenlerde vu canlarda nihan hep sen imissin&lt;br /&gt;Senden bu cihan icre nisan isteridim ben&lt;br /&gt;Ahir bunu bildim ki cihan hep sen imissin"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayip Yolcu S.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-4035984621492990441?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/4035984621492990441/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=4035984621492990441' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/4035984621492990441'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/4035984621492990441'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/12/yokluga-yolculuk.html' title='Yokluga Yolculuk'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SxlFr3g36_I/AAAAAAAAADE/8MDyqJSZfME/s72-c/emazenyeni3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-4586696903736944875</id><published>2009-11-23T06:02:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T06:17:47.632-08:00</updated><title type='text'>Ottsy i Deti</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SwqZKXcPlKI/AAAAAAAAACM/3N-w4fDYrGM/s1600/Turgenev+Fathers+and+Sons+1000.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 170px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SwqZKXcPlKI/AAAAAAAAACM/3N-w4fDYrGM/s200/Turgenev+Fathers+and+Sons+1000.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407302705981920418" /&gt;&lt;/a&gt;Dunya siyaset tarihinin en heyecan verici seruveni neden fikirsel olarak serpildigi Almanya'da veyahut kontrolsuz endustrilesmenin doruga ciktigi Ingiltere varoslarinda degil de Rusya'da devrimi gerceklestirdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aramizda bu sorunun cevabini hakkiyla verebilecek birikimli sahsiyetler var. Aslinda buyuk bir bilmece de degil. Rus edebiyati ile ilgilenenler ornegin devrimin geliyorum dedigini bilirler. Gogol'un Olu Canlar adli romanini ele alin. Mali sistemi suistimal etmek icin, koca ulkeyi gezerek toprak agalarindan sahip olduklari serfin olusunu kagit uzerinde satin alan bas kahramaniyla Olu Canlar Rusya'da o donemdeki insan degerinin, daha dogrusu degersizliginin carpici fotograflarindan birini sergiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat devrim salt maddi kosullarla aciklanabilir mi? Cok fakir olan halk isyan etti, sadece bu mu? Bence degil. Baska cok sayida faktorun yaninda bir de Rus insaninin ve ona etki eden iklimin rolu olmali. Bu tabiata bir de calkantili felsefi akimlari ve Lenin gibi bir ismi ekleyince ortaya bircok insan icin huzunlu neticelenen ama kendi capinda paylasim savasina ulvi bir nitelik katan, ustelik bunu idealizme meydan okuyarak yapan dev bir toplumsal deney cikiyor. Yani uzaylilar bizi gozetliyorsa bir SSCB deneyini, bir de Papalik makamini saskinlikla karsilamis olmalilar derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu deneyin arka planinda yer alan daha kucuk capli inkilaplar var. Oykulerinde altini cizdigi insani boyutla 19. yüzyilin ortalarinda Carlik Rusya'sinda koleligin kaldirilmasina yol acan Ivan Sergeyevic Turgenyev de iste bu zemini hazirlayan onemli sahsiyetlerden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turgenyev'in en unlu eseri Babalar ve Ogullar (tam cevirisi "Cocuklar") tatli romanlar kategorisindedir. Bunlar, bir sayfasinda kahkaha attiginiz, oburunde gozunuzden yaslar suzulen, genellikle eski, kaldiginiz sayfayi unutmamaniz icin cildine bir de kirmizi ip monte edilmis kitaplardandir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ottsy, gelenegi, Deti ise degisimi simgeler. Turgenyev babalar ile ogullar arasinda bir tercih yapmaz. Ottsy sever, esirger, uykusuz kalir, kendisini yerli yersiz gerer, gizli gizli aglar. Deti ise evlattir, devrim ister, bos geleneklerden, ilgiden gicik alir, sanat neymis, ilkeler dahi fuzuli! Baba yuregi ile evlat isyani arasindaki evrensel zitlasmayi romanlastirmak icin nihilizm akiminin yayildigi donemden daha iyi zamanlama olabilir mi? Bir iddiaya gore nihilizm tabirini edebiyata, romana sokan Turgenyev'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iste romanin bas kahramani Bazarov da nispeten yeni nesildendir. Pozitif bilimlere ilgi duyar, gezginlik ve doktorlukla ugrasir. En buyuk zevkiyse tabu devirmektir. Bu yuzden, ciftligine konuk oldugu "muridi" ve arkadasi Arkadiy'in amcasi Pavel Petrovic ile kacinilmaz bir catisma yasayacaktir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eskiden (Almanlar'in) Schiller'leri Goethe'leri falan vardi... Simdi ise aralarinda hep kimyagerlerle maddeciler turedi.&lt;br /&gt;- Dogru durust bir kimyager herhangi bir sairden yirmi kat daha faydalidir.&lt;br /&gt;- Demek siz sanati kabul etmiyorsunuz, oyle mi?&lt;br /&gt;- Para kazanmaktan baska sanat var midir sanki? Bundan baskasi basur gibi bir seydir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pavel Petrovic serefi bas taci eden, bir ask ugruna herseyini feda eden, sovalye ruhunun vucuda gelmis halidir. Bazarov ise Arkadiy'e su yorumda bulunur: "Butun bunlar kendini birakmislik, sacmalik! Hem, bir erkekle bir kadin arasinda o ne esrarli iliskiler oyle! Biz fizyologlar bu iliskilerin ne oldugunu cok iyi biliyoruz. Hele gozun anatomisini bir incele bakayim, orada esrarli bir bakis bulacak misin? Butun bunlar romantiklik, sacmalik, kuf kokan laflar, sanatcilik! Iyisi mi, gel gidip bocege bakalim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kader ya da Turgenyev aglarini oyle bir orer ki gun gelir Bazarov da asik olur. Askini aciklayana dek agzinin icine bakan bu kadin ilan-i ask uzerine Bazarov'a duydugu hayranliktan siyrilir ve bu aski reddeder. Iste kacan kovalanir, bildigimiz hikaye. Bazarov attan dusmuse doner. En cok da kendisine kizar tabii, kendisini aptal duygusalliklara kaptirdigi icin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aptal duygusalliklardan biri de Bazarov'un anne babasinin duydugu evlat sevgisidir. Arkadiy arkadasinin babasiyla bas basa bir sohbet ortaminda Bazarov'u yege gore sigdiramayinca zavalli babanin gururdan dizlerinin bagi cozulur nerdeyse. Bazarov bir sure sonra tifoya yakalanip oldugunde kisik sesle "Soylemistim, Tanri'ya isyan edecegim diye" diye bagiran Ottsy karisiyla birlikte o gunden sonra yasayan bir oludur artik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanin en keyifli yeri ve goren goz icin kalbi bence, Pavel (kisa adiyla Pasa) Petrovic'in Bazarov'u duelloya davet ettigi 24. bolumdur. Bu sahnede yasanan tarz catismasi caglarin eskitemeyecegi fevkaladenin fevkinde bir vodvildir. Yazacak bir seyi olanla yazmayi bilenin ayrildigi bir yer var diyor gonul. Orhan deyince Kemal geliyorsa akliniza, meramimi anladiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yoruma gore Dostoyevski'nin en sevdigi roman kahramani Bazarov'dur. Sevilmez mi hic, Bazarov dedigin Deti'dir, evlattir. Dus yakamdan, der, gider uyurken koklarsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asturias Garabeti Sergio&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-4586696903736944875?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/4586696903736944875/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=4586696903736944875' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/4586696903736944875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/4586696903736944875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/11/ottsy-i-deti.html' title='Ottsy i Deti'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SwqZKXcPlKI/AAAAAAAAACM/3N-w4fDYrGM/s72-c/Turgenev+Fathers+and+Sons+1000.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-7551901035094797605</id><published>2009-10-07T15:33:00.000-07:00</published><updated>2009-10-07T15:36:37.590-07:00</updated><title type='text'>Hinca Hinc Meydanlara</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Ss0XnrNVPgI/AAAAAAAAACE/7qsQQl0XDEs/s1600-h/memluk.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 152px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Ss0XnrNVPgI/AAAAAAAAACE/7qsQQl0XDEs/s200/memluk.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389990299413331458" /&gt;&lt;/a&gt;Toprak bakimindan dunyanin gelmis gecmis en buyuk mevcudiyeti, Mogol Imparatorlugu 162 yillik omrunde iki bilegi bukemedi: dogu haddini cizen Pasifik Okyanusu'nunkini ve bati haddine karar veren kolelerinkini. Hangi koleler mi? Iste modern zamanlardaki ozgur sanilan kolelere nispet evvel zaman icinde kole sanilan ozgurlerin, Memluk Sultanligi'nin oykusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. yuzyilda Mogollar Asya'yi bitirip 45. boylami astigi sirada Selahaddin Eyyubi Misir-Suriye hattinda kurdugu devletin ordusunda bir de bin (beyaz) koleden olusan ozel bir suvari birligi bulundurur. Abbasi gelenegince ozel egitimden gecerek ozel gorevler ustlenen bu elit askerler aslinda Mogol istilasi sonucu esir dusup parayi bastirana satilan Kafkasyali kolelerdir. Yaklasik bir asir sonra diyalektik girer devreye. Memlukler once o gune dek korumak icin can verdikleri Eyyubi Devleti'ni darbeyle yikar, sonra da kurduklari devletin ordusuyla, kole dusup dunyanin en iyi askerleri olarak yetistirilmelerine yol acan Mogol ordusuna dunya capinda ilk yenilgisini tattirir. Kimmeryali Conan'in oykusu de oyledir hatirlayacaksiniz (belki).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafkas dedik ama gelin bunu biraz daha acalim. Memluk Saltanati iki ana doneme ayrilir. Birinci donemde hakimiyet Bahri veya Memalik-i Bahriye adiyla anilan Kipcak Turkleri'nin, ikinci donemde Burci veya Memalik-i Cerakise adiyla anilan Cerkes ve Gurculer'in elindedir. Her iki grup Karadeniz kiyilarinda esir dusmustur, ancak ilk grup Nil uzerindeki bir adadaki kislada askerlik egitimi aldigindan Bahriyeli olarak anilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve 1249 yilinda Eyyubi Sultani Turan Sah'i devirip yonetimi ele alan Bahri ordusu rusdunu 11 sene sonra, Bagdat'i alarak halifeyi olduren Mogollar karsisinda ispatlar. Suriye'de Ayn-i Calut (Calut'un gozu?) denen ve Hz. Davud'un Calut'u (Goliath'i) yendigi rivayet edilen yerde tutulan cenkte Mogollar yenilir, bu vesileyle halifelik de kasla goz arasinda Kahire'ye, Kipcaklar'a gecer. Kulaklarin cinlasin Halim. Bir ara Memalik-i Cerakise de kendi darbesini yapar, Osmanli'ya rakip olur, hersey birbirine girer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memluklar'in askeri basarilarinin ardinda yatan uc unsur var. Birincisi, onulmaz at sevdalari ve dolayisiyla at uzerinde savasma ustaliklari. Yani Mogollar'i kendi silahiyla vururlar. Ikincisi Memluklar'a yapilan yatirim. Yani asker olarak yetistirilmek uzere kole olarak satin alindiklari andan itibaren en iyi yiyeceklerle beslenir, en iyi kosullarda yasatilirlarmis. Rivayete gore bu yasam kosullari bazi ozgur Misir vatandaslarini gonullu kolelige basvurmaya tesvik edecek kadar abartiliymis. Ucuncu ve en onemli unsur da ozgurluk hayali, elit askerler olarak kendi (ailesinin) kaderini kendi eline alma olanagi. Ornegin bir kolenin cocugu kole olarak dogarken Memluk statusune girmis bir kolenin cocugu ozgur olarak dogarmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Venceremos dedin, zincirlerini kirdin, peki sonra? 268 yil hukum suren bu kole saltanatina noktayi Yavuz Sultan Selim koyar. Nasil mi buyurdunuz? Maalesef sahra toplariyla. Ileriki yuzyillarda yine ortaya cikarlar ama, ok-yayla, mizrakla cenk edilen mert muharebeler tarih olmustur artik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memluklar, ortaya cikislari, darbesiz iki yilin gecmedigi saltanatlari ve tarih sahnesine hazin vedalariyla, kezdurenlerin hep soylemek istedigi ama kezdurmekten dillerinin donmedigi bir turku okur dunyanin aga babalarina: Bosa kostaklanma, kostak degilsin karam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakanuvis Haci Cavcav&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-7551901035094797605?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/7551901035094797605/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=7551901035094797605' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7551901035094797605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7551901035094797605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/10/hinca-hinc-meydanlara.html' title='Hinca Hinc Meydanlara'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Ss0XnrNVPgI/AAAAAAAAACE/7qsQQl0XDEs/s72-c/memluk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-2875368837105385899</id><published>2009-08-09T04:59:00.000-07:00</published><updated>2009-08-09T05:10:51.361-07:00</updated><title type='text'>Hz. Ömür</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sn67Ujql5JI/AAAAAAAAAB8/IE3e1yqfvxQ/s1600-h/yakamoz.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 182px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sn67Ujql5JI/AAAAAAAAAB8/IE3e1yqfvxQ/s200/yakamoz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367933767717872786" /&gt;&lt;/a&gt;Bu dunyadan buyuk acilarla ayrilmayin, diyor bir bilen. Buyuk aci deyince insanin aklina ilk, bu dunyada tanistigi madde ve mananin kaybi geliyor. Mezarlar, yokluklar, hasretler. Bir buyuk aci daha var ama. Omur bitip de muhasebesi yapilirken, ihtimal (ilk ve) son varolus imkaninin har vurulup harman savrulduguna yanilan, keskelerin yanaklardan asagi suzuldugu, sah damarindan yakin bir pismanlikla cesareti olanin inledigi bir buyuk aci daha var kimini bekleyen. Gel Ziya, onun adini da omur acisi koyalim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Insanin kafayi kaldirip omrunun hakkini daha bir layikiyla verenlere sahit olmasi da tuz biber ekiyor omur acisina. Eh kezduren tabiatinda bir tutam mazoizm olmazsa olmaz. O halde sayesinde sofra kurdugumuz bir koca buluta daha, en sevdigi kelami ve selamiyla, merhaba!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Musa Cevat Sakir Kabaagacli 1890'da babasinin sefir olarak gorev yaptigi Girit'te dunyaya gelir. Cocukluk ve genclik yillari Atina, Istanbul ve Oxford'da gecer. Dedikodu boceklerine gore pasa babasini yatakta yanlis bir sahisla basar ve oracikta kursunu da basar. 3 yil hapis yatip cikar. 11 yil sonra yazdigi bir oyku yuzunden Bodrum'a kalebentlige gonderilir. 3 yillik bu cezasi da bitince Bodrum'a yerlesip Halikarnas Balikcisi olur. 83 yillik omrune binlerce yillik bir yasami sigdirmanin yolunu bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halikarnas Balikciligi benim nazarimda bir tabiata donus oykusu, yapaydan gercege bir metamorfozdur. Firtinali toyluk yillarinin ardindan denizin, topragin, yeryuzunun koynuna teslim olan, tarihin kucaginda cografyaya adanan buyuk bir aklin ve ondan daha buyuk bir yuregin oykusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haddim olmasa da Balikci'nin eserlerini ikiye ayiriyorum. Birinci grupta edebi eserleri yer alsin. Bunlari da tarihi romanlar, akdeniz oykuleri ve aydinlatma yazilari olarak ozetleyelim. Tarihi romanlarinin en meshuru Turgut Reis bizi Osmanli doneminde Hristiyan alemi ile yasanan (Ak)deniz mucadelesine konuk eder. Bu essiz eseri ve ona ilham olan gercek yasam oykusunu senaryolastirmayi onerdigim Ozan olumlu yanit vermis, Turgut Reis rolune Robert DeNiro'yu layik gormustu. Sonra bir ogrendik ki Guy Ritchie de ayni fikirdeymis, DeNiro rolu dahil. Baskasi anlatsa ben inanmam, ama yasadigimiz bu. Ozan'la hep boyle seyler yasanir zaten. Balikci'nin Turgut Reis'i Cebelitarik'tan disari, Atlas'a cikardigi satirlar insani hungur hungur aglatabilir. Reis'in en buyuk hayali odur. Kuffarla deniz savasi icin degil bucaksiz deryalarin fethi askina dunyaya gelmistir o. Heyhat alinyazisi degismez, geri donulur, Uluc ile Hizir ile efsane olunur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmeyi, akil etmeyi, yazabilmeyi biraktim, 1940'larda Turkiye'de Aganta Burina Burinata adli bir kitap bastirabilen biridir Balikci. Otelerin Cocuklari'ndan Ciceklerin Dugunu'ne Ege'nin yarim kalmis yasam oykulerini "sonsuzlukta sessizce buyutur", tamamlar. Sunger avcilarindan cobanlara, foklardan parslara anmadik Egeli birakmaz. Aydinlatma yazilariyla da Anadolu tarihinden girer, mersin agaci asisindan cikar. Anadolu medeniyetlerinin mirasina simsiki sarilir, sarilanlari da anar. Ataturk'un Kurtulus Savasi'nda Truvali Hektor namina rovans aldigini, Fatih'in (Etrusklerin eski vatani) Foca'dan (uzaktan) akraba saydigi Papa'yi Bizans'a yardim ettigi icin hayal kirikligi icinde hasladigini savunur. Kabe'deki Lat'in eski Yahudi yazitlarindaki Adem'in ilk esi Lilith oldugu, Kybele (Sibel) ismiyle Anadolu'ya gecip zamanla Artemis ve hatta Afrodit adlari aldigi, ilk insanlarin (erkegin dogumla iliskisini anlayamadiklari icin) ataerkil degil anaerkil olduklari, Balikci'ya borclu oldugumuz binlerce isik kirintisindan birkaci. Yakamozun ay isigi degil bir canli oldugunu elli yil once yazan da ayni gonul yakamozudur yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balikci'nin edebi olmayan eserlerini de fidanlari olarak ozetleyelim. O yillarda yurt disindan getirip diktigi sayisiz agaci, cicegi takip etme olanagimiz yok elbet. Ama kendimizi takip edebiliriz. Balikci'nin Anadolu medeniyetlerinin mirascisi olarak gordugu insanlar su ulkenin, bu ulkenin evlatlari degil bizizdir. Bati'nin (dil sebebiyle) Eski Yunan'a atfettigi toplumlarin, Halikarnas'in, Efes'in, kagidi icad eden Bergama'nin asil devami Anadolu'ludur. Bu mirasin put diye tekmelenmesi, ihmal edilmesi, Berlin muzelerine satilmasi bir talihsizlik degil okkali bir kufurdur hepimize. Bunu soyleyen, Mavi Yolculuk'un fikir ve isim babasi, binlerce yil onceki deniz savaslarinin gomutlerini avcunun ici gibi bilen, sonsuz sayfa tarihi dokumani didik didik etmis, klasik ve cagdas Grekce, Latince, Arapca, Farsca, Ingilizce, Fransizca, Italyanca, Almanca ve Ispanyolca'ya hakim bir uzmandir, milliyetci hezeyanlardan basi donmus bir siyasetci degil. Butun tezleri de kitaplarinda izah olunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iki cevherimizin, Veysel'le Cevat Sakir'in ebediyete intikal ettigi yildir 1973. Ustune ustluk ben de dogmusum. Yine de umutsuzluga kapilmamak lazim. Yasamin hakkinin nasil verilebilecegini ogrenebiliriz Balikci'dan. Omur acisini azaltmak icin simdiden kollari sivayabiliriz. Ama yasarken, ama oldukten sonra, bir de bakmissin sen de Ziya, adini haketmissin nihayet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asturias Cobani Sergio&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-2875368837105385899?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/2875368837105385899/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=2875368837105385899' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2875368837105385899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2875368837105385899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/08/hz-omur.html' title='Hz. Ömür'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sn67Ujql5JI/AAAAAAAAAB8/IE3e1yqfvxQ/s72-c/yakamoz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-1434237395558430740</id><published>2009-07-27T06:52:00.000-07:00</published><updated>2009-07-27T07:09:23.978-07:00</updated><title type='text'>St. Karabasan</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sm2zSscG1uI/AAAAAAAAABk/Yndup_sGhgU/s1600-h/hr_giger_satan_I.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 138px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sm2zSscG1uI/AAAAAAAAABk/Yndup_sGhgU/s200/hr_giger_satan_I.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363139865016194786" /&gt;&lt;/a&gt;Bir zamanlar Anadolu Grubu'nun sürgündeki veliahti oldugunu soyleyen bir arkadasimin bir oda bir salon evindeki uc dort kitaptan birinde rastladim kabussal figurler sahi Hans Ruedi Giger'in hayalgucune. Meger yollarimiz Alien serisi vesilesiyle coktan kesismismis. Bu meger kelimesi de dilimizin en guclu ve cevirisi zor ifadelerinden biridir, atlamayalim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resim sanatinda gercekustucu akimin yasayan belki de en buyuk ismi olan Giger bu ekolun en meshur ismi merhum Salvador Dali ile tanismak serefine de nail olmustur olmasina ama san sohret dedigin gailede efervesan tablet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gercekustuculuk deyince dur bir mola ver. Bu sanat, edebiyat ve felsefe akiminin babasi Andre Breton olarak anilir, dogrudur. Peki dedesi kim olabilir, bunu da dusunmus muydunuz? Kezduren'e Ozan'dan dahi once giris yapan biri var, o iste, hayat kadinlarinin beyaz atli prensi Isidore Ducasse. Hani bir baska Fransiz butun yollar Roma'ya cikar diyor ya. Kim mi dedin? Lille'li Alain, oldu mu, tamam mi? Zorlamayalim bazi seyleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim, Isvicre'nin Graubünden kantonunun merkezi Chur'da 1940 yilinda dunyaya gelen Giger agir katolik etki altinda cekingen bir cocukluk gecirir. Ic mimar cikan Giger'in ilk evliligi intiharla ikincisi bosanmayla sonlanir. Buyuk ihtimal cocuklugundan baslamak üzere halk arasinda karabasan olarak da bilinen, benim de bir donem muzdarip oldugum uyku felcinden cok ceker. Lanet mi, ihsan mi, diye soracaksin belki Ziya. Lanet de Tanri'dan ihsan da, diyorum, buyur bakalim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giger'in Viyana Fantastik Gercekcilik Okulu ile etkilesim icinde gelisen sanati Biomekanik temali resim, heykel ve mobilya figurlerinde serpilir. Sanat cevrelerinde yanki uyandiran ilk cikisi Necronomicon kitabidir. Bu eserin isim babasi Amerikali yazar H. P. Lovecraft orjinal adi Kitap Al-Azif olan gizemli kitabi 1001 Gece Masallari'ndan esinlenerek yarattigi Cilgin Arap lakapli Abdul Alhazred karakterine yazdirir. Kitap Ktulu mitinin bir parcasidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giger'in Necronomicon adini verdigi eserindeki yaratik motifleri Alien serisinde kullanilan uzayli konseptiyle Oscar odulune layik gorulur. Artik sokaktaki adamin dahi bildigi bir isim olup cikmistir diyelim. Dune ve Alien filmlerinin yaninda muzik dunyasinda da basvurulan sanati zamanla Emerson Lake Palmer'dan Dead Kennedys'e, Debbie Harry'den Celtic Frost'a cok sayida album kapagi, poster, vesair gorseli genc kitlelerin yatak odasina mihlar. Ibanez Iceman serisinde yer verilen bir de yine Biomekanik temali gitar modeli tasarlamis kendisi. Zaten aldigimiz bir duyuma gore artik daha cok üc boyut calisiyor, yani resimden ziyade mobilya, gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giger tarzina doyamayanlarin ugrak yeri olma amaciyla acilan uc bardan NY ve Tokyo'dakiler cesitli sebeplerle sonradan kapanmis, memleketi Chur'daki ise halen faaliyette. Hastasiyim diyenlerin kendini yalniz hissetmemesi icin acilmis kapitalist bir rehabilitasyon merkezi mi dersin? Ben mi? Ben cekinirim oyle seylerden. Zaten yaratimi kabussal, bir de icki ictin mi, anlatabiliyor muyum? Muzesi de var, oraya git ayik kafayla gez, ona varim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek yil 70 yasina girecek olan sanatci gozlerden uzak, sade yasamayi seviyor, fazla konusmuyor, sanatini aciklamiyor, bilgisayar kullanmiyor, hayatinda internete girmemis, yeni nesle tavsiyesi, bol bol kitap okumasi, orjinal olmaya calismayip eski ustalari adamakilli incelemesi. Ayrica yabanci dil ogrenin, sabah erken kalkin, bol bol fotograf cekin, hastane acil servislerinde sekiz saat gecirin, siyaseten dogru insanlardan uzak durun, yerlere cop atmayin, satranc ogrenin ve aman diyeyim anne babanizi ziyaret etmeyi ihmal etmeyin gibi cok sayida ogutu de var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimisi karabasanini icine atar, kimisi de tutar kolundan sanat yapar. Gun gelir, kimselere acilamayan dertlerin anonim pencereleri olur yarasi. Kim ki gozyaslarini kendine saklamamis, opulecek el, alinacak riza ondadir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cilgin Arap Serkan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-1434237395558430740?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/1434237395558430740/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=1434237395558430740' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1434237395558430740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1434237395558430740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/07/st-karabasan.html' title='St. Karabasan'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sm2zSscG1uI/AAAAAAAAABk/Yndup_sGhgU/s72-c/hr_giger_satan_I.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-8828270322227832744</id><published>2009-07-10T07:33:00.001-07:00</published><updated>2009-07-27T07:12:23.258-07:00</updated><title type='text'>Ofelas</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SlhdJYrXuDI/AAAAAAAAABc/eieT53Jguq8/s1600-h/drum.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 208px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SlhdJYrXuDI/AAAAAAAAABc/eieT53Jguq8/s320/drum.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357134172581771314" /&gt;&lt;/a&gt;Cennetin Dogusu'nda Jimmy var. Avrupa'nin dogusunda da Sami var dersem civittigimi dusunmenizi istemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin yillik bir oyku bu. Ama oykuye girmeden evvel gelin isterseniz sahneye bir bakis atalim. Zira sahne belki de oykuden muhim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iskandinavya'nin en kuzeyinde birkac ulkeye bolunmus bir irk var. Yaygin tabirle Lapon olarak biliniyorlar ama aslinda bu Iskandinav ulkelerinin onlari kucultmek icin koydugu bir isim. "Pacavrali" diye cevrilebilir dilimize. Kiyafetleri uzerinden bu halki asagilamak icin uretilmis bir sozcuk. Esas isimleri Sami. Kucuk dusurme durtusunun kokeninde asimilasyon yatiyor. Zorla Hristiyanlastirilan, zorla Avrupalilastirilmaya calisilan yabani bir halk. Cagdas literatur bu tip toplumlara 4. Dunya adini vermis, yani modern kosullardan uzak yasayan, avciliktan gecinen, gocebe, ilkel. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir iddiaya gore Ispanya'daki Bask toplumu ile ortak genetik mirasa sahip Sami halkinin dunyada bir tane meshur temsilcisi var, o da Renee Zellweger (ana tarafindan). Bugunku Norvec, Isvec, Finlandiya ve Rusya topraklarinda ikamet eden toplam 100 bin kisiler. Ozgun dinleri samanizm, dilleri Fin ve Macar dillerine benziyor(mus). Bu resim bana bir sey cagristirdi, bilmem sizler odun gibi yasayip gidiyor musunuz... Kuraklik desem, Kavimler Gocu desem, Tarkan desem, Kuzmo desem, Mars'in Kilici desem? Yapmayin, etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekala simdi de filme donelim. Turkce "Kilavuz" anlamina gelen Ofelas Sami dilinde cevrilen ilk film. Bir de baktim ki 1987 yilinda yabanci dilde en iyi film dalinda Oscar'a aday olmus, ancak kaybetmis. Kazanan filmin adi da Babette'in Soleni. Adi gibi sacma oldugunu tahmin ederken Danimarka filmi oldugu gozume carpinca bir durakladim. Yine de sacma olabilir tabii. Yeri gelmisken buradan Danimarka sinemasina alkis tutmak isterim. Misal Flickering Lights filmi, veya Cin'de Kopek Yiyorlar veya Adem'in Elmasi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ofelas'in oykusune donersek, bu film ailesi Chud'lar tarafindan hunharca katledilen genc Aigin'in oykusunu anlatiyor. Chud denen tipler, baris icinde avcilikla falan gecinen Sami halkini oldurup mallarini calmayi erdem sayan birtakim eskiyalar. Tarihte gercekten de varlarmis ve bir iddiaya gore Rus devletini bundan sittiyn asir once kuranlar da bu Fin asilli kaba kuvvet sevdalilari. Chudlar coluk cocuk demeden olduruyor, cunku butunle olan baglarini unutmuslar, buraya virgul koyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aigin evinin basildigini, ailesinin olduruldugunu gorup kacar ama Chud'lar da pesine duser. Yarali bir sekilde bir koye siginir. Bu koy halki da ayi avina cikmistir. Ayi kutsaldir, onu olduren avciya uc gun ciplak gozle bakmak yasaktir. Basparmaginizla isaret parmaginizi birlestirdiginizde ortaya cikan buyuklukteki ozel bir metal halka var bu koyde, onu gozunuze tutarak onun icinden ayiyi olduren avciya bakabilirsiniz. Birden fazla kisi konusmak isterse halkayi elden ele dolastirmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse bu defa ayiyi koyun samani oldurur. Saman ayrica kutsal beyaz ren geyigini de ucuncu defa gorur. Bu emare onun olum zamaninin geldigini mujdeler. Saman bizim Aigin'i halefi ilan eder, ona darbukasini verir. Aigin'e biraz akil da vermeye calisir ama oglan daha cok toydur tabii. Intikam hirsin hepimizin bir butun oldugu gercegini gormene engel olmasin, mesajini vermeye calistiginda Aigin, ne butunu, ben bir sey goremiyorum der. Saman bunun uzerine Aigin'in agzini burnunu kirmaz ama eliyle kapatir ve nefessiz kalan oglana, havayi da goremiyorsun, ukalaligi birak da soz dinle, der. Aigin de kutsal ren geyigini ilk kez gorur. Bu da onun saman olmasi gerektiginin isaretidir zaten. Geyigi goren toplam uc kez goruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aigin'in Chud'lar geliyor uyarisi uzerine koyluler daha buyuk bir yerlesim merkezine dogru kacarlar. Umutlari, o yone giden yoldaki buyuk daglardan inen patikayi Chud'larin bulmasinin zor oldugu uzerine kuruludur. Ancak samani oldurup Aigin'i esir alan Chud'lar onun kilavuzlugunda dagdan asagi inen tek yolu bulmaya kararlidir. Bir basina Aigin 20-30 tane Chud'u eksi bilmem kac bin derecedeki daglardan asagi indirecegine soz verir ama sag salim indirecegine soz vermemistir. Intikam soguk yenen bir yemektir lafi bu film icin yazilmis olabilir, ama bu da cok soguk canim. Yani bu filmi seyrederken boyle kakao gibi sicak bir sey icesiniz geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serkan der ki, haritayi acip bakmali, nerden geldik, nereye gidiyoruz. Cografi olarak Avrupa'nin en dogusunda, Istanbul'dan da doguda Samiler var. Tum dogulular gibi hor gorulmus Samiler. Ama devran donuyor iste. Batidan doguya dogru donen devran her yeni gun fisildiyor duyan gonullere: Ex oriente lux.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serkan Taylan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-8828270322227832744?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/8828270322227832744/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=8828270322227832744' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/8828270322227832744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/8828270322227832744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/07/cennetin-dogusunda-jimmy-var.html' title='Ofelas'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SlhdJYrXuDI/AAAAAAAAABc/eieT53Jguq8/s72-c/drum.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-1579632629202754360</id><published>2009-06-30T15:41:00.001-07:00</published><updated>2009-07-27T10:55:36.832-07:00</updated><title type='text'>anarsi in the danimarkey</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SkqXkoEqOhI/AAAAAAAAAAM/CCCj8XPNvxk/s1600-h/180px-Flag_of_Christiania_svg.png"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 180px; height: 118px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SkqXkoEqOhI/AAAAAAAAAAM/CCCj8XPNvxk/s320/180px-Flag_of_Christiania_svg.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353257762571303442" /&gt;&lt;/a&gt;Kopenhag'in eski savunma duvarlarinin orda bin kadar nufuslu bir koy var, uzakta. O koy bizim koyumuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Christiania'yi ben ilk kez 7 sene once duymustum. Kopenhag'a gocen bir arkadasin arkadasi bu saka gibi hadiseyi vicdanlarimiza carpmisti. Insaf!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1971 yilinda bir seher vakti askerlerin terkettigi kisla bolgesine uzun sacli birtakim tipler yerlesir. Cik cagrisina uymazlar, bura bizim oldu derler ve olur. Bizim derken kimse oturdugu mulkun sahibi degil, kira yok, evsahibi yok. Bunlar gercek anlama mumkun oldugunca yakin derecede anarsist bir grup insan. Danimarka'dan bagimsizliklarini ilan ederler kendilerince. Danimarka da kime ne zararlari var der basta ve bugune dek ilismez bunlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anarsiye yakin dedik ya, Christiania aslinda kendi para birimi, kurallari ve bayragi olan bir topluluk. Bayragi kirmizi zemin uzerine yan yana uc sari noktadan olusur. Bu noktalar Christiania kelimesindeki i noktalaridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polisi yoktur, bir suc islendiginde toplanip ceza verirler. En agir ceza Christiania'dan atilmaktir. Ceza tespiti disinda, ortak isler ve Danimarka ile pazarlik vesilelerinde meclisvari toplanirlar. Pazarligin temel konusu su ve elektrik hizmetleri icin belediyeye odenecek mebladir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temel kurallari arasinda siddetin reddi, silah yasagi ve agir uyusturucu yasagi yer alir. Alkol agir uyusturucu kategorisinde gorulmez. Esrar ve hashas serbesttir, devlet tarafindan da tolere edilir. Cafelerde ragbet edilen urunlerden basinda space muffin tabir edilen kafa yapici kek gelir. Genelde uzun sacli, sportif tipler ve ciplak gezenlerin sayisi da az degil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Christiania'da park halinde 100 kusur motorlu arac bulunur, baskaca arac girisi yasaktir, esrar satilan yerlerde resim cekmek de yasaktir. Postaci girisi de yasak, postaci mektuplari kapida birakip gidiyor. Her yil bu kurallara uyan 1 milyon kadar turist agirliyor Christiania. Turistler randevu ile dusuk bir mebla karsiligi bolgeye giriyor. Basin daha pahali.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Donem donem devletin tepesi atar, gider orada imar inisiyatifi sergiler. Bu sebeple iki yil once yiktiklari tarihi bir binanin aynisi yerlesikler tarafindan aynen tekrar insa edilmistir. Yikma gerekcesi: Hayati tehdit ediyor. Yeniden dikme gerekcesi: Hayat benim hayatim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak tabii bu is kac nesil gider kimse bilemez. Gecen ay ilgili mahkeme Christiania'nin bosaltilmasina karar verdi. Zannediyorum konu temyizde, ama Danimarka bu gercek olamayacak kadar guzel hadiseyi bitirmeye kararli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimin kazanacagini zaman gosterecek. Neticede Christianitler boru bir ahali de degil. Bircogu koyun disinda calisiyor ve devlete vergi veriyor. Danimarka kulturu bu renkli sayfasini kitabindan silecek mi, merakla bekleniyor. O zamana dek  Sistem ile Kaybedenler Cenneti aralarindaki husumeti futbolla cozuyorlar. Evet, yilda bir kere beyaz formali polisler bir tarafta, sari kirmizi Christianitler karsi tarafta bir stadyumda maca cikiliyor. Mac iddiali, her iki tarafin kazandigi seneler var, iddia baki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu isler boyledir ama, soyleyeyim onu. Kaybedenler Cenneti ile Kazananlar Cehennemi kaplan ve ejderha gibidir. Birbiri icin sukrederler sonsuzluga. Nerden mi biliyorum? Bu da soru mu simdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonsuzlugun Kapicisi Serkan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-1579632629202754360?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/1579632629202754360/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=1579632629202754360' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1579632629202754360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1579632629202754360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/06/anarsi-in-danimarka.html' title='anarsi in the danimarkey'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SkqXkoEqOhI/AAAAAAAAAAM/CCCj8XPNvxk/s72-c/180px-Flag_of_Christiania_svg.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-1219662785439196214</id><published>2009-05-31T06:34:00.000-07:00</published><updated>2009-07-27T07:11:43.624-07:00</updated><title type='text'>Atlari da vururlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sm21c4fgcKI/AAAAAAAAABs/XN5O_jwrD1k/s1600-h/fury_fury.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 156px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sm21c4fgcKI/AAAAAAAAABs/XN5O_jwrD1k/s200/fury_fury.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363142239073628322" /&gt;&lt;/a&gt;Bu haftaki yayinimizda Horace McCoy'un bu isimdeki kitabini anlatmiyoruz. Hayir, amacimiz, Almanya'nin tum zamanlarda Scorpions'dan sonra gelen iki numarali rock grubu Fury in the Slaughterhouse'i huzurlariniza tasimak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ismini 50'li yillarin meshur dizilerinden Fury'den alan grup, basroldeki atin mezbahayla iliskilendirilmesi vesilesiyle acaba bize "murat yalan, olum gercek" mesajini mi veriyor? Solisti konserde birkac santim yanimdan gecti, soracaktim ama sarkisini bozmayayim dedim, cunku okuyordu yururken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grup Almanya'nin fuarlariyla meshur Hannover sehrinden gelmektedir. Fuarin ve katolik kilise ayininin Almancasinin ayni (Messe) olmasindan hareketle, bizde katolik sayisi Bavyera'dan az ama Messe'ye daha cok kisi geliyor, sloganiyla fuar reklami yapan Hannover boylelikle esprili de bir sehir, ancak henuz gorme firsatim olmadi. Volkswagen'in merkezi Wolfsburg da ayni eyalettedir, bu sene sampiyon da oldu futbolda, Sivas gibi bir sey. Fuar deyip gecmeyelim, Almanya'nin turizm gelirleri Turkiye'ninkini katliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fury, iki kardes tarafindan kurulup kendini sevdirme gelenegini devam ettirmistir. Van Halen boyledir, Black Crowes, Beach Boys, Stone Temple Pilots, ez cumle isin icinde iki kardes varsa mutlaka sevgi saygi olayi vardir, ne kadar uyusturucu da kullanilsa o sicakligi hissedersiniz. Bu gercegi dillendirme firsatini da boylece iskalamamis olduk, iyi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Scorpions gibi Ingilizce sozlu rock yapan F.I.T.S.'in en meshur sarkilari Radio Orchid ve Every Generation Got His Own Disease (kisisel favorim). Radio Orchid yalnizliga agit temasini tasir. Kocasi oldukten sonra bir radyo istasyonu satin alarak milyonlarin yanlizligina omuz olan yasli bir kadini anlatir. Oburu de adindan anlasilacak sekilde, modern caga elestiri niteliginde bir yardim cigligidir aslinda. Dead before I was born sarkisi da beni dunyaya getirirken bana mi sordunuz, mesajini vermek suretiyle bizdeki arabesk psikolojisiyle paslasir. Her uc sarkiyi Mono albumunde bulabilirsiniz. Son albumu Nimby'de gitaristin saz caldigi, Welcome to the Other World adli bir parca oldugunu okudum, henuz dinlemek nasip olmadi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grubun muzikal cografya cizgisi sanki Avustralya'yi andirir. Neden diye sormayin bana, belki bilincaltim. Bugune dek 100'den fazla konser veren, 4 milyonun uzerinde album satisina ulasan grup mutevazi basarisini 2008'de kendini feshederek taclandirmistir. Yeter soyledigimiz, mantigiyla son bir konser turuna cikmistir, iste ben de orada karsilarina ciktim, fiziken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bach'in, Beethoven'in, Handel'in anavataninda modern zamanlarda muzik diye bir sey bulmakta gucluk cekilen bu zor gunlerde, keyfi kacik ruhlara ilac olmasi dilegiyle, iskaladiysaniz donup omuz uzerinden urkek bir bakis atma ihtimaliniz uzerine, yarim domatesle bir buyuk deviren neslin hatirasiyla mahcubiyetten siginacak ezgi arayanlar, huzurlarinizda Mezbaha FM...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serkan Taylan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-1219662785439196214?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/1219662785439196214/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=1219662785439196214' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1219662785439196214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1219662785439196214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/05/bu-haftaki-yayinimizda-horace-mccoyun.html' title='Atlari da vururlar'/><author><name>seringel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04314810711964834954</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sm21c4fgcKI/AAAAAAAAABs/XN5O_jwrD1k/s72-c/fury_fury.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-7281683358229654303</id><published>2009-05-21T03:30:00.000-07:00</published><updated>2009-05-21T03:38:12.268-07:00</updated><title type='text'>Ne Lefebvre ne Harvey ya da Castells ama Sennet</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://draculasteampunk.files.wordpress.com/2008/07/sennett.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 180px;" src="http://draculasteampunk.files.wordpress.com/2008/07/sennett.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Lefebvre, hayatin bir tasarı gibi yasanması gerektigi ve entelektüel ve siyasal olarak bir anlam ifade eden tek tasarinin da ‘hayat’ olduğu konusunda israrliydi. The Production of Space, kati surette bu tasarinin sonu degildi; yazmaya devam ettigi ve bu zamana kadar calistigi için…'&lt;br /&gt;Bu sozleri Henri Lefebvre icin soyleyen David Harvey adinda bir zat-i muhterem. Lefebvre, Fransiz felsefeci-sosyolog; en cok kent sosyolojisi icinde aniliyor, zira kent ve gundelik hayat uzerine cok seyler yazmis, '68 hareketine Paris'te taniklik etmis, ayni zamanda Fransiz Komunist Partisi Uyesi bir vatandas. Alintida anilan pek meshur kitabi Production of Space, enteresan bir biçimde birbirine karsit, iki kentsel yaklasima da (marksist ve postmodernist) kaynaklik etmis, kentsel mekani tartistigi kitap. David Harvey ise, hala hayatta, kent cografyacisi, bu yuzyil marksist kent kuramcilarinin en onde gelenlerinden, Lefebvre'nin mekan analizini yeniden formule etmis bir sosyal bilimci. &lt;br /&gt;Lefebvre'yi ya da Harvey'i Kezduren tarihine not dusmek gerekir mi? Bilmem.&lt;br /&gt;Aslinda sanmam.&lt;br /&gt;Dogrusu ben tez yuzunden okumak zorunda kaldim. Herhalde ancak meraklisina. .. Serkan'in 'hayatimin son projesi' lafi bende dogrudan Harvey'in yukaridaki sozunu anistirdigi icin buraya konu oldular (bugunlerde baska kimleri ve neyi anistirabilirdi zaten?...)&lt;br /&gt;Hayatin kendisini bir tasari olarak anlamak; tabii insanin kendi eliyle, iradesiyle yarattigi bir tasari; 1960'larin alabildigine modernist fikir dunyasinda ve yukselen bir toplumsal muhalefetin icinde, insanlar kitlesel halde hayatlarini degistirebilecekler ine o denli inanmisken, yani 'zamanin ruhu' insan akli ve iradesinin kibriyle dolup tasarken, hayat, ancak boyle tarif edilebilir. Aslinda kent tasavvuru da bu alginin dogrudan yansimasi; insanin yarattigi bir sanat eseri; ouevre diyor Fransizca, creation anlamina gelirmis. Ve tabii asil derdi, kenti bir celiskiler yumagi olarak anlamak ve cozmek ve devrimci utopyasini bu mekana atfetmek...&lt;br /&gt;Benim derdimse, Lefebvre'nin inceledigi seyle, analiz nesnesiyle bu denli ozdeslemesi. .. Donemin baska bir marksist kentcisi Castells, Lefebvre'yi, temel toplumsal celiskiyi, kentsele tasimakla elesitirir ve bakin ne der:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;‘Problematik, dusunuru, kentsel olgunun Marksist bir analizini yapmaktan alikoyarak kendi girdabına ceker; dusunur, oldukca tuhaf bir entelektuel evrimle, Marksist problematigin kentsel (urbanistic) teorizasyonuna, giderek daha cok yaklasir. Boylece, mesela, ortaya cikan toplumu kentsel (urban) olarak tanımladiktan sonra, devrimi de ilan eder; yeni devrim, mantiksal olarak kentseldir.’&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sizi ic bayiltici kent tartismalariyla kusatmak istemiyorum; ama Castells, buyuk olcude haklidir, Lefebvre'nin yazilarinda da kent mekanina hayranligi sezmemek mumkun degil. Bir de Harvey'in kent tanimina bakin, ondaki hayranligi da hemen sezinleyeceksiniz:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;‘Sehir, asla karmasa, catisma ve siddetten azade, ahenkli bir yer olmamıştır. Sadece 1871 Paris Komunu tarihini okuyun, Scorsese’nin kurgusal tasviri olan, 1850’lerdeki ‘New York Ceteleri’ni izleyin ve ne kadar yol kat ettigimizi dusunun. Ama sonra Belfast’i bolen, Beyrut ve Saraybosna’yi yok eden, Bombay’i sallayan ve hatta ‘melekler sehrine’ dokunan siddeti dusunun. Sogukkanlilik ve incelik, kent tarihinde istisnadir, kural degil. İlginc olan tek soru, ciktilarin yikici mi yoksa yaratici mi oldugudur. Genellikle her ikisidir: kent, yaratici yikiciligin tarihsel mekanidir. Yine de kent aynı zamanda, kayda deger bicimde esnek, dayanikli ve yenilikci bir toplumsal form oldugunu kanitlamistir.’&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Dusunsenize bu adam, yanilmiyorsam Oxford'da, kent uzerine calisiyor, calistigi seyi boyle hayranlikla anlatiyor.&lt;br /&gt;Insanin hayati ve hatta kendini, yaptigi, calistigi isle, seyle tanimlama ihtiyacinda olmasi, hatta bundan kacinamamasi cok tuhaf aslinda, yani olumlamak uzere demiyorum; hayret verici demek istiyorum. Ustelik bu aslinda, galiba cok da yeni bir sey, modern zamanlara ozgu, insanin emekle tanimlanmasiyla ilgili.&lt;br /&gt;Richard Sennet'in bu konuyla ilgili bir kitabini yine ayni vesileyle gecenlerde okudum; Esit Olmayan Bir Dunyada Saygi, insan-is-saygi meselesini harikulade anlatiyor. Ne Lefebvre ne Harvey ya da Castells ama Sennet (odun/ sinifci bir marksist degil, kulturcu diye herhalde) Kezduren tarihine kesinlikle not dusulebilir. Vaktiniz olursa okumanizi da oneririm ama sozum olsun madem, bir boslukta ve diger kitabini da okuyunca yazayim.&lt;br /&gt;Kendi meselemize donecek olursak; Serkan'in kendi yaptigi is disinda, muhtemel ki bir anlam ihtiyaciyla bir 'projeye' sahip olmasi, ustelik bunun yaratma-ifade etme-iz birakma etkinligine cagrida bulunan bir proje olmasi  ve en nihayet sitem de edebilecegi bir hissiyatla bunu sahiplenmesidir ki, bugun bir durup, gunlerdir uzerlerine yazmaya calistigim bu adamlari baska bir vesileyle dusunmeme sebep oldu. Serkan'i daha cok uzmeden ve kizdirmadan hic olmazsa dusunduklerimi kaleme alayim, paylasayim dedim. Bir de tabii dikkatinizi cekerim, yazmaya kalkarsam, bu korkunc mevzulardan soz ediyorum, ne yazik ki guzel hikayelerim yok, bir sure daha en azindan.:))&lt;br /&gt;Son bir not, kent uzerine yazan herkes bu kadar bayiltici degil, hatta cok guzel, keyifli yazanlar var; Marshall Berman bunlardan biridir ve gecenlerde burada adi gecen Faust'un modernizmle iliskisi uzerine super bir tartisma yurutur, Kati Olan Her Sey Buharlasiyor isimli kitabinda; biraz musaade olursa onu da uzerime alayim ve buraya muhakkak not duselim, kellemiz bir gece yarisi ansizin gitmezse...: )) gorusmek uzere,&lt;br /&gt;eylem&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-7281683358229654303?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/7281683358229654303/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=7281683358229654303' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7281683358229654303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7281683358229654303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/05/ne-lefebvre-ne-harvey-ya-da-castells.html' title='Ne Lefebvre ne Harvey ya da Castells ama Sennet'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-2548929757420399626</id><published>2009-05-19T10:07:00.000-07:00</published><updated>2009-07-27T10:57:48.758-07:00</updated><title type='text'>ölünce shakespeare olacagim</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sm3qh8W7XiI/AAAAAAAAAB0/LYV6_J7bE8U/s1600-h/Marlowe-Portrait-1585.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 162px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sm3qh8W7XiI/AAAAAAAAAB0/LYV6_J7bE8U/s200/Marlowe-Portrait-1585.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363200600127004194" /&gt;&lt;/a&gt;Komplo teorisi, komplo teorisi, nedir bu komplo teorisi? Komplo teorisinin gercek anlamini biliyor muyuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta Bir'de yazilida Komplo Teorisi konulu bir kompozisyon sorulsa iste boyle baslardim. Ben o zaman boyleydim. Ama o yasta cocuga bunu sorabilen ogretmen daha mi az sefildir? Dusunduren sorular sormayi seviyorum iste.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Politika, saka suka, hepsinde komplo teorisi heyecan veriyor. Pekiii, ya edebiyat? Edebiyatta komplo teorisi mi olurmus, diyenlere cevabim, evet. Hem de krali olur. Edebiyatin krali Shakespeare mi? O halde sahne Marlowe Teorisi'nin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takvimler M.S. 1564 yilini gosterdiginde dogan iki buyuk isim var Ingiliz Edebiyati'nda: Christopher Marlowe ve William Shakespeare. Shakespeare'i hepimiz biliriz, eserleri olumsuz. Marlowe'u bilmeyenlerimiz olabilir, kisaca tanitalim. 29 yasinda hayatinin ve sanatinin baharinda bir bar kavgasinda gozunden bicaklanarak olen buyuk edip. Unlu eserleri arasinda Buyuk Timurlenk, Maltali Yahudi ve Edward II sayilir. Akli basinda bircok edebiyatci Marlowe'un erken yasta olmemis olsa Shakespeare'den buyuk bir edip olacagini iddia eder. Bu gorusu reddeden uzmanlarin bir kisminin cok ilginc bir gerekcesi vardir: MarloweTeorisi, yani Marlowe=Shakespeare...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklasik 200 yil once ortaya atilan bu komplo teorisine gore Marlowe en basta katiksiz bir ateisttir, dini okulda egitim almasina ragmen. Baska insanlari da dinsizlestiriyor diye tutucu kesimde dusmani coktur. Ayrica kralice adina casusluk yaptigi icin dusmani cogalir. Bir de buna kufurbaz karakterini ekleyin. Her yaptigi eylem dusman kazandirmis yani. Simdi bu kadar dusmani olan bir dahi olsaniz ne yapardiniz? Kactir yaziyor, kimdir bu Astoria Krali, diye sordunuz mu hic? Eh bir sorun artik efendim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana gore Marlowe'un bir numarali eseri Dr. Faust. Faust aslen bir Cermen halk oykusudur, bizim Deli Dumrul gibi diyelim. Ilk defa adam gibi kagida doken Marlowe olmasina ragmen ondan iki asir sonra yasayan Goethe ile daha cok anilir oyku. Bunun bir sebebi Goethe'nin PR'inin iyi olmasi ise obur sebebi muhakkak oykulerin farkli sonla bitmesi olsa gerek. Bildiginiz gibi Faust bilgi okyanusunda yuzmek icin ruhunu seytana satan bir ademogludur. Iki versiyon arasindaki temel iki fark sudur: 1. Goethe'nin Faust'u merak motivasyonlu, ozunde iyi ve tahsilat gunu geldiginde pismanlikla dolan bir kurbandir. 2. Sirf bu yuzden oykunun sonunda melekler Tanri'nin emriyle onu Seytan'in elinden kurtarir, yani affa ugrar. Marlowe'da ise Dr. Faust hirs kupu bir psikopattir, tahsilat gununde af degil ceza indirimi ister: Tanrim, binlerce yil yanayim cehennemde, yeter ki sonsuza dek surmesin! 2. Af maf falan alamaz, oyle ruhunu Seytan'a satmanin sakasi olmaz, hani bir tabir vardir, bunu evde denemeyin, seklinde. Oyle ciddi biter, Faust ceza indirimi talebine bir cevap alamaz, buyuk ihtimal Allah belasini verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin Faust'u kendine diye bir tabir var. Faust Almanca yumruk demek oldugu icin mazoist cagrisimlar da yapsa esasen kastedilen davul musun tokmak misin, gibi bir sey olsa gerek. Ben mi? Ben Marlowe'un Faust'u diyorum, cunku Seytan'inda bir gururu var. Ruhunu sat, bilgiyi al, sonra neymis pisman olmus, melekler gelsin beni kurtarsin. Biz niye satmiyoruz o zaman? Hayir, Goethe'nin yorumu ne kadar sevgi dolu, bariscil, insani de gozukse aslinda insanlari isyana tesvikediyor, satin ruhunuzu anasini sattigimini, nasil olsa son pismanlik fayda ediyor. Benim isyanim buna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerden nereye geldik bak yine. Marlowe Teorisi dogru olabilir mi? Yani Shakespeare'in eserlerinin 1590'larda, yani Marlowe oldukten sonra unlu olmasive bazi kelime demiyorum, misra demiyorum, kitalarin bire bir ayni olmasini iki sekilde yorumluyorlar: 1. Marlowe=Shakespeare. 2. Arakciydi Shakespeare. Ben nasil mi yorumluyorum? Marlowe &lt; Shakespeare diyorum. Yo, bu iki ismin ayni ademogluna ait oldugu savina karsi cikmiyorum, ancak, bir sanatci sanatini icraettikce buyur. O bakimdan benim naciz nazarimda Shakespeare Marlowe'dan buyuktur. Ne sis yandi ne kebap boylece, dikkat ederseniz. Her kesimi kucaklayan cozumu buradan sevgiyle ilan ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu vesileyle gozunden bicaklanan bir cesedi cihana Marlowe diye yutturan bilirkisi ekibini ve amirleri kralice Elizabeth'i de rahmetle aniyorum. Bu oyku filme cekilirse bir gun adi Dying for Shakespeare olsun, Elizabeth rolunde Patricia Arquette lutfen, bilirkisi ekibi rolunde Stephen Baldwin, Gabriel Byrne, Benicio del Toro, Kevin Pollock ve Kevin Spacey. Marlowe da lutfen Joaquin Phoenix (biraz da soyismi yuzunden). Reji de Jim Jarmusch lutfen. Lutfen Ozancigim senaryoya baslayalim. Gozunden bicaklanan ceset namina da John Leguizamo'yu kestirdim gozume. Hayirlisiysa olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astoria Krali Serkan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-2548929757420399626?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/2548929757420399626/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=2548929757420399626' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2548929757420399626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2548929757420399626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/05/olunce-shakespeare-olacagim.html' title='ölünce shakespeare olacagim'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sm3qh8W7XiI/AAAAAAAAAB0/LYV6_J7bE8U/s72-c/Marlowe-Portrait-1585.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-6197450454261091678</id><published>2009-04-28T14:17:00.000-07:00</published><updated>2009-04-28T14:29:09.929-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='&quot;'/><title type='text'>Hakan TAŞIYAN – Kaybedenlerin Tanrısı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.radyoozan.com/sanatcilarimiz/hakan_tasiyan_bestanden/image002.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 280px; height: 210px;" src="http://www.radyoozan.com/sanatcilarimiz/hakan_tasiyan_bestanden/image002.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;..bir emniyet çıkışı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ankara'da bir gecekonduda, sıkıntılarla sürdürülmeye çalışılan bir yaşamın içinde hayata gözlerimi açtı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13 kardeşiyle birlikte bugünlere geleceğinin hayalini bile edemezdi. Babası müzisyendi.Geçimlerini sağlamak için kenar meyhanelerde veya düğün salonlarında çaldığı klarneti ile çocuklarının nafakasını çıkarmaya çalışırdı.Çocukluğunda Saz çalmaya merak salmıştı. Artık kendini yetiştirmiş aile ekonomisine katkıda bulunmak için babası ile oda düğünlere meyhanelere işe gitmeye başlamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa zamanda sevildi. Alkışlar ona hayatını değiştirecek kararlarda ivme kazandırmıştı. Kolay değildi . Kalabalık olan ailesinin geçimi için artık bir umut olmuştu. Küçük yaşlardan itibaren müzik ile geçen hayat mücadelesi devam etti Takii Askerliğine kadar. Askerde komutanları ve arkadaşlarına söylediği hasret şarkıları onların desteği ile sonuca ulaştı. Artık kaset çıkarmanın zamanının geldiğine inan sanatçı komutanlarının tam desteği ile kasetini çıkardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi bu kadar kolay olmamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unkapanındaki tüm kapılar çok sevdiği sanatçı olan Müslüm Gürses' i taklit ettiğine inandıkları için kapanmıştı. Sonunda İstanbul' da aradığını bulamayan sanatçı Ankara' da Sıla Müzik tarafından kasedini çıkardı."Hesabım Bitmedi" adlı ilk kasedi çok tutulmuştu. Artık şöhrete adım atar gibi olmuştu. Düğünlerde daha fazla para alıyordu. Taki "Sensiz İki Gün" adlı ikinci albümünden sonra sanatçı tahmin edemediği patlamayı yaptı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada çok eleştiriler aldı. Müslüm Gürses' i taklit ediyor diye. Ama ses benzerliği, efendiliği ile sanatçı Arabesk Dünyasında geri dönüşü olmayan yerini aldı." alıntı ..radyoozan.com&lt;br /&gt;"hakan taşıyan bir idoldür, ayrı bir ruhtur; ondan "etkilendik" diye bahsetmek kendisine bir hakaret, gönüllere düşen bir amansız bir ateştir." alıntı ..İTÜ Forum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Hagi nasıl karpatların maradonası ise; çinçinin, altındağın johnny cashı olan hakan abimiz ekranda çiftli içip çıkıtıında "kimseye örnek olmak zorunda değilim" dedii zaman hükümdarlıını ilan etmişti..  silah yakalatan, hatır için hala düğünlere giden memleketin tek kara "star"  ına selam olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozwald&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-6197450454261091678?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/6197450454261091678/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=6197450454261091678' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/6197450454261091678'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/6197450454261091678'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/04/hakan-tasiyan-kaybedenlerin-tanrs.html' title='Hakan TAŞIYAN – Kaybedenlerin Tanrısı'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-473327699640368958</id><published>2009-04-20T05:48:00.000-07:00</published><updated>2009-11-23T07:30:54.128-08:00</updated><title type='text'>Iyi ki öldün Zoetrope</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Swqqn_cn5VI/AAAAAAAAACU/k00D_Fe-nSs/s1600/ffc.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 152px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Swqqn_cn5VI/AAAAAAAAACU/k00D_Fe-nSs/s200/ffc.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407321906634810706" /&gt;&lt;/a&gt;Gecen gece yatarken Maya uygarligi dusuverdi aklima. Mayalar efsane bir kultur. Fakat soruyu tersinden sormak da mumkun: Efsanelerin mayasinda ne vardir? Onu da siz cevaplayin diyorum, lakin yardimimi da esirgemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde ornegin sinema dunyasindan bir efsaneyi ve yildizinin parladigi ani konuk edelim kezdurene. Olgunluk doneminde Apocalypse Now filmini de ceken F. F. Coppola'dan baskasi degil oykusunden bir kesit sunacagimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1939 Detroit dogumlu Coppola, cocuklarinin sanatci olmasina tum gucleriyle karsi cikan sanatci bir anne babaya sahiptir. Nitekim ciftin basarisizligi bununla sinirli kalmamis, kızlari da aktris olmustur. Rocky'in karisidir, Don Vito'nun kizidir o. Bilemem belki abisi kiyak yapti ama ben rol kesme tarzini begenmistim. Dunyanin en sogukkansiz insani havasini bana verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iste o Talia'dan ilginc bir sey ogreniyoruz: Francis liseye giderken ilk filmini cekmek icin babasindan para ister ve babayi alir. Kuskun cocugun eline uc bes kurus sikistirarak umudunu yitirmemesini saglayan zat-i ali oturduklari apartmanin kapicisindan baskasi degildir. Iste o kapici ilerde Baba filmini sinemada seyrederken hungur hungur aglasin mi aglamasin mi gururdan? Ben aglasin taraftariyim ama herkesin kendine gore fikri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babasinin meslegi sebebiyle ha bire tasinan Coppola, gittigi okullarda da surekli yeni geleni oynar, ayrica ne lan bu kari ismi tasiyor diye alay ustune alay yer. Zaten hantal, gozluklu, yelken kulakli ve cenesinde Kirk Douglas cukurundan tasiyan (acaba sakal ondan mi), sarkik dudakli, hilkat garibesi bir cocuktur. Anilarinda bircok okula ilk girdiginde utanctan yuzunu kapattigini yazar. Derya gibi bir asagilik kompleksi. Bazen bu cocuklarin acimasiz olmasina cok ofkeleniyorum ama onlar da ne yapsin, insan tabiati bu. Iyi de cocuklar da asiri acimasiz oluyor, insaf ya Hu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Francis'in cilesi de derya gibidir. 8-9 yaslarinda gecirdigi cocuk felci yuzunden bir sene yataga duser. Bulasici hastaligi oldugu icin zaten bir avuc olan arkadaslarinin hicbiri ziyaretine gelmez. Doktoru artik bir daha yuruyemeyecegini soyler. Babasini ilk kez o zaman aglarken gorur Francis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama oldurmeyen Allah oldurmuyor iste. Coppola tekrar sagligina kavusur, bir ayagi oburunden kisa kalmistir, ancak topallasa da yuruyebilecektir. Film dunyasina girmemi belki de o gunlerdeki izolasyonuma borcluyum, der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gun olur devran doner, Coppola henuz hicbir blockbuster' a imza atmadigi halde Kaliforniya filmcilik prenslerinden biri olur cikar. UCLA'de herkes ona tapiyordur, yapimci sirketler de ikiyi bolunmustur, yarisi ona kıl oluyordur, yarisi da hayrandir ama henuz tum dunyanin bildigi bir isim degildir. Iste bu ahval ve seraitte Mario Puzo'nun kitabini yayimlanir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Once "Baba"yi cekmek istemeyen Paramount, Puzo'nun kitabi satis patlamasi yapinca yonetmen arayisina girer ve bir dolu degaj yer, Coppola'dan da. Iflah olmaz bir Fellini hayrani olan Coppola baskilar karsisinda son kez kankasi George Lucas'a danisir, "Lan manyak, Warner'a olan 300 bin dolar borcunu baska nasil oden?" cevabini alinca mecburen peki der. Tamam, film Coppola'yi dunyanin en unlu yonetmenlerinden biri yapacaktir ama tum saf hayallerinin vücut buldugu, Lucas'la ortak kurdugu Zoetrope Filmcilik de bu vesileyle toprak olur tas olur. Tas olur derken sanat anlaminda tabii, yoksa ticari anlamda voliyi vurmus, halen de vurmaya devam ediyor. Neyse ne diyorduk, sanat ticarete bir kez daha yenilmis olur. Iste boyle olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat ticaret de hakiki ticaret yani boru degil. Gosterime girdigi andan itibaren alti ay icinde Baba filmi gelmis gecmis en karli film unvanli Ruzgar Gibi Geciverdi'yi (orjinal ceviri Gecti diyor ama ben boylesini daha estetik buluyorum) tahtindan indirir. Sultan Suleyman'a kalmamis bu dunya Rett! Oyle iki opucukle sonsuza dek olmuyor iste. Keski olsa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki para Coppola'yi bozar mi? Rumble Fish filmine bakiyorum, taa 83'te cekmis, bozmamis diyorum, ama George Lucas'a sorarsan bozmus. Hirs kupu manyagin tekiydi, diyor eski idolu ve ortagi icin. Ben ne mi dusunuyorum? Simdi bir zamanlar kanka oldugun biri hakkinda boyle atip tutan biri yarin benim icin neler demez? Lafim her ikisine. Fakat Lucas da Star Wars'a imza atan, butun hikayeyi garajinda, sagdan soldan esinlenerek diyelim, sanat dunyasinda arak kelimesi hos kacmiyor, tek basina yoktan var eden bir dahi ve deli karmasi, bir buyukusta degil midir? Ben hepinizi seviyorum desem?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyla belki ilgisiz kacacak ama bu adamlar mesleginde zirveye cikarkene altmislarda yatmislerde butun Hollywood'da kokainin basi da Dennis Hopper. Belki de sandigin kadar alakasiz bir boyut degildir Rett. Bos konusmam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El Patron&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-473327699640368958?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/473327699640368958/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=473327699640368958' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/473327699640368958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/473327699640368958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/04/iyi-ki-oldun-zoetrope.html' title='Iyi ki öldün Zoetrope'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Swqqn_cn5VI/AAAAAAAAACU/k00D_Fe-nSs/s72-c/ffc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-2771458421292409789</id><published>2009-04-08T13:55:00.000-07:00</published><updated>2009-11-23T07:32:07.523-08:00</updated><title type='text'>Şinasi Tekin</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dilbilimi.net/tekins.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 171px; height: 239px;" src="http://www.dilbilimi.net/tekins.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Prof. Dr. Şinasi Tekin 1933'te doğdu. Babası Ramazan oğlu İbrahim Efendi, 1917'de Bursa Öğretmen Okulundan (Dârulmüallimîn) mezun olduktan sonra Dursunbey, Balıkesir ve Bursa ilkokullarında öğretmenlik yapmıştır. Şinasi Tekin ilkokulu Bursa'da, ortaokulu ise Bilecik'te (1944-1947) ve liseyi de İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde yatılı okudu. O zamanlar böyle öğrencilere leyli meccanî talebe derlerdi, yani "devletin demirbaş malıdır, dokunmayın!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1950'de girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü 1953'te bırakıp Almanya'ya gitti. 1958'de Hamburg Üniversitesinde Annemarie von Gabain'in yanında doktora çalışmasını bitirip yurda döndü. İstanbul'da altı ay süren bir asistanlıktan sonra yeni açılmış olan Erzurum Atatürk Üniversitesine geçti. 1961'de doçent, 1964'te profesör oldu ve Türk Dili ve Edebiyatı bölümü başkanlığına getirildi. 1965'ten vefatına kadarHarvard Üniversitesi'nde akademik çalışmalarına devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayımladığı eski metinlerden en önemlisi İslamlık öncesi dönemlere ait Uygurca Maitrisimit adlı eserdir. Fakat bunun yanı sıra Eski Anadolu Türkçesi dönemiyle de ilgilenmekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk, İslâm ve Orta Asya kültürlerinin ana kaynaklarını yayınlamak üzere Harvard'da kurulan Sources of Oriental Languages and Literatures SOLL serisini eşi Gönül Alpay Tekin ile birlikte idare etmektedir. Bu seriden şimdiye kadar 54 cilt yayınlanmış olup halen devam etmektedir. Bunun yanı sıra Türklük Bilgisi Araştırmaları / Journal of Turkish Studies (TUBA) adlı bilimsel dergiyi, o zamanlar Chicago Üniversitesi'nde bulunan Fahir İz ile birlikte 1977 yılında çıkarmaya başlamış, bir süre sonra eşi Gönül A. Tekin de bu faaliyete katılmıştır. Gene Harvard Universitesi'nde yayınlanmakta olan bu dergi, bütün dünyadaki eski öğrencileri, en yakın çalışma arkadaşları ve özellikle eşi Gönül Hanımın destek ve yardımları sâyesinde hiç aksamadan düzenli olarak çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harvard'ın Continuing Education (Sürekli Eğitim Merkezi) bölümüne bağlı olarak 1997 yılında Ayvalık'ın Cunda köyünde başlattığı Harvard-Koc University Intensive Ottoman and Turkish Summer School in Turkey (Yoğun Osmanlıca ve Türkçe) adlı Osmanlıca Yaz Okulu, fedakâr eşi Gönül Hanımın ve bütün çalışma arkadaşlarının destekleri ve de Koç Üniversitesi'nin öğrenci bursu katkıları sayesinde bugüne kadar başarılı bir şekilde devam etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof.Dr.Şinasi Tekin 17 Eylül 2004'te İstanbul'da vefat etti. Fatih Camii'nde kılınan öğle namazını müteakip Edirnekapı Şehitliği'nde toprağa verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eserleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    *&lt;br /&gt;      Bhidharma-kosa-bhâsya-tikâ-Tattvarthanama-The Uigur translation of Sthirmati's Commentary on the Vasubhandu's Abhidharmako-sastra (1970), New York.&lt;br /&gt;    *&lt;br /&gt;      Eski Türklerde Yazı, Kağıt, Kitap ve Kağıt Damgaları (1993), (Basıma Hazırlayan: R. Tûba Çavdar), İstanbul : Eren Yayıncılık.&lt;br /&gt;    *&lt;br /&gt;      İştikakçının Köşesi/Türk Dilinde Kelimelerin ve Eklerin Hayatı Üzerine Denemeler (2001), İstanbul:Simurg Yayınları.&lt;br /&gt;    *&lt;br /&gt;      Kuanşi im Pusar (Uygurca Metinler 1) (1993), Ankara:Türk Dil Kurumu Yayınları.&lt;br /&gt;    *&lt;br /&gt;      Maitrisimit nom bitig (1980), Die uigurische Übersetzung eines Werkes der buddhistischen Vaibhâşika-Schule. 1.Teil: Transliteration, Übersetzung, Anmerkungen. 2.Teil: Analytischer und rückläufiger Index.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makaleleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    *&lt;br /&gt;      Buddhistische Uigurica aus der Yüan-Zeit (1980), Teil I:HSIN Tozin oqidta i Nom, Budapest, s.17-142.&lt;br /&gt;    *&lt;br /&gt;      Eski Türkçe (pdf)&lt;br /&gt;    *&lt;br /&gt;      Mani Dininin Uygurlar Tarafından Devlet Dini Olarak Kabul Edilişinin 1200. Yıl dönümü Dolayısıyla (762-1962)(pdf)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak:http://www.ku.edu.tr/osmanlica/stekin.shtml&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OzanA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-2771458421292409789?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/2771458421292409789/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=2771458421292409789' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2771458421292409789'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2771458421292409789'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/04/sinasi-tekin.html' title='Şinasi Tekin'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-1563766342803550008</id><published>2009-03-26T15:44:00.000-07:00</published><updated>2009-03-26T15:46:04.125-07:00</updated><title type='text'>Beyazperdenin Muhterem Alcakları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_9EaVo4ZXX5g/SWAIXWnppoI/AAAAAAAAANo/GpTvYWgmHrQ/s400/Richard_kiel.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 233px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_9EaVo4ZXX5g/SWAIXWnppoI/AAAAAAAAANo/GpTvYWgmHrQ/s400/Richard_kiel.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Erol Tas'in batidaki muadili Telly Savalas midir? Michael Ironside'in dogu ikizi Bilal Inci mi dediniz? Yildirim Gencer Ortadogu'nun Gene Hackman'i olabilir mi? Onder Somer Lee Van Cleef'i andirabilir, Kenan Pars'la Jack Palance'i ayni kefeye koysak, Larry Hagman da herhalde Nuri Alco olacak. Camgoz Rutger Hauer'i Huseyin Peyda diye, Ekrem Bora'yi Christopher Walken diye, kaypak Donald Pleasence'i Coskun Gogen diye tercume edersen, Huseyin Baradan da oldu olacak Gary Oldman ile eslessin. Buraya kadar tamam miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu isimleri bilmeyen yok. Kendi alanlarinda en tepeye cikmis insanlar, ancak bir de isimsiz kotu adamlar var, yolda gorsek hepimiz taniriz, ancak ismini bilmedigimiz veya hatirlayamadigimiz afederseniz siz sey misiniz (daha kotusu, siz sey miydiniz) diyerek, mesleginin zirvesine cikmis bu insanin kalbini kirariz. Ayip degil mi? Yazik degil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de bu kategoriye Kazim Kartal, Danyal Topatan, Hikmet Tasdemir, Hayati Hamzaoglu, Suheyl Egriboz, Ibrahim Kurt, Cetin Basaran ve Cevdet Ozalas'i alalim. Yerimiz kisitli diyerek digerlerinden affimizi isteyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki Hollywood'da kimdir bunlar? Iste bugunku konumuz o kufur manyaklari, nefret miknatislari, kabus bocekleri, ovgu anlaminda soyluyorum, hayvan oglu hayvanlar, cunku rollerinin hakkini da veren sanatcilardir. Evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Robert Davi ile baslayalim. 1951, New York Astoria dogumlu Italyan asilli sanatci 1977'de basladigi kariyerinde 100'den fazla filmde rol almis, kotu adamlarin okulu James Bond serisinde basrol oynamistir. Scarface filminde basrol bence Al Pacino'ya degil Mr. Davi'ye verilmeliydi. Latin Amerika deyince akla gelen ilk aktor olabilir. Uyusturucu baronu dedin mi odur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jaws lakapli 1939 Detroit dogumlu Richard Kiel da yine Jimbo ekolundendir. Muthis performansi ile iki Bond filminde rol almistir. Akromegali adi verilen hormonal hastalik yuzunden 2.17 boyundadir. Bizim Yadigar gibidir. Yasliligi zor olacaktir muhakkak. Dunyada en cok sarilmak isteyeceginiz cirkin dev olabilir. Fakat dikkat edin isirmasin eski gunlerin anisina.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmlerde hayvanlikta epey onde yer alip gercek hayatta bir o kadar rafine olan Clancy Brown'i animsadiniz mi? Veya ilk Highlander'da ve Shawshank Redemption'daki kabussal pislik kimdi deyiversem? O sahsin ABD'nin en iyi universitelerinden birinden mezun oldugunu, annesinin piyanist/bestekar, babasi ve dedesinin Ohio senatoru oldugunu, halen SungerBob'da Mr. Krabs'e sesini verdigini, itiraf edin, hesaba katmamistiniz. Sanat baska bi sey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elvis bir sarkisinda der ki cennete hic gitmedim ama Oklahoma'ya gittim. O vakit Oklahoma dogumlu Cherokee kanli Wes Studi'yi konuk edelim masamiza. Ingilizceyi okulda ogrenen Studi gelmis gecmis bir numarali Geronimo'dur ama ben onu hep Son Mohikan'daki muthis Magua kiniyle hatirlayacagim. Oyle kini bence romanin yazari Cooper dahi tahayyul edememistir. Gercek hayatta saci vardir ve kisadir (saci). Studi'yi kastediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gercek adi Yang Sze olan Bolo Yeung kung fu ogrenimini anavatani Cin'de tamamladiktan sonra bir firsatini bulunca komunist Cin'den Hong Kong'a yuzerek kacmistir. Winston sigarasi reklami cekerken tanistigi Bruce Lee onu cok sevmis, Ejder'in Uc Fedaisi filminde ona bas kotu rolu vermistir. Kan Sporu'nda memelerini hoplatan azman tiplemesiyle gonullere kazinan Yeung, Ozan gibi bir tai chi chuan ustadidir, sukunet onun gobek adidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peter Stormare'nin ismine ve tipine bakarak Italyan oldugunu sandiniz, oysa o Isvecli ve sohretini Tokyo'daki Shakespeare performansina borclu. Ozgun bir sahis ki ozgun filmlerde rol almis: Awakenings, Fargo, Playing God, Million Dollar Hotel, Dancer in the Dark, Windtalkers birkac ornek. Constantine filminde bir seytan rolu kesiyor, Robert De Niro ile depisir. The Big Lebowski'deki nihilist pornocuyu saymama gerek var mi bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liste uzun ama biz gercek bir sinema emekcisi olan Henry Silva ile veda edelim. 1928 dogumlu Silva Italyan - Porto Riko kirmasi. Sinema egitimini bulasik yikayarak finanse eden sanatci o kadar cok filmde oynamis ki, pes. Bir insan Oceans Eleven filminin hem 1960 hem 2001 versiyonunda oynar mi? Bu oynamis. Ne San Fransisko Sokaklari kurtulmus elinden, ne Cannonball Run, ne Supermen ne Batman. Cok dayak yemis kamera onunde ama parayi da kapmistir tahmin ediyorum. Bir de bu genelde arkada dururdu kavgalarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir hurmet borcudur. Bu yazida ismi gecen sanatcilar iskalanmayi hic mi hic haketmeyen isimlerdir. Ama Turk olsun ama yabanci. Benim gonlumun bir numarali kotu adami Christopher Walken'dir. Basta Mr. Walken olmak uzere, dikkatli baktiginizda sinemanin tum kotu adamlarinda farkedeceginiz ortak bir ozellik vardir: Hepsinin tedaviye, sefkate ihtiyaci vardir. Rollerini kastediyorum tabii, gercek hayatta tanimiyorum. Fakat o sefkatten yoksun kalmasalar tanisamayacaktik. Ellerinizden opuyorum muhterem alcaklar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astoria Krali Serkan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-1563766342803550008?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/1563766342803550008/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=1563766342803550008' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1563766342803550008'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1563766342803550008'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/03/beyazperdenin-muhterem-alcaklar.html' title='Beyazperdenin Muhterem Alcakları'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_9EaVo4ZXX5g/SWAIXWnppoI/AAAAAAAAANo/GpTvYWgmHrQ/s72-c/Richard_kiel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-1244062477750680103</id><published>2009-02-17T02:21:00.000-08:00</published><updated>2009-02-17T03:56:43.337-08:00</updated><title type='text'>aghora sadhu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.kultur.gov.tr/TR/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;BELGEANAH=223597&amp;RESIMISIM=Sergi1Resim10.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 358px; height: 272px;" src="http://www.kultur.gov.tr/TR/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;BELGEANAH=223597&amp;RESIMISIM=Sergi1Resim10.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(Resim: Kâr-ı Üstad Muhammed Siyah Kalem)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aghoriler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anadoluda yaşamış oldukları rivayet edilen eren gruplarından cavlaklar ile benzer düzlemde arkadaşlar olduklarını zannettiğim, hissettiğim birtakım ademlerden bahsetmek isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlara geçenlerde çok tesadüfi olarak rastladım. Agoriller denen bu zaatların birinin hayatının belgesel yapılmış olması&lt;br /&gt;ile bu tanışıklık gerçekleşti..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki Linkte o belgesel mevcut bulunmakta.. Ama başka toplumlara içinden bakamayan biri iseniz gerçekten uzak durun.. sizi sarsacaktır.merakınızı celbetsin diye söylemiyorum ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında aşina olduğumuz "çile" yaklaşımını benimseyen bu insanların tekamül süreci bir hayli zorlu aghorilerde.Süreç ustanın yanına giden talebenin usül öğrenmesi ile başlıyor. Talebe agorilerin ölümü bekledikleri bir dere yatağında eski ustaların kafatasını arıyor.. Bulana kadar ziv ziv dolaşan talebe en sonunda bi tane buluyor ve bu kafatasını taşlarla kırararak bir tasa çeviriyor..Bu tası saatlerce yıkayıp kutsal bir boya ile kaplıyor.. Bundan sornaki tüm gereksinmelerini bu tasın içinden&lt;br /&gt;karşılıyor.. Ganj kenarında ölü yakma alanlarında ne bulursa bu tasın içerisinden, ölü tozlarına bulayarak yiyor..&lt;br /&gt;Geceleri bu ölü yakma alanlarında meditasyon yapan bu kişi 41 gün ilk etap bitince ustasını yıkanıp bekliyor. Usta o gün gelip, başını tutarak kabul törenini nehrin kenarında gerçekleştiriyor. Söylediği doğru ise usta- bir şifacı demek doğru olur-&lt;br /&gt;12 yıl bu çileyi çekmiş ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanılır gibi değil demek istiyor insan ama ondan da öte bişey aslında bu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vazgeçme. Bir insan kendinden ne kadar vazgeçebilir. Hayvandan daha hayvan olabilir mi? olmalı mı? Bu sorular zihnimde uçuşurken salihe verdiğim filmleri izleyip izlemnediğini düşünüyorum.. İçim burkuluyor. Bir çay daha koyuyorum .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.youtube.com/watch?v=W0bGrvKVxac&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-1244062477750680103?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/1244062477750680103/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=1244062477750680103' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1244062477750680103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1244062477750680103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/02/aghora-sadhu.html' title='aghora sadhu'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-3878602877015337799</id><published>2009-02-17T02:18:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T11:06:19.892-08:00</updated><title type='text'>Marcio Nuno F. Fantazisi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SwrdAzeh8nI/AAAAAAAAACk/I7cHFVnOVCI/s1600/shawshank.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 128px; height: 69px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SwrdAzeh8nI/AAAAAAAAACk/I7cHFVnOVCI/s400/shawshank.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407377308499702386" /&gt;&lt;/a&gt;Tam isminin dogruladigi gibi, Don Juan di Marco misali yari Italyan, yari Ispanyol, yari Meksikali bir kisilik Marcio (Marsiyo okuyunuz). Almanya'da yasardi, yakasina gul takardi. Faydasiz bir hayal gucu vardi Marcio`nun. Ajanslarin onemsemedigi reklamlar yazardi. Marcio gitti, adi kaldi, bir de reklamlari unutulmasin diye ben de bir kismini tercume ederek aktarayim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ooooooooooooooooooo oooooooooooooooo ooooooooooooooo&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Bulasik deterjani Fairy'nin yeni, tene az zarar veren urunu icin &lt;45 saniye bir tv reklami yazilacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampanya adi: Parmakucu hissi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arka planda Vivaldi'nin 4 Mevsim'inden "Kis" Bolum 2 caliyor ama kotu, hatali. Kisa sahneler ekranda cikip karariyor, elleriyle bir sey icra eden ustalara dair, ancak ellerini gormuyoruz. Once kemanci, sonra gitarist, piyanist, comlekci, karikaturist ve sonunda bulasik yikayan bir adam. Fon muzigi her resimde bir hatayla bozuluyor, sonra elleri de goruyoruz ve fakat... fakat... bunlar eldiven giymis. Ekranda bir soru beliriyor: Ciplak elle daha iyi olmaz miydi? Bu soru uzerine arkadaslar eldivenleri cikarirlar ve muzik duzelir. Sonuncusu tabii Fairy Ultra Soft ile yikiyor bulasigi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alternatif son: Ilaveten bir futbol kalecisi belirir. Soruya, yok deve, cevabini verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Zeiss dürbünleri icin dergi ilani. Mesaj, Zeiss herkese lazim olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampanya adi: Once tedbir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol kosede kucuk bir yaban kazi, durbunuyle izledigi gokyuzundeki manzara yan tarafta buyuk resimle verilmis: V formatinda bir yaban kazi filosu. Baslik: Gözüm isiriyordu zaten. Asagida metin: Allah korudu! Az daha yine bunlarla gocecektim. Neydi o gecen sefer yol boyunca vidi vidi vidi vidi. Bir cene vermis... Tovbeee. Iyi bak vaktinde farkettik. Hayir, yari yolda ayrilinca artis diyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Fairplaye tesvik eden TV reklami. Alman Milli Futbol Takimi emrinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampanya adi: Ihtiras Tramvayi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman Milli Takimi'nin muhim bir maci. Rakip bastiriyor. Bir anda tribunde bir itisme, kavga cikiyor. Sahada da rakip sutunu cekiyor, Kahn plonjonla topu zor yakaliyor ve ayaga kalktigi gibi topu tribune firlatiyor, kavga edenlere isabet ettiriyor. Stadyumda cit yok. Kahn bagiriyor: "Macin icine ettiniz huleaayn!" Kavgacilar kafayi one egiyorlar. Az once Alman kalesine sutu ceken rakip oyuncu Kahn'a korku ve saygiyla bakiyor. Kahn da ona donup kasini havaya kaldiriyor. Ve slogan beliriyor: Macin icine etme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Slimfast adli zayiflama besini icin radyo reklami, max. 20 saniye surecek, saglikli, leziz, zayiflatan urun mesajini verecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampanya adi: Su ikinci panjuru da aciverin! (Rivayete gore Goethe olurken boyle demis: Isik, biraz daha isik, su ikinci panjuru da aciverin!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- (Gümm!) Hayatim galiba yatakodasinda biraz daha isiga ihtiyacimiz var.&lt;br /&gt;- Sana oyle geliyor, boylesi daha romantik (Sangirr!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinize bunu yapmayin. Slimfast diye bir sey var. Saglikli, leziz bir urunle zayiflayin. Karanlikta yasamayin. Slimfast. Yatakodanizda biraz daha isik icin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Metinyazarlari yarismasina katilacaksin. Urun ve reklam seklini, her bir seyi sen sec, sahne senin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampanyanin adi: Yasam Kaynagi (Pinari). TV reklami.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bugun dunyanin en yasli camasir makinesini ziyaret etmek uzere Japonya'da bir dag koyune geldik sayin seyirciler. Belki de saglikli ve uzun omrunun sirrini bizimle paylasir. Evet, koniciva. Dunyanin en yasli camasir makinesisiniz, ama epey zinde gozukuyorsunuz. Nedir bu isin sirri?&lt;br /&gt;- Sir degil canim, bildiginiz seyler. En muhimi asla keyfinin kacmasina izin vermemek. Neseli ol ki genc kalasin! Bir de tabii antreman. Ne demisler: Isleyen demir isildar. Ha bir de kisisel tavsiyem (fisildar): Gunde bir sake (pirinc sarabi) yuvarla... (gulerek)&lt;br /&gt;- Harikulade. Hepsi bu mu? Bravo dogrusu. Fakat... O cebinizden sarkan da nesi? Tablet kilifi falan mi?&lt;br /&gt;- (Gulusu yerini oksuruge birakir) Nasil, nerde, ne.. ymis yav bu boyle?&lt;br /&gt;- Durun bakiym ne yaziyor ustunde... Ca.. Cal.. gon?&lt;br /&gt;- (Yapmacik oksurukler) Ha onu saymamis miydim yoksa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra reklam sarkisi cikar ve reklam biter:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ca-ma-sir ma-ki-ne-niz Cal-gon-la da-ha u-zun ya-sar (Calgon'un Almanya'daki reklam jingle'i)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Volkswagen Polo bir dayaniklilik abidesi. O halde ilanini gorelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampanya adi: Agri Dagi Seyahat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resimde bir Polo, ici tiklim tiklim cifter cifter hayvan dolu. Arka kapi acik, kapinin onunde bitmek bilmez bir kuyruk, yine cift cift hayvanlar. En onde bir cift fil, yanlarinda ak sacli sakalli bir ihtiyar, kafayi kasiyor, elindeki oturma planina bakakalmis, saskin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Holsten birasi icin TV-reklami, ≤30 saniye, cerceve kisitlandirilmis, uc adam olacak, araba yasak, cocuk yasak, diyalog yasak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampanya adi: Matriksin faydalari.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Operator akan yesil ekranin onunde. HOLger ve CarSTEN simsiyah giysileri ve gunes gozlukleriyle sonsuz bir beyazlikta. Derken ikili kafayla bir isaret yapar ve bir anda milyonlarca holsten dolu raflar akip gelir. Operator kucuk dilini yutar, kulakligi cikarip atar ve bir saniye sonra o da gunes gozlugu ve siyah kiyafetiyle matrikste belirir. E afiyet olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. (Pahali) CHIO Cipsi icin radyo spotu. Mesaji: Bu lezzet her seye deger.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampanya adi: Her sey mi dedin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Her sey mi dedin?" diye sordu. O gun bugundur bitmek bilmeyen bir Chio cips stogum var. Anlasmamiz boyleydi. Git bak kilere, gorursun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu muthis bir oyku Doktor Faust. Bir iki rotusla super bir roman konusu dahi olur. Tuylerim diken diken, oyle soyliym. Yani bu oykuyu kaleme almak icin her seyimi verirdim. Her seyimi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Gökgürültüsü duyulur, ardindan slogan) CHIO. Her seye deger.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Sinema reklami: Kacak film kopyalamak suctur, bes yila kadar cezasi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampanya adi: Koyu kirmizi cizgiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polis, itfaiye vb. kuvvetler tarafindan sarilmis bir bina. Megafonla iceridekilere son bir sans taninir. Icerde, rehineler bir kosede agliyor,&lt;br /&gt;maskeli tipler ortalikta kosusuyor, biri bilgisayar basinda, sonsuz gibi gelen internetten indirme suresinden bunalmis. Biri maskesini cikarip bilgisayar basindaki elebasina haykirir: "Bu sefer siniri astik oglum. Bir film icin yaktik gencligimizi. Bu ne lan?" Bu ne dedigi, camlardan iceri akan SAS komandolari.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Toplu tasima hizmetlerinin aksamamasiyla ovunen Hamburg Belediyesi ilan cikacak. Mesaj: Lutfen vaktinde gelmeye ozen gosterin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampanya adi: Ne gec ne erken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatakta bir adam ve bir kadin. Birbirlerine sirtini donmus, suratlar asik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ooooooooooooooooooo oooooooooooooooo oooooooooooooooo oooo&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet iste boyle faydasiz esinlerin cocuguydu Marcio. Bir gun ceketini alip ayrildi buralardan. Meksika'da Pasifik kiyisinda Zihuatanejo adinda bir sahil kasabasina yerlesmekti hayali. Kirik dokuk bir balikci kayigi bulup bir yerden, onu tamir etmekle baslayacakti yeni hayatina. Bir de otel isletecekti. Yolunuz duserse bakin bakalim, hala gul takiyor mu yakasina...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astoria Krali Serkano&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-3878602877015337799?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/3878602877015337799/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=3878602877015337799' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/3878602877015337799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/3878602877015337799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/02/marcio-nuno-f-fantazisi.html' title='Marcio Nuno F. Fantazisi'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SwrdAzeh8nI/AAAAAAAAACk/I7cHFVnOVCI/s72-c/shawshank.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-760638900463364698</id><published>2009-01-27T15:14:00.000-08:00</published><updated>2009-01-27T15:21:31.562-08:00</updated><title type='text'>herkese az feminizm</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.cbgb.com/shrine/press/store/nytimes82002/Patti%20Smith%20Inspired%20Clothing%20NY%20Times%20Mag%20page%201.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 188px;" src="http://www.cbgb.com/shrine/press/store/nytimes82002/Patti%20Smith%20Inspired%20Clothing%20NY%20Times%20Mag%20page%201.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben sizin dilinize ve baglaminiza daha fazla yabancilasmadan, anladigim kadar, anladigim yerden dahil olayim mevzuya bari, musaadenizle. ..&lt;br /&gt;ezilen cins ifadesi, kadin erkek arasinda  kadinlar aleyhine isleyen bir iktidar iliskisinin varligini kisa yoldan tanimlamak uzere kullanilir. kadinlarin bu tur bir iktidar iliskisinin tarafi olmadigini dusunuyorsaniz, sokaktan ailedekine kadina karsi her turlu siddeti, her turlu onyargi ve erkek ideolojisini bir iktidar iliskisinin tezahuru olarak gormuyorsaniz, bu fasli sonsuza kadar kapatalim. oyle olmadigini dusunerek devam ediyorum.&lt;br /&gt;ozan'in vurguladigi biyoloji meselesi de, irem'in 'yetistirilme tarzi vs' olarak ifade ettigi sey de feminist teoride mevcut yaklasimlardir. ilki, ozcu (essentialist) yaklasim, digeri toplumsal cinsiyet (gender) yaklasimi olarak genellenebilir. ozcu yaklasimda kadin dogasi ve erkek dogasi diye bir seyin oldugu kabul edilir, iktidar meselesi bu temelde cozumlenmeye calisilir; digeri, toplumsal cinsiyet ise bence 20. yuzyilin en devrimci kavramlastirmalarin dan biridir, itiraz eden kimse kalmadi, sinif gibi bir kavram haline coktan geldi. Toplumsal cinsiyet, kadin-erkek diye bildigimiz her seyin, her rolun vs. kadinin toplumsal denetimini saglamayi amaclayan bir iktidar iliskisi icerdigini, yani cinsiyet rollerimizin, varolusumuzun toplumsal olarak kuruldugunu, aktarildigini, dolayisiyla ogrenilmis oldugunu soyler. devrimcidir cunku, ozculukten farkli olarak bu kavramlastirmada degistirme potansiyeli vardir; yani, madem toplumsal olarak kuruluyor, toplumsal&lt;br /&gt;olarak&lt;br /&gt;degistirilebilir de... ve... bu yuzden de bu noktadan itibaren feminist teori kadinin ozneligi uzerinde durmustur. buna gore; kadinlar bu toplumsal iktidar mekanizmalarinin farkina varirlarsa, dort duvar arkasinda yasananlarin ortak oldugunu kesfederlerse vs, iste o zaman dayanisma ihtimali ortaya cikar ve zaten feminist aktivizmin gecen yuzyil boyunca derdi de bu tur bir dayanismayi her yerde ormek ve guclendirmek olmustur. iste sevgili irem, bize dair cok kilit bir meseleyi, etimizde kanimizda hissettigimiz bir meseleyi, guven meselesini ortaya attiginda, ses vermek istememin sebebi benim, feminist fikirden de aktivizmden de kac zamandir uzak dusmeme ragmen hala bu tur bir dayanisma idealine olan romantik bagliligimdandir, tumuyle bana dair bir durumdur yani; kesinlikle ortamdaki kadin arkadaslarin  ukala bir tutum takindigim fikrine kapilmalarindan imtina ederim; erkek arkadaslar istediklerini dusunebilirler, onlara ukalalik etmenin de, sozlerini&lt;br /&gt;kesmenin vs.nin de mubah oldugunu dusunenlerdenim, hatta bu konuda cesitli fikir sahibi olanlara, once kendi iktidar sahibi erkeklik rolleriyle samimiyetle yuzlesmelerini salik veririm, kadinlar kendi yuzlesmelerini yapmakta cok yol katettiler.&lt;br /&gt;zirvalamayi birakip irem'in ortaya sordugu soru uzerinden devam etmek isterim. feminist dusuncenin yine gecen yuzyila damgasini vuran slogani da su olmustur: 'ozel alan politiktir.' Burada kilit, ozel/kamusal ayrimidir. buna gore ozel alan, disil olan, kadina ait olandir, aile, cocuk, iceri ait olan her sey, duvarin ote yani:)). ve... kamusal, erildir, sokak, meslek, politika, disaridaki her sey erkege aittir. ve bu, aziz kardeslerim, bizim genlerimizde yazilidir, tabiri caizse.  dagita dagita, sevdalisi oldugum bir adama, Carl Jung'a atlayacagim, bagislarsaniz: )) Freud'un cagdasi, analitik psikoloji okulunun kurucusu bu agabey, toplumsal bellek/kolektif hafiza kavraminin mucididir; bu kavram der ki, atalarimizin kultur vs gibi tum mirasi, yasadigi her sey kusaklar boyu aktarilir, yani her toplumun/toplulugun ortak bir hafizasi vardir ve bilincaltinin bir kismi bu hafizadan olusur. kadinlarin toplumsal hafizasinda neler yazili buyurun dusunun. biz&lt;br /&gt;kendimize ait olmayan bir alanda, kamusalda tutunmaya calisirken, tarihin yukunu tasiyoruz bilincaltimizda emin olun, bir turlu anlam veremedigimiz tutukluklarimiz, yazmak, konusmak, teori yapmak, yonetmek, karar almak, hedef koymak, hedefe ulasmak vs her konudaki aksamalarimiz, iliskilerimizden (her turlusunden)  bunala bunala yasarken, hayatin kalan kismini da o bunalmalardan cikip kendimizi iyi hissedecegimiz bir isler yapmak icin didinerek gecirmemiz cok tarihsel, cok toplumsal ve cok politiktir. cunku 'ozel olan politiktir', yani iktidar her yerdedir. Ama sanirim farkindasiniz burada gizli bir ozcu tini da gizli esasen. kusaklar boyu paylasilan bir ortak hafiza, ortak bir cinsiyet anlatisi, giderek bir kadin dogasi ve erkek dogasi da insa ediyor kuskusuz; yani en azindan ben oyle dusunuyorum, hatta ben zaten bir kadin ve erkek dogasi oldugunu dusunuyorum, bu acidan bir miktar ozcuyum, dogurganlik vs, cok kolay atlanamaz bence. anyway...&lt;br /&gt;zaten bizler acisindan da hayati olan, pragmatik olalim biraz, bu iktidarin kaynagi falan degil; bir noktadan sonra yani... nasil asariz kardesim bunu? soru bu, of of of...&lt;br /&gt;Jung'a donuyorum. der ki her kadin bir maskulen ve erkek de bir feminen tasir. saglikli durum, denge durumu, bunlarla gercek, saglikli iliski kurabilmekte. .. yani, maskulen ve feminenin her kisilikte ifade edilebilmesi. simdi kadinlarda en cok rastlanan durum, maskulenin bastirilmasi. .. bu ne anlama geliyor, icinizdeki eril konusmuyor yani, kendini ifade etmiyor, karar almak, inisiyatif koymak, hedefe ulasmak vs konularinda cuvalliyorsunuz demek... ote yanda erkekler feminenleriyle sorunlu iseler, duygularini ifade etmekte sorun yasaniyor. aslinda ozel kamusal arasindaki zitligin psikanalitik olarak kurgulanmis hali bu (ben boyle anlamayi seviyorum yani:)). her neyse, buradan cikan sonuc, Jungian analiz sunu oneriyor kadinlara; mumkunse disil olmayan bir alanda (yani mesela annelikle vs ilgili olmayan bir alanda) hedef belirlemek ve pesinden gitmek, bunda israr etmek; boylece maskulenle iliski kurmaya baslayacagiz ve onu guclendirmek uzere calisacagiz.&lt;br /&gt;aslinda tam da irem'in son mailinde kastettigi sey; bu iste kendini ispat degil, kendi olmak durumu. galiba tum hikaye bu ama yasanirken cok zor elbette.&lt;br /&gt;sonucun sonucu;&lt;br /&gt;herkes hayatta kendi durdugu ugraklarca anliyor dunyayi, kendini ve yasiyor. hangi durakta durup, oradan ne edindiyseniz eldeki avuctaki o. ben cesitli duraklardan sonra, farkli farkli dusunce sistemlerinin birbirine cok yakin hatta ayni seyleri soyleyebildigini anladim. beni en cok carpan ortaklik ise, zitlar ve zitlarin birligi meselesi oldu. ozel/kamusal, maskulen/feminen, kadin/ erkek... hayati tum kutupsalliklari icinde anlamak yani; anahtar ise bu kutupsalligi asma yetisini gostermekte, oraya takilip kalmakta degil. marxta da ayni ilke, yadsimanin yadsinmasidir mesela... tam buraya Mevlana'dan da bir sozum var aslinda ama artik o kadar abartmayayim, o da bana kalsin, bu kadar postmodernize olmayalim, simdilik en azindan:))&lt;br /&gt;ben daha yeni yetme bir marksistkene, Kautsky'nin bir lafina pek bayilirdim: 'her devrimciye biraz anarsizm gerek'; bunu soyle formule ediyorum, 'her devrimciye biraz anarsizm, her kadina biraz feminizm gerek':))&lt;br /&gt;cok yorucu bir gunun sonunda yaziyorum bunlari, iyice gevezelige vurdum ve susuyorum. erkek arkadaslar, saldirgan bir uslup sezdilerse, it is not personal, dear friends, diyorum:)).&lt;br /&gt;sevgiler,&lt;br /&gt;eylem&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-760638900463364698?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/760638900463364698/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=760638900463364698' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/760638900463364698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/760638900463364698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/01/herkese-az-feminizm.html' title='herkese az feminizm'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-1817937894572043679</id><published>2009-01-05T15:01:00.000-08:00</published><updated>2009-01-06T04:33:57.549-08:00</updated><title type='text'>Tarocci &amp; Bottazzi..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.radyoiz.com/karagoz.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 163px; height: 188px;" src="http://www.radyoiz.com/karagoz.gif" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.. yahut yaygin bilinen isimleriyle Don Camillo ve Peppone, Italyan mizah yazari Giovanni Guareschi'nin meshur ettigi, sag-sol mu dersin, gerici-ilerici mi dersin, inanmis-ateist mi dersin, iste o evrensel cekismeyi her Allah'in gunu tum hucrelerinde yasayan bir Yin-Yang nevidir. Guareschi bu mucadeleyi koy hayatindan karelerin konu edildigi kisa oykulerle yansitir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II. Dunya Savasi'ndan sonra Italya'da kucuk bir koyde gecen maceralarinda kahramanlarimiz birbirinin hem can dusmanidir, hem de yasam enerjisi. Her konuda zitlasan ikiliyi birlestiren nadir konular, komsu koy Toricella'ya duyduklari nefret ve bestekar Verdi'ye duyduklari hayranliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peppone koyun kizil belediye baskanidir. Fakirleri kollar, zenginlerin somurusuyle mucadele eder. Bas dusmani, halkin saf duygularini somuren kilisedir (Karisi dahi somurulenler arasindadir) . Belediye baskanlarina ozgu inadi muazzamdir. Bir gun Don Camillo ile birlikte (hafif de olsa) bir olum tehlikesi atlatirlar. Aralarinda soyle bir konusma gecer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D C: Postunu kurtardigin icin Tanri'ya sukretmen gerek. Bu iyi talihi ona borclusun.&lt;br /&gt;P: Cok dogru... Ama o senin de postunu kurtardi. Bu da bizi odestirecek kadar buyuk bir talihsizlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Don Camillo da kimsesizleri kollar. Bas dusmani halkin saf duygularini somuren komunistlerdir. Kucuk yerlesim birimlerinin dini onderlerine ozgu cingozlukten nasibini fazlasiyla almistir. Caresiz kaldigi tek an Isa'yla konustugu zamandir, ona laf yetistiremez. Oykulerin en ozgun yani belki de Don Camillo ile carmihtaki Isa arasinda gecen sohbetlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gun Peppone isleri bozuldugunda, (ilerde geri donmek uzere) koyden ayrilinca Don Camillo elindeki gazeteyi carmiha gerili Isa'ya sallar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D C: Efendimiz, bakin, Tanri'nin varligini dogruluyor bu!&lt;br /&gt;Isa: Bana mi soyluyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gun de Toricella koyunun futbol macli meydan okumasina mazur kalirlar, ancak koyu kizillarin mi dincilerin mi temsil edecegi kavga konusu olur. Uzun etmeyelim, koyun temsil hakki Dinamo'ya kalir. Don Camillo mac oncesi carmihta gerili Isa'nin huzuruna cikar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D C: Efendimiz, yarinki macta yenilmesinler, ne olur. Onlar icin istemiyorum bunu; kazanmayi haketmediler cunku, ama benim hatirim icin yenilmesinler. Yok, onlarin yenilgisine sevindirerek gunah isletmek niyetindeyseniz beni, o baska.&lt;br /&gt;Isa: Don Camillo, ne ilgim var sporla benim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Guareschi'nin en buyuk zevki Don Camillo ile Peppone'yi kacinilmaz bicimde karsi karsiya getirecek durumlari kurgulamaktir. Bir oykude gezgin bir ressam Don Camillo'nun istegiyle kilise icin bir Meryem Ana resmi yapar. Ancak eserini tamamlanmadan kimseye gostermek istemez. Bitince bakarlar ki ressamin Meryem Ana icin ilham aldigi surat koyun en guzel kizi ve disi komunistlerin basi Celestina'nin suratidir. Komunist Meryem Ana resmi bir yandan herkesi buyulerken, azili dusmanlari yine birbirine dusurecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarligin belki de en keyifli yani meselelere yukardan bakabilmek, Isa gibi. Isa bir gun Peppone'ye cekic firlatan Don Camillo'yu elestirince rahip kendini savunmak icin Peppone'nin de ona cekic firlattigini soyler, odestik der. Isa'nin yaklasimi her zamanki gibi arzu edilenden farklidir: Bir aptallik bir aptalik daha iki aptallik eder!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SerkanT&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-1817937894572043679?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/1817937894572043679/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=1817937894572043679' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1817937894572043679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1817937894572043679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2009/01/tarocci-bottazzi.html' title='Tarocci &amp; Bottazzi..'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-7265467534092268773</id><published>2008-12-02T14:36:00.001-08:00</published><updated>2009-11-23T11:08:20.728-08:00</updated><title type='text'>rüzgarın oğlu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.muzikotek.com.tr/resim/sanatci/timurselcuk.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 250px;" src="http://www.muzikotek.com.tr/resim/sanatci/timurselcuk.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Bir süredir aklımda pireli şarkıya dair bir şeyler yazmak vardı ama vazgeçtim…..Nemli ve güneşsiz bir Adana sabahında işe giderken biraz keyifsiz biraz da ne istediğini bilmeyen kişi refleksiyle bir süredir devam eden alışkanlığımın aksine seçkiler albümünün 17. değil 4.parçasını dinlemek istedim: İspanyol Meyhanesi…Namık Kemal Mahallesinin dar sokaklarından bir sola bir sağa kıvrılıp hedef noktaya ulaşma çabalarımı şarkıyı bitirme ve mümkünse bir kere daha dinleme arzumun eşliğinde epeyce uzattım….Sonuçta yazılanlar iğneli veya ölümlü halleriyle mutlaka Timur Selçuk’tan bahsetmeyi gerektirecekti…O yüzden başlangıçtaki vazgeçtim beyanımın çok önemi yok…Kezduren konseptine aykırı olabilir ama Timur Selçukun şu tarihte doğduğu veya bu tarihte şu albümü yaptığıyla çok haşır neşir olamayacağım….Çok lazımsa 60’ını geçmiştir diyelim ve konu kapansın…Münir Nurettinin oğlu olarak dünyaya gelmiştir ve bu gerçek aslında birçok gerçeğin ebeveynliğini yapacak güçtedir…Münir Nurettinden söz etmek öyle kolay bir şey değil, kendisine dair bir şey yazmaktan korkarım, o yüzden Timur Selçuk’tan babasıyla ilgili bir alıntı yapmak en doğrusu:    “Münir bey, Osmanlı' nın süzülmüş soylu birikimiyle, Cumhuriyetin devrimci coşkusunu birleştirmeyi başarmış bir sanatçıdır. Ses olarak, Yaradan' nın yüzbinlerce kuluna verebileceği zenginlik kendisine armağan edilmiş: ses genişliği, ses rengi, ses gücü ve nefes. Bunlara, Osmanlı' nın son ustalarından devir alınan, Türk Musıkisi "Ahlakı" eklenmiş, meşk edilen eser birikimi ve üslûp olarak. Bununla yetinilmemiş, Mustafa Kemal' in devrimci dürtüsüyle, batı lirik sanatının yöntem ve incelikleri Paris' te geçirdiği yıllarda edinilmiş. Yani, Allah vergisi, artı doğru yöntemlerle çalışma, doğu-batı özümsenmesi ve en önemlisi, bütün bunların kime, neye hizmet edeceğine karar verdiren AHLÂK. Son yıllarında konuştuğumuzda, bana, Paris operasından kontrat teklifi aldığını söylemişti. Ben hayretle, neden böyle bir teklifi kabul etmediğini sormuştum. O dönem insanlarının vakur duruşuyla bana, -O zaman kim Münir Nurettin olacaktı- demişti.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        İşte müzik adamı olmak böyle bir şey…Sahip olmak ve soylu bir biçimde sahip çıkmak, adam gibi…Etkilenmemek ne mümkün? Neyse biz Oğul  Selçukla ilgili üç beş düşüncemizi ana fikir stilinde yazalım ve eyvallah diyelim, zira bu konuda ilim sahibi değiliz yazacaklarımız da doğrulardan çok kalbi yansımamızdan ve uzun zamandır dinlememiş olanlar varsa onlara “hadi, yine yeni yeniden Timur Selçuk” hatırlatması yapmamızdan ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Timur Selçuk’un nereden baksak yarım asırlık bir müzik geçmişi var…Sığdıramadığı şey yok gibi küçük gövdesine…Bestelemiş, çalmış, söylemiş diğer müzisyenlerden farklı olarak tiyatro ve oyun müzikleri yapmış üzerine filmleri eklemiş, bu kanallardan çok beslenmiş….Her bir sanat dalını duyumsamış gereğince notalarla onlara eşlik etmiş… Müzikte yeniliklerin peşine düşmüş ve bizzat uygulamaktan hiç çekinmemiş..Bedeninin her hücresi bir orkestra edasıyla müzikle uğraşmış…Şarkı söyleyen ama söylemeyi beceremeyen kişileri sevememiş…Müziği ticaret olarak görmemiş, görenleri ciddiye alamamış…Müzik için mücadele veren bir komutan edasıyla sık sık iddialı kelam etmiş ve kan emicilerin,yeteneks izlik tacirlerinin un kapanı kabusu olmuş…Birlik olalım, özümüze dönelim, iyi vatandaş olalım, kültürel mirasımıza sahip çıkalım derken satır aralarında hep  anti amerikancılık gütmüş…İşin bu kısmını belki de yeterince yüksek sesle dile getirmemiş ama bilen bilmiş duyan duymuş (bu noktada kendine has Müslümanlığı ve iman gücüne duyduğu bağlılığı kavrayabildiğimi söyleyemeyeceğim, bazı çıkmazları bu tanımlarının etkisinde filizlenmiş olabilir, kim bilir)…Hık demiş babasının burnundan düşmüş tavırlarına  her geçen gün daha çok yakınlaşmış, yakınlaştıkça büyük harflerle yerine yerleşmiş… Anlamayı yargılamaya ve mahkum etmeye tercih etmiş….Nazımı, Atilla İlhan’ı, Ümit Yaşarı vs içine çekmiş ama sindirmeden bırakmamış, üzerlerine bir şey koymadan yenileştirmemiş…Cesaret etmiş, cesaret vermiş…İyi ki yazmış…İyi ki söylemiş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence içimize iz bırakanlardan en bıçkını…Doğruyu söyleyip köyden kovulanlardan en yaramazı….Bu kadar hareketliliği ve sert üslubu tarifsiz bir asaletle taşımak zannımca herkesin harcı değil…Konu belki yerine tam oturmadı ama ben noktamı koyup eve giderken onu dinleyeceğim, hayatı anlamak için…Kömür dumanıyla tütsülenmiş akşama daha yaşayarak devam edebilmek için….Çığlık çığlığa şarkılara eşlik edip kadehimi daima kendisinin sağlığına kaldırmak suretiyle pek tabii….Bugün, yarın ve daima kıymetinin bilinmesi umuduyla.... .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İrem&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-7265467534092268773?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/7265467534092268773/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=7265467534092268773' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7265467534092268773'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7265467534092268773'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/12/rzgarn-olu.html' title='rüzgarın oğlu'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-2225371295253230805</id><published>2008-12-02T14:35:00.001-08:00</published><updated>2009-11-23T11:08:42.491-08:00</updated><title type='text'>YILDIZLARIN YAŞAMI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk32wR_Ch8I/AAAAAAAAAAU/ihxNw5DIihE/s1600-h/black+hole.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 120px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk32wR_Ch8I/AAAAAAAAAAU/ihxNw5DIihE/s320/black+hole.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354206841335351234" /&gt;&lt;/a&gt;Evrenin temel unsuru olan yıldızlar, gerek bizzat kendisinin korkunç bir enerji kaynağı olması, gerekse her biri ayrı birer külliyat olan evrimsel aşamaları nedeniyle tüm gökcisimlerinin en ilgiye değeridir. Bir yıldızın nasıl doğduğunu, çeşitli aşamalardan geçip “yıldız” sıfatını hak ettikten sonraki evrimini, bu arada üzerine asıllı asılsız çok sayıda spekülatif kurgular yapılan, tarihin en bilinmeyeni kara deliklerin nasıl oluştuğunu yazacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıldızlar da birer ömre sahiptir. Tarihin bir yerinde doğar, evrilir ve ölürler. Yaklaşık 300 milyar yıldız barındıran galaksimiz Samanyolu’nun orta boylu bir yıldızıdır Güneş. Ne zaman doğmuştur, bizlere ve bir çok başka yere ulaşan enerjisi nerden gelir ve nasıl ölecektir? Güneşten daha farklı yıldızların ömrü nasıl geçer?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galaksinin uçsuz bucaksız boşluklarından birinde devasa bir toz ve gaz bulutu sürüklenir. Bu bulut, çoğu hidrojen ve helyumdan oluşan bol miktarda madde içerir. Doğum süreci başlamak üzeredir. Mutlak sıfırın sadece 100 derece üzerinde (-173 santigrat) olan bu bulutta atomlar çok yavaş hareket eder. Hemen hemen hiç çarpışmazlar. Ta ki bu sürüklenişin, galaksinin sarmal kollarının birinin içinden geçerken yarattığı şok dalgalarının sıkıştırma anına dek. Sıkışan bulutun içinde çekim kuvvetinin yarattığı kümelenmeler oluşur. Sıkıştırma (basınç) kümelerin çökmesine neden olur ve kümeler kendi çekim etkilerinin altında kalarak gittikçe küçülürler. Bu arada sıcaklık da artmıştır. Artan sıcaklıkla birlikte kümeler yavaş yavaş ışımaya başlamış ve birer yıldız taslağı haline gelmiştir. Kümelerden büyükçe olanları daha sonra yıldız olmayı hak edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıldız taslağı büyümeyi ve sıcaklığını artırmayı sürdürür. Yıldız taslağının merkezindeki sıcaklık 10 milyon dereceye ulaştığında hidrojen yanması başlar. Hidrojen atomlarının çekirdekleri öyle büyük hızlarla hareket ederler ki, çarpışarak birbirleri ile kaynaşırlar. Bu termonükleer reaksiyon sonucunda yıldız taslağındaki hidrojen atomları helyuma dönüşmeye başlar. Açığa çıkan enerji sayesinde yıldız taslağı kendi ağırlığını taşıyabilir hale gelmişlerdir. Büzülme durur. Yeni bir yıldız doğmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşten bize ulaşan enerjinin kaynağı işte bu hidrojenin helyuma dönüşme sürecidir. Güneşimizin merkezinde (çekirdeğinde) her saniye 600 milyon ton hidrojen helyuma dönüşmektedir. Bu hız korkutucu gelebilir ama 5 milyar yıl önce doğduğu düşünülen Güneşin, yakıtını bitirmesi için bir 5 milyar yıla daha ihtiyaç vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hidrojenin helyuma dönüştüğü termonükleer tepkime, yıldızın merkezindeki helyum miktarını artırırken hidrojeni azaltmaktadır. Yıldızın merkezindeki hidrojen bittiğinde, kendi ağırlığını taşıyamayan çekirdek çökmeye başlar. Bu çökme çekirdeği sıkıştırır ve sıcaklık daha da artar. Sıcaklık o denli artmıştır ki, bu sefer çekirdeğin çevresindeki katmanlarda, yani yıldızın yüzeyine daha yakın tabakalarda hidrojen yanması başlar. Yıldız, kendine yeni bir yakıt bulmuştur ama bu arada yavaş yavaş da genişlemeye başlamıştır. Çekirdekteki sıcaklık 100 milyon dereceye ulaştığında bu kez helyum yanması başlar. Yıldızın, ömründe ilk kez karşılaştığı bu olayın ürünü karbon ve oksijendir. Helyum yanması ile yıldız yeni bir enerji kaynağı bulmuştur ve çökme durur. Bu arada genişleme öyle boyutlara ulaşmıştır ki, hacim olağanüstü artmıştır. Genişleme sonucunda yüzeydeki yoğunluğun azalması, normalde 6000 derece olan yüzey sıcaklığını 3000 dereceye düşürür. Bu sıcaklıkta ise yüzey gazları beyaz bir ışıkla değil, kırmızı bir ışıkla parıldayacaktı r. Yıldız, bir KIRMIZI DEV olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 milyar yıl sonra Güneş bu evreye geldiğinde Merkür, Güneş tarafından yutulan ilk gezegen olacak. Daha sonra Venüs buharlaşacak. Dünyamız ise hala katı olarak kalmayı başarmış olsa dahi, Güneşin kırmızı atmosferinin içinde kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırmızı dev evresinden birkaç milyar yıl sonra, tahmin edileceği gibi merkezdeki helyum da tükenecektir. Helyum yanması durduğu an, çekirdek bir kez daha çökmeye başlar. Sıcaklık öncekinden de yüksek değerlere ulaşır. Sonuçta karbon ve oksijence zengin olan çekirdeğin çevresinde bu sefer helyum yanmaya başlar. Güneş tipi orta boy yıldızların kütleleri, merkezde oksijen ve karbonu termonükleer reaksiyona sokacak kadar büyük değildir. Yıldız bu yapısını sürdüremez ve yıldızın içi hafifçe soğur. Soğuyan yıldız büzülür. Büzülme, basıncı tekrar artırır ve sıcaklık artar. Yıldız tekrar genişler. Bu genişleyip büzülmelerin her biri binlerce yıl sürer ve gittikçe hızlanan bu nabız atışları sonucunda yıldızın dış katmanları, yanmış çekirdeği terk ederek uzaya yayılır. Geride kalan yıldız kalıntısının sıcaklığı 100.000 derecenin üzerindedir. Daha ileri termonükleer reaksiyonları başlatamayan yıldız, iyice büzülür. Neredeyse Dünya gibi bir gezegen boyutlarına iner. Yıldız, bir BEYAZ CÜCE olmuştur. İşte Güneşimizin ölümü böyle olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrende, bizimkinden çok farklı yıldız sistemleri vardır ve bunlar çoğunluktadır. Güneş gibi tek değil, iki hatta üç yıldızı barındıran sistemler çok sayıdadır. Birinin beyaz cüce, diğerinin kırmızı dev olduğu bir sistemde, kırmızı devin yüzeyindeki hidrojen atomları beyaz cücenin üzerine düşer. Bu ağırlık sıcaklığı ve basıncı yükseltir. Hidrojen yanması başlar. Bu reaksiyon beyaz cücenin tüm yüzeyine yayıldığında, yıldız kalıntısının parlaklığı 10.000 katı artar. Beyaz cüce bir NOVA olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz cüceler son derece yoğundur. Yıldızın derinliklerindeki atomlar o denli sıkışmışlardır ki, elektronlar atom çekirdeklerinden ayrılırlar. Sonuçta, elektron denizinde yüzen bol miktarda çekirdek ortaya çıkmıştır. Yıldız iyice küçülüp bir gezegen boyutuna indiğinde elektronlar birbirine son derece yakındır. Biraz daha sıkıştırma, aynı yerde iki elektronun bulunması anlamına gelir ki, bu da ‘yoz elektron basıncı’ tarafından önlenir. Yoz elektron basıncı, güneş kütlesinin 1,4 katına kadar olan yıldızların ağırlığını dengeleyebilir. Böyle bir ölü yıldızın parmak ucu büyüklüğündeki bir parçası 1000 tondur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrende, kütlesi Güneş kütlesinin birkaç katı olan yıldızlar da vardır. Peki bu yıldızlar bu aşamadan sonra daha ileri aşamalar geçirirler mi? Güneş kütlesinin 1,4 katından daha büyük olan yıldızlara, beyaz cüce şeklinde ölü bir yıldız haline geldikten sonra ne oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük kütleli yıldızlardan farklı olarak büyük kütleli yıldızlar öyle bir basınca yol açarlar ki, yıldızın merkez sıcaklığı 700 milyon dereceye kadar yükselir. Karbon yanmaya başlar. 1 milyar derecede ise oksijen ateşlenir. Bu reaksiyonun ürünü de silikondur. Basıncın artışı ölü yıldızın merkezindeki sıcaklığı 3 milyar dereceye yükselttiğinde ise silikon termonükleer reaksiyona girer. Bunun sonucunda ise demir ortaya çıkar. Yıldızın çekirdeğinde demirin birikmesi, ölü yıldızın korkunç ve görkemli yok oluşunun habercisidir. Birbirlerinden tümüyle ayrı olan elektronlar ve demir çekirdekleri, şiddetli basıncın etkisiyle birbirlerinin içlerine doğru itilirler. Çekirdekteki (+) yüklü protonlar, (-) yüklü elektronlarla birleşip nötron oluştururlar, nötronlar ise kendilerini meydana getiren elektron ve protonların toplamından daha az yer kaplarlar ve sonuçta yıldız şiddetle çöker. Çöken çekirdekten yayılan şok dalgası dışarıya doğru yayılırken yıldızın parlaklığı 100 milyon kat artar ve bir SÜPERNOVA patlaması meydana gelir. Bu patlamada ortaya çıkan enerji o denli güçlüdür ki, galaksimizin herhangi bir yerinde ortaya çıkan bir süpernova patlaması, dünyamızı gündüz gibi ışıtabilir. Eski uygarlıklara ait bir takım söylencelerde geçen, gece vakti gündüz gibi aydınlanma hikayeleri, astrofizikçiler tarafından süpernova patlamasına yorulmakta ve bu patlama hakkında yer tespiti bile yapılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süpernova patlaması sonunda, büyük kütleli yıldızın nötron yönünden zengin çekirdeği, beyaz cücedeki gibi bir yıldız artığı oluşturur. Nasıl yoz elektron basıncı beyaz cücelerin daha fazla sıkışmasını önlüyorsa, yoz nötron basıncı da bu yıldız artığının daha fazla çökmesini önler. Yıldız artığı bir NÖTRON YILDIZI olmuştur. Nötron yıldızları beyaz cücelerden çok daha küçük ve çok daha yoğundur. Tipik bir nötron yıldızının çapı 30-35 km.dir. Yoğunluk ise o denli yüksektir ki, nötron yıldızının bir kaşığı 40 milyar tondur. Nötron yıldızının kendi etrafındaki olağanüstü hızlı dönüşü ise çok güçlü bir manyetik alan yaratır. Bu yüzden bunlara PULSAR (ATARCA) denilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada ek bir görüş iletmeyi gerekli görüyorum; varsayıma göre 15-20 milyar yıl önce evren ortaya çıktığında, yalnızca hidrojen ve peşi sıra helyum atomları oluştu. Ama çevremizdeki doğada daha ağır elementlerin de olduğunu görüyoruz. Bu elementlerin evrenin doğuşunda olmadıkları, güneş tipi küçük kütleli yıldızlarda da üretilmedikleri (güneş gibi bir yıldız en fazla karbon ve oksijen üretebilmektedir) bilim adamlarınca söylenmektedir. Peki bu elementler nasıl oluştu? Bilim adamlarının öngörüsü şudur: Evrenin oluşumundan itibaren düşünüldüğünde, Güneş 5 milyar yıllık ömrüyle ikinci veya üçüncü kuşak bir yıldızdır. Demek ki bundan önceki kuşak yıldızları şu anda bizim yaşadığımız uzay parçasında veya yakınlarda bir yerde bu elementleri ürettiler. Çünkü Güneşten 50-60 kat kütleli yıldızlar çok daha ileri termonükleer reaksiyonları başlatabilir, çok daha ağır elementleri üretebilirler. Fizikçilerin bu görüşlerine göre, vücudumuzdaki her atom, dokunduğumuz, soluduğumuz, tattığımız vs. atomlar milyarlarca yıl öncede kalmış bir yıldızın derinliklerinde yaratılmış olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoz elektron basıncı nasıl ki Güneşin 1,4 katından büyük kütleli yıldızların ağırlığını dengeleyemiyorsa, yoz nötron basıncı da Güneşten 2,5 kat daha kütleli olanların basıncını dengeleyemeyecektir . Bu yüzden tüm nötron yıldızları Güneşin 2,5 katından daha kütleli olamazlar. Bu durumda Güneş kütlesinin 2,5 kat daha büyüğü bir yıldız kalıntısına dönüşen yıldızın, bundan sonraki yaşamında ne olacaktır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, evrenin belki de en ilginç olayıyla karşı karşıya geldik. Doğada, bu büyüklükteki kütlelerin basıncını dengeleyebilecek hiçbir kuvvet yoktur. Büyük yıldız kendisinin affetmeyen basıncı altında çöküşünü sürdürür. Korkunç basınç yıldızı küçülttükçe küçültür. Sonunda yıldız tek bir noktada hiçliğe kavuşur. Uzayın ve zamanın dokusunu eğerek, bilinen fizikteki varlığını yitirir. Yıldız, evrenden yitmiştir. Geride sadece bir KARA DELİK kalır. Yıldızı oluşturan parçacıklar, basıncı hiçbir şekilde dengeleyemediklerin den, elektronlar, protonlar ve nötronlar birbirlerinin içine girerler. Çöküş, yıldızın hacmini küçülttükçe yıldızın bulunduğu yerdeki uzay-zaman eğilir. Bunun anlamı şudur; kara deliğin üzerinde olduğunu varsaydığımız cesur bir astronotun saati, çöküş tamamlandığında durur. Cesur astronotumuz, o uzay parçasında zamanın sonuna gelmiştir. Yine o uzay parçası öyle eğilmiştir ki, olağanüstü çekim kuvveti ışığın bile kaçmasını önler. Kara delik ismi de buradan gelmiştir. Hiçbir şey ışıktan daha hızlı gidemediği için, kara delikten kurtulabilecek bir varlık yoktur. Kara delik, kendisiyle muhatap olmak isteyen her şeyi yutar. Peki ışığı bile yansıtmadığı için görülemeyen kara delikler nasıl gözlemlenirler? Kara deliklerin varlığını görerek ispatlamak mümkün değildir. Bu yüzden bu nesnelerin var oldukları yüzde yüz kesinlikle ileri sürülmüyor. Ancak etraflarında yarattıkları olağanüstü çekimin, çevredeki gökcisimlerinin hareketlerini düzensizleştirmelerin e bakılıp, kara deliklerin varlığı bu yolla gözlemlenmiş sayılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu aşamayla birlikte bu kronolojinin sonuna geldik. Bu aşamadan sonra ise, şu andaki fizik bilgilerinin ışığıyla söylenebilecek çok fazla şey yok, bu da destekli ve desteksiz atışın serbest olduğu anlamına geliyor…Şaka gibi bir hikaye değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STS&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-2225371295253230805?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/2225371295253230805/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=2225371295253230805' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2225371295253230805'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2225371295253230805'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/12/yildizlarin-yaami.html' title='YILDIZLARIN YAŞAMI'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk32wR_Ch8I/AAAAAAAAAAU/ihxNw5DIihE/s72-c/black+hole.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-1698088040992328182</id><published>2008-11-26T17:41:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T11:09:04.209-08:00</updated><title type='text'>Esnafname</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.aatmlsincan.k12.tr/dergi/arsiv/ekim2007sayisi/ahi_evran.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 206px; height: 300px;" src="http://www.aatmlsincan.k12.tr/dergi/arsiv/ekim2007sayisi/ahi_evran.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Anadolu'da en iyi ne yapilir? Bir gurbet kusunun bu soruya yaniti: yemek! Insani, yemeye de pisirmeye de onem verir, zaman ayirir. Falanya'da en iyi kopru yapilir, Filanistan'da parfum. Yemegi gecistiren ulkelerde yemek alternatifleri meslege, kulture, tarihe gecmis. Alman milli takiminin meshur kalecisi Meier (mandiraci) ismini tasirken golcu Muller atasinin degirmenci oldugunu bilir elbet ama onemser mi? Ne terzi Schneider'i eksik kalmis, ne dülger Zimmermann'i. Ama bizde de oyle. Bugune bakinca insanin inanasi gelmiyor ama Osmanli'da esnaflik epeyce detayli ve ehemmiyetli bir kurum olarak kok salmis. Inanmazsan Evliya Celebi'ye kulak vereceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;57 meslek grubunda 1100 loncaya sahidim, diyor. Lonca sistemi dini boyutu da olan, Ahilik (arapca birader) duzeninin bir uzantisi. Her loncanin (en az) bir amblemi var. Loncalar uyelerin tum hayati gibi bir sey. Mesela suc isledin mi lonca elinden gelirse hapse girmeni engelliyor, sorunu kendi icinde falakayla cozuyor. Hiyerarsi: Yamak, cirak, kalfa, usta, ustad.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ustalik sinavini gecen, beline pestamal sarilip gedik (lisans) verilince dukkan acabiliyor, ama her istedigi yerde degil, kethüda (lonca lideri) nerde uygun gorurse, ki buyuk sehirlerde esnaf bir bolgede toplanirmis: ayakkabicilar Fatih'te, bileyciler Uzuncarsi'da, oyuncakcilar Eyup'te, gibi. Seyyar saticilarin dahi mintikasi belli ve cok kati kurallara tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cesit cesit lonca var, hepsini saymak mumkun degil, kulaga ilginc gelen birkacini analim bari: Esnaf-i Kara Hirsiz, Esnaf-i Bazeveng-i Eblehan-i Sazengan, Esnaf-i Mesrubat-i Deva, Esnaf-i Timarhaneciyan, Esnaf-i Kum Sa'atciyan, Esnaf-i Gumus Arayiciyan, Esnaf-i Sapanciyan (Pirleri Hz. Davud), Esnaf-i Tabancaciyan (Bunlarin da piri Hz. Davud, hadi sapanciyi anladik da tabanca? Davud'un tabancasiysa kasit, tovbe tovbe...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel yaren, mesleklerden bir tanesini kisaca gonul soframiza meze edelim. Kim mi dedin, gurbette yine cok onemli olanlardan birini: berberi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evliya Celebi diyor ki, ilk berber Hz. Ibrahim. Kabe'yi bitirdikten sonra haci olma babinda tras olma emri de gelmis. O yuzden berberlerin birinci piri Hz. Ibrahim. Ikincisi yine tanidik bir isim: Selman-i Pak, bilinen adiyla Selman-i Farisi. Peygamberimizi tras etmis. Isfahan dogumlu kabul ediliyor. Zerdustlukten Hristiyanliga ordan da Muslumanliga gecmis bir zat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanli'da berber kahvede calisirmis. Kahvehaneler yenicerileri azdiriyor diye kapaninca vatandas tras olacak yer de bulamamis, toplum gerilmis, bir kisim kahve yeniden acilmis. Berberin dukkani mi olur diyor o zaman halk. Cok ilginc bir tarz hakim: musterinin kafasini dizine yatiriyor berber, cellat gibi veya kurban keser gibi bir nevi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berberlige ilaveten dis doktorlugu ve sunnet yaptiklarini herkes bilir de, cerrahi mudahale yaptiklarini yeni ogrendim. Karaciger ameliyati yapmiyor tabii ama Abdurrahman Celebi rolunu elinden geldigince oynamis Selmaniler!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-1698088040992328182?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/1698088040992328182/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=1698088040992328182' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1698088040992328182'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1698088040992328182'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/11/esnafname.html' title='Esnafname'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-7784828591580374374</id><published>2008-11-16T15:27:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T11:09:39.506-08:00</updated><title type='text'>VERDA STELO</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://curiousexpeditions.org/wp-content/uploads/2007/12/649770796_2c9eb026c0.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 300px;" src="http://curiousexpeditions.org/wp-content/uploads/2007/12/649770796_2c9eb026c0.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Orduevi'nde askerlik yaptigim yillarda herhalde kazara cantamda kalmis TSK demirbasi yesil beyaz ciltli ol kitaba gore dunyanin en eski uluslararasi yapma dilini 1580 yilinda Mehmet Muhittin adinda bir Edirneli icad ediyor, Babil'den esinlenerek bu dile Balibilen adini veriyor. Tutmuyor tabii. Niye tabii dedim, bilmiyorum, refleks belki. Almanlarin Volapük denemesi de kisa omurlu olmus ona bakarsan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralarinda Alman filizofu Leibniz'in 1666 tarihli ol calismasinin da yer aldigi bir dolu basarisiz denemeden sonra 1887 yilinda Polonyali Musevi Goz Doktoru Zamenhof'un yarattigi dil sistematigi Esperanto (Umutlu) adi altinda kok saliyor. Bu dilin sembolu olarak "verda stelo"yu yani yesil yildizi secen Doktor Esperanto bir dilin tutmasi icin en onemli unsurdan, yani halktan yoksun olmanin acigini, istisnasizlastirma (yani her durum icin sadece bir kural olsun) stratejisiyle asmaya calisiyor. Asti mi peki diyeceksiniz, soyle soyliym, aranizda Esperanto konusan var mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak yine de ovguye deger bir ugrastir kanimca. Bu kaniya sahip olmakla yetinmeyip Esperanto ogrenen bir dolu (hasta - pozitif anlamda) insan var dunyada. Ben de bir keresinde Kaliforniya' da bir universiteye yazmistim, sagolsunlar ilk dersi postayla bedava gondermislerdi, gerisi icin para istediler, posta masrafi degil tabii kasit. Yine de rahmetle anarim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir peki bu dilin kemigi? Sudur: isimler: -o, zarflar: -e, sifatlar: -a, fiiller: -i eki ile biter, cogul -j sonekiyle yapilir. Istisna yok diyor. Harf-i tarif (Artikolo) bir diyor, o da LA. Venigu kuraciston dersem doktor getir, venigu la kuraciston dersem doktorU getir, oluyor. Bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hos bir detay: alfabe okunurken sessiz harfler -o sesiyle seslendiriliyor, yani ornegin k, l, m, n, o, p, r, s harfleri ko, lo, mo, no, o, po, ro, so seklinde telaffuz ediliyor. Aranizdan bazilarinin bu noktada sirittigini sezinler gibiyim ve kim olduklarini da bilir gibiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olur da bir gun elinize bu dilde yazilmis bir mecmua gecer de konu komsuya rezil olmayalim seher vakti derseniz diye notumu duseyim: butun vurgular hep sondan onceki kelimede, Avrupa dillerinin bircogundaki gibi. Bizdeyse genelde son hecededir, dikkat buyuralim, bilincsizce toprak olmayalim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esperanto ogrenmek isteyenler bunu kitaplardan ogrenecekler. Yok ben cok orjinal bir kisiyim diyorsan sunu da not ediver Edward (ay altima edecem simdi): San Marino'daki Akademio Internacia de la Sciencoj universitesi Esperanto'yu resmi ders dili olarak gundemine alan dunyadaki tek akademi. San Marino, Italya'nin beri tarafinda biliyorsun. Turkiye'de de bir donem Aydin civarinda orgutlulermis ama son durumu bilemem. Neden Aydin deme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takdimimize son vermeden elbette birkac kelam edecegiz Esperanto dilinde. Fakat bire bir tercume olarak almamanizi rica edecegim, hatta cok rica edecegim: Bonan vesperon (iyi aksamlar emmoglu), dankon (sagol canim), Saluton (merhaba cigerim), Mia nomo estas Hayrullaho (Ismim Hayrullah'tir beyim, buyur diyecegini), Kiel vi fartas (Nasil gidiyor kirvem?), Ne tre bone (Icguveysinden hallice), Mi amas vin (Seviyorum ulan seni, hi?).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Magazin basini icin de notumuzu duselim: Dunyada Esperanto'yu ana dili olarak konusan (yani bebeklikten itibaren birinci dil olarak ogrenen) 2000 civarinda vatandas arasinda tanidik bir isim de var: George Soros.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasi mekanizmalara bile yansimis bir dil: Ayetullah Humeyni Ingilizce'ye alternatif olsun diye butun dunya muslumanlarina Esperanto'yu ogrenme ve yaymayi fetva verdikten sonra bir de bakmis ki ulkesindeki Bahailer bu dile zaten uzun zamandir ozel bir ilgi duyuyorlar, hemen yasaklamis. Iran bir kultur deryasi, tarihsel acidan seyedersek. Fakat bu haber balonsa fena gaza geldik demektir. Kahrolsun asparagas diye haykiririm o vakit.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astoria Krali Serkano&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-7784828591580374374?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/7784828591580374374/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=7784828591580374374' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7784828591580374374'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7784828591580374374'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/11/verda-stelo.html' title='VERDA STELO'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-8821865706932716373</id><published>2008-11-14T11:52:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T11:10:24.675-08:00</updated><title type='text'>ULUS BAKER</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.odtununsesi.org/files/images/ulus%20baker.preview.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 161px; height: 240px;" src="http://www.odtununsesi.org/files/images/ulus%20baker.preview.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;yazar, çevirmen, sosyolog.... odtü de öğretim görevlisiydi, müzik ve sinema konusunda muazzam bilgi ve birikime sahipti...virgü l ve kirpide yazıları çıkıyordu diye biliyorum... bir arkadaşım da sinemayla ilgili özel öğrenci olarak bulunmuştu dersinde ve kendisine hayranlığını belirtecek doğru ifadeleri bulmakta güçlük çekmişti....ben kendisini gecikmeli fark ettim....fark edip de çok da iyi okuyamadım veya izleyemedim aslına bakarsanız... birkaç kez mülkiyelilerde görmüştüm ankarada, sanki yeryüzünde ağırlık yapmayayım der gibi bir duruşu vardı....çok da bütüncül bir külliyatı yok bildiğim kadarıyla...makalele ri var ve bir de aşındırma denemeleri diye bir kitabı...yazıları zaman zaman beni çok aştı o yüzden kitabını henüz okumuş değilim...2 temmuzda öldü...sonrasında arkadaşları yazılarını bir araya getirmeye çalıştılar...aşağıdaki linkte yazılar var....spinoza ve aşkın diyalektiği ile hasta kimdiri okumanızı tavsiye ediyorum.... .... &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;http://www.korotono medya.net/ kor/index. php?ulus_ baker&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ıREM&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-8821865706932716373?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/8821865706932716373/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=8821865706932716373' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/8821865706932716373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/8821865706932716373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/11/ulus-baker.html' title='ULUS BAKER'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-2083771267783514918</id><published>2008-11-11T02:37:00.000-08:00</published><updated>2008-11-11T15:10:08.467-08:00</updated><title type='text'>UZUN İHSAN EFENDİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i81.photobucket.com/albums/j221/ssatir/sinema06/cennetibeklerken/f14.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 240px;" src="http://i81.photobucket.com/albums/j221/ssatir/sinema06/cennetibeklerken/f14.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(photo: cenneti beklerken, derviş zaim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk edebiyatında benim bilebildiğim kadarıyla türünün tek örneği. Türkçenin eski ve günümüzdeki halini ustalıkla harmanlamasını n yanı sıra, bilinmeyen ya da bilinip de unutulmuş deyim ve terimleri adeta bunların kullanıldığı zamanlarda yaşıyormuşcasına, sırıtmalarına müsaade etmeden kullanabilen, yerelden evrensele giden yolu Gabriel Garcia Marquez’e taş çıkartırcasına işleyerek kateden müstesna yazar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1960 Yozgat doğumlu İhsan Oktay Anar halihazırda Ege Üniversitesinde Yardımcı Doçent olarak görev yapmakta, ancak edebiyatçılıktaki sivrilişi akademisyenliğ inin çok ötesine geçmiş durumda. Her kitabını ilginin kelime anlamına sığmayacak şekilde, farklı duygularla okutabilen, bu yönüyle okuyucuya hem masal dinliyormuş hem de belgesel izliyormuş hissini şırıngalayan kitaplarının ise sırasıyla: Puslu Kıtalar Atlası (1995), Kitab-ül Hiyel (1996), Efrasıyab’ın Hikayeleri (1997), Amat (2005), Suskunlar (2007) olduğunu belirtelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman, olay ve karakter geçişlerini hiç üşenmeden etraflıca işleyen ve bunların her birini çok ilgi çekici konulara dönüştürebilen yazar, kimi zaman çok net tarih vermese de kitaplarında hep 16. ve 17. yüzyılın İstanbul’undan kesitler sunuyor. Ama bunu öyle bir yapıyor ki, Anar’ın zaman makinesini icat etmiş olabileceğinden ve sık sık o tarihlere giderek, o dönemin İstanbul’unda ikamet etmeyi tercih ettiğinden şüpheye düşüyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anar’ın kitaplarında en göze çarpan öğelerden biri de, anlatılan konunun çok iyi araştırılmış ve sunulmuş olduğu izlenimini vermesi. Son derece spesifik konular da olsa bunların yazar tarafından nasıl bu kadar iyi bilindiğine veya ne kadar iyi araştırıldığına, yer yer şaşırıyorsunuz. Özellikle Suskunlar’ı okurken birçok kez gözlerimin faltaşı gibi açıldığını ve bu yüzden kendime hayret ettiğimi söylemeliyim. İlk kitabından son kitabına doğru gidildikçe, eleştirilecek birtakım yönlerini asgariye düşürdüğünü gözlemlediğim için, kitaplarının tenkit edebileceğim birtakım unsurlarını burada zikretmeye gerek duymuyorum ve Suskunlar ile yazarın kendi zirvesine ulaştığını düşünüyorum. Kendine yakışacak sosyal ve felsefi derinliği de müteakip kitaplarında yakalayabileceğ inden eminim. Bunun işaretlerini Suskunlar’da veriyor çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STS&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-2083771267783514918?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/2083771267783514918/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=2083771267783514918' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2083771267783514918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2083771267783514918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/11/uzun-ihsan-efendi.html' title='UZUN İHSAN EFENDİ'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-4463500862169276426</id><published>2008-11-10T17:08:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T11:10:41.110-08:00</updated><title type='text'>Ali Ulvi Hünkar Olmak</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.milliyet.com.tr/2006/05/31/tv/resim/ekran1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 128px;" src="http://www.milliyet.com.tr/2006/05/31/tv/resim/ekran1.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Jean-Paul Charles Aymard Sartre, " bir insan her zaman bir hikaye anlatıcısıdır; kendi hikayeleriyle ve başkalarının hikayeleri ile çevrili yaşar; başına gelen her şeyi onlar aracılığıyla görür ve hayatını anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır." diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Photo: Ali Ulvi Hünkar-sağ)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes hergün benzer hikayeleri anlatır fakat bazı insanlar o kadar güzel aktarırlar ki bu hikayeleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda bu hikaye anlatıcılarından en müstesnasını sizle paylaşmak isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun yazdıklarını izlerken veya okurken ne hissettiğimi düşünmekteyim ciddi bir süredir. Galiba şuna benzer birşey hissediyorum. Ali Ulvi Hünkar kelimeler ile insanı kaçamayacağı bir köşeye sıkıştırıyor. O köşede, kaçamayacağınızı anlıyorsunuzve  size diz çöktürüyor ve diz çökerken sizi hüngür hüngür ağlatıyor, ve oradan uzaklaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir senaryo yazarı olan Ali Ulvi, aslında senaryo yazarı değil bana göre.  bir “hayat yazarı”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu pırıltıyla,  en son senarist Atilla İlhan’ın efsanevi “Kartallar yüksekten uçar” dizisinde, Banazlı ismailin rakı kadehini “usuletle ve suhuletle gülüm” diyerek kaldırıp kimseye etmem şikayeti söylemesi ve yaşlı gözlerle gördüğü pişmanlık dolu sanrılarının, dizinin son bölümde açık şekilde aslında ne olduğunun görülmesiyle yüzleşmiştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne idi o gerçek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizi boyunca  Bilinmeyen bir şekilde zengin olarak ege yoresinin kirsal kesimini terk ederek istanbul da buyuk adam olmus, karabulut holdingi kurmuş çoğu zaman efkarlı tatlı sert Banazlı İsmail’in , en yakın arkadaşı ve kendi gibi kuvvacı  çolak efeyi, taşıdıkları milli mücadele altınlarını almak için ve de daha da çok her zaman gözü olduğu çolak efenin karısını elde etmek için, göreve giderlerken kuytu bir dağ başında arkadan vurnuş olması gerçeği idi. Bu gerçeğin seyircinin nezdinde ortaya çıkması flash backlerin tam olarak seyirciye son bölümde gösterilmesiyle oldu,  ve buna rağmen Banazlıdan bir türlü nefret edemememize ne sebep olmuştu? Sanki günahsız olmadığından ilk taşı atamamıştık. Bu tam açıklayamayacağı mız, yada daha doğrusu cüret edip açıklamaya çalışmayacağımız şey Ali Ulvi Hünkarın kelimelerinde  çok yoğun şekilde vardır.   Bu dehayı Ali Ulvi Hünkarın Yeditepe İstanbul Dizisinde görebiliriz. Fakat  Sonraki eserlerinde bunu, anlayamadığım bir sebepten, şimdilik görememekteyiz. (Sultan Makamı dizisini biraz dışarıda tutuyorum).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeditepe İstanbul Dizisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.youtube. com/watch? v=z4gKfFbHazQ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan izlenebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-------------------------------------------&lt;br /&gt;Dizinin bazı öldüren replikleri------&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Duru, Ömer'in vücuduna jiletle çizdiği D harfini görünce sorar&lt;br /&gt;duru: Bu neyin "D"si&lt;br /&gt;omer: Hiiiiiç .dünyanın "D"si.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;(12 eylül döneminde olaylara katılıp, hapse düşüp işkenceden akıl sağlığı bozulan Ali uzun yıllar sonra hapisten çıkmıştır. , evden dışarı çıkabildiği nadir bir günde teknik üniversiteden eski üniversite hocasını ziyaret etmeye gitmiştir.  Hocası inzivaya çekilmiş ve bir yandan şarap çekerek bahçesinde kümes yapmaktadır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoca: hadi çek bi fırt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali: hayır ben epeydir ayık değilim zaten&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoca: evet ama ben içeceğim,özellikle hava kararmaya yüz tutunca ayıklığa dayanamıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali: size gelmek sizi bulmak benim için önemliydi hocam çünkü size sormak istediğim bişey vardı,çok önemli bişey...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoca: bak şimdi merak ettim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali: neredeydiniz hocam,arkadaş lar neredeydi,bütü n o koşuşturmalar, o eylem planları,paylaş tığımız her şey neredeydi?? Bir şeyler söyleyin hocam o kalabalıklara ne oldu? o meydanlara sığmayan kalabalıklara. .. üç beş kişiden bahsetmiyorum ben, mümkün mü yüz binlerin aynı anda unutması her şeyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoca: kimi adını değiştirdi,kimi yüzünü hatta kalbini bile değiştirenler oldu ali,kimi kayboldu,senin gibi derinlere düşmeseler de.... içmeyeceğine emin misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ve fonda Yeni Türkü'den KALBİM KIRMIZI çalar...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yusuf kitap sattığı dönemde, bir duvar dibinde kitap okurken olcay geliyor yanına fakat yusuf görmüyor&lt;br /&gt;Yusuf (farkediyor) : Olcay, sen ne zaman geldin?&lt;br /&gt;Olcay: Bir kaç sayfa önce..&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Babasız omerin dul annesi, o cok kucukken, sevdıgı adamla onu terk edip gıtmıstır . Ananesi Hava’ya bırakmıştır Çocuğu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;omer sevdıgı durunun da yurtdısına cıkacagını ogrenıyor.elıne atlası alıyor ve duruya,,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;omer: nereye dıceksın doguya mı batıya yoksa kuzeye mı gıdeceksın.guneydogum u yoksa.orası en guzelı en sevdıgım.nereye gidersen gıt annemın gıttıgı yere gıtme duru.cunku oralardan donus olmuyor…&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Ömer: ( duru'ya) :...seviyorum diye haklı olmam da gerekmez ..hem ben seni iskambil destesinde bulmadım ki şansıma küseyim..&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;yusuf: aşkta kar-zarar defteri yoktur... alacağın varsa yüreğine yazacaksın...&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Yusuf: Adım Yusuf, otuzbeş yaşındayım. Daha hiçbir şey yaşamadım ki ortasında olayım hayatın. O yüzden kenarındayım.. .&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;[Ömer: Ruhi Sarı, Yusuf: Emre Kınay, Ali : Uğur Polat,&lt;br /&gt;Önem: Günay Karacaoğlu, Havva: Meral Okay]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OzanA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-4463500862169276426?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/4463500862169276426/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=4463500862169276426' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/4463500862169276426'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/4463500862169276426'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/11/ali-ulvi-hnkar-olmak.html' title='Ali Ulvi Hünkar Olmak'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-2886554269941098083</id><published>2008-11-07T11:05:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T11:11:13.902-08:00</updated><title type='text'>SILENCE IN THE STUDIO</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://misskind.no.sapo.pt/dbimg/AlanParsonsProject-TryAny5473_f.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 300px; height: 300px;" src="http://misskind.no.sapo.pt/dbimg/AlanParsonsProject-TryAny5473_f.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:130%;"  &gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:130%;"  &gt; &lt;/span&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:130%;"  &gt;Bu platform, bir şeyleri tanıtmak veya anlatmak amaçlı ise, anlattığımız veya tanıttığımız her şey&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;biraz da kendimizi içerecektir. Buradan hareket edelim ve diyelim ki “&lt;span style="border-bottom: 1px dashed rgb(0, 102, 204); cursor: pointer;" class="yshortcuts" id="lw_1226084722_0"&gt;atom heart mother&lt;/span&gt; suite” eğer bir şarkıysa şu ana dek yapılmış en iyi şarkıdır. Ve ikincisiyle arasında çok büyük bir mesafe vardır. Şarkıysa diyorum, çünkü müzikal bir ürün olduğu kesin ise de, yapılabilecek kimi ‘şarkı’ tariflerinin içine sığmayabilir. Pyschedelic diye isimlendirilen türü itibariyle pink floyd müziği zaten 70’li yılların rock’ından farklı ve kendi türü içinde bile üst düzey bir çizgide bulunuyorsa da, genel müzikal temalar çok doğal olarak 70’li yılların rock müziğiyle epeyce bir örtüşür. Bu açıdan sıradan rock dinleyicisine pink floyd dinletip, bu eser hangi yıllara ait olabilir diye sorulduğunda 70’li yıllar cevabı alınabilecektir. Bu durum ‘aşmış’ diye nitelendirilmeyi hak etmesine rağmen echoes veya shine on you &lt;span class="yshortcuts" id="lw_1226084722_1"&gt;crazy diamond&lt;/span&gt; için de geçerlidir. Ancak atom heart mother o yılların müziğinden tamamen kopmamış ve şarkıdaki kimi temalar &lt;span class="yshortcuts" id="lw_1226084722_2"&gt;klasik rock&lt;/span&gt; anıştırmasına çok yakın olsa da bir bütün olarak katiyen bağımsız niteliktedir. Kısacası bu şarkının hangi yıllarda yapıldığını fark etmek veya bu şekilde kategorize etmek zorlama olur.&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:130%;"  &gt; &lt;/span&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:130%;"  &gt;Kalbine uranyumla çalışan atom pili takılmış bir annenin trajik öyküsünü gazetede okuyup ismini taktıkları ve &lt;span style="border-bottom: 1px dashed rgb(0, 102, 204); cursor: pointer;" class="yshortcuts" id="lw_1226084722_3"&gt;Pink Floyd&lt;/span&gt;’un ilk kez orkestra ve koro kullandığı rivayet edilen bu şarkının Pink Floyd tarafından canlı çalınıp çalınmadığı konusu halen netliğe kavuşmuş değil. Benim eğilimim ise, şarkının niteliğine bakıldığında tamamıyla aynısının canlı olarak pek kolay çalınamayacağı. 1970 tarihli Atom Heart Mother albümündeki bu şarkı 23 dakikadan birkaç saniye fazla sürer ve grubun tarihinde yaptığı en uzun parçasıdır. Ama şarkı, bir yaşam formatının ta kendisinin ruhu olduğu için, o yaşam formatına angaje bir müziksevere keşke daha uzun olsaydı, mümkünse hiç bitmeseydi dedirtir.&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:130%;"  &gt; &lt;/span&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:130%;"  &gt;Motor gürültüsünden at kişnemesine, garip insan seslerinden şekilsiz elektronik efektlere kadar ve bu arada tabi ki gitar, viyolonsel ve bir sürü enstrümanı inanılmaz bir müzikal uyum ve bütünlük içerisinde eritmiş şarkının, Romalı askerlerin zafer arabalarının geçişinin, ikinci dünya savaşının en trajik döneminin, uzun bir bozkır yolculuğunda insanın içinde büyüyen dingin ama öfkeli ruh halinin, tanrıyla sohbet ederken geçen dakikaların, kölelerin ayaklanmasının, daha önce hiç duyumsanmamış güçte aşık olunan kişinin elini tutma anının, coşkulu bir zikir ayininin hepsi için fon müziği olabileceğini düşünüyorum. Bu şarkının size verdiği duygu nedir diye sorduğumda muhtelif kişilerden yukarıda saydıklarım gibi çok tezat cevaplar aldığım olmuştur. Kütüphanelerin en güzel raflarını hak ediyor.&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:130%;"  &gt; &lt;/span&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:130%;"  &gt;Şarkı, uvvvaaaaa, hhhhohhhhh, rrrrrrrrrrrrrr, dapatipa, haaaaaaaaaa, wassapppuuuuu, pampam vs. şeklindeki birtakım (benim hangi dilde veya ne anlamda olduğunu anlamadığım) kadın, erkek ve koro vokalleri dışında sözsüzdür. Bir tek istisnayla: 19. dakika 11.inci saniyesinde söylenen, şarkının tek sözünün ne olduğunu dinleyin bakalım anlayabilecek misiniz? STS&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-2886554269941098083?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/2886554269941098083/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=2886554269941098083' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2886554269941098083'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2886554269941098083'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/11/zikir.html' title='SILENCE IN THE STUDIO'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-6457293726732422477</id><published>2008-11-07T10:57:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T11:12:48.634-08:00</updated><title type='text'>GUNES DANSI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SwrepKfus0I/AAAAAAAAACs/OBLWz48litk/s1600/poar01_redford0705.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 141px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SwrepKfus0I/AAAAAAAAACs/OBLWz48litk/s200/poar01_redford0705.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407379101385143106" /&gt;&lt;/a&gt;Dunyanin en guclu markasi eskiden Marlboro idi. Sonra tufenk icad olundu, biliminsanlari sigaranin kansere yol actigini kanitladilar. Benim tezim bir 200 yil sonra Marlboro'nun ne oldugunu bilen insan sayisi dunyadaki kutuphaneci sayisindan az olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakarsin gun gelir, o ates dunyanin en guclu markasini da kavurur. Coca Cola'nin hotorof yaptigi ispatlanir ne bileyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel gor ki tum bu markalar eriyip gitse de erimeyecek marka nedir desen, cevabim net: Hollywood.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim sahsen en sevdigim marka. Emperyalizmin bir numarali silahi ama tadi baska. Ben hayatimin en buyuk askina da bir &lt;span class="yshortcuts" id="lw_1226083685_0"&gt;Hollywood&lt;/span&gt; yapimi vesilesiyle baglanmistim. Yapimi pek hatirlamiyorum gerci... Nitekim evlendik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hollywood'un dunyalarimizi ne denli degistirdigini, sekillendirdigini anlatmaya luzum yok. &lt;span class="yshortcuts" id="lw_1226083685_1"&gt;Casablanca&lt;/span&gt; mi diyim, Baba mi, Matriks mi, insaf!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak... Yin diyorsun Yang diyor, Lam diyorsun Cim diyor, Hollywood diyorsun, ne diyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iste bu sorunun cevabini arayan, &lt;span style="border-bottom: 1px dashed rgb(0, 102, 204); cursor: pointer;" class="yshortcuts" id="lw_1226083685_2"&gt;Robert Redford&lt;/span&gt; isimli aziz, Hollywood'da oynadigi favori rolun ismini Hollywood'a alternatif olarak yarattigi mesuur film festivaline vermis. Allah rahmet eylesin gecende kaybettigimiz buyuk ustat &lt;span class="yshortcuts" id="lw_1226083685_3"&gt;Paul Newman&lt;/span&gt; ile cevirdigi &lt;span style="border-bottom: 1px dashed rgb(0, 102, 204); cursor: pointer;" class="yshortcuts" id="lw_1226083685_4"&gt;Butch Cassidy and the Sundance Kid&lt;/span&gt; filmindeki Sundance Kid rolu esiniyle, her kis Utah'ta Mormon baskenti Salt Lake City ve Park City'de duzenlenen aykiri festivale akla kazinan bir isim cakmak suretiyle diyalektik felsefenin yuzunu kara cikarmamis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="border-bottom: 1px dashed rgb(0, 102, 204); cursor: pointer;" class="yshortcuts" id="lw_1226083685_5"&gt;Sundance&lt;/span&gt; son 30 yilda bircok ismi unlu isim haline getiren bir esik. Robert Rodriguez'den Tarantino'ya, Jim Jarmusch'tan Steven Soderbergh'e onca uzman Sundance'i trampolin olarak kullanmis. Denebilir ki, Sundance olmasa &lt;span style="border-bottom: medium none; background: transparent none repeat scroll 0% 0%; cursor: pointer; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;" class="yshortcuts" id="lw_1226083685_6"&gt;Tarantino&lt;/span&gt; Tarantino olmayacak miydi sanki? Fakat, ayni soruyu misir gevregiyle de sormak mumkun. Tarantino yerine degil de Sundance yerine koyaraktan. Demek istedigim, polemige girmeyelim seher vakti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Festival zamanla moda olup, yildizlarin ve paparazzinin paslastigi yeni bir kirmizi hali havasina burununce festival komitesi katilimcalara filme odaklanin yazili rozetler dagitmis, soytarmayin anlaminda. Bak bak bak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra ne olur bilemiyorum. Bundan once olansa su: Festivalde odul alan filmlerden bazilari: Sex, Lies &amp;amp; Videotape (1989), &lt;span class="yshortcuts" id="lw_1226083685_7"&gt;El Mariachi&lt;/span&gt; (1993), &lt;span style="border-bottom: 1px dashed rgb(0, 102, 204); background: rgb(220, 238, 255) none repeat scroll 0% 0%; cursor: pointer; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;" class="yshortcuts" id="lw_1226083685_8"&gt;Living in Oblivion (1995)&lt;/span&gt;, &lt;span class="yshortcuts" id="lw_1226083685_9"&gt;Run Lola Run (1999)&lt;/span&gt;, Constantine (2005), &lt;span style="border-bottom: medium none; background: transparent none repeat scroll 0% 0%; cursor: pointer; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;" class="yshortcuts" id="lw_1226083685_10"&gt;A Guide to Recognizing Your Saints (2006)&lt;/span&gt; ve Choke (2008).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu filmleri seyredelim please, he mi. Festivalin bizim icin bir onemi de su: Bordo Java Rapsodi senaryo olarak biraz ceki duzen verildigi takdirde katilabilir, boynuz kulagi gecebilir. &lt;span class="yshortcuts" id="lw_1226083685_11"&gt;Kulak&lt;/span&gt; burda Mr. Zaim oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umudu yitirmemek lazim. El Mariachi'nin butcesi 7000 dolar. Olur mu oyle sey demeyin. Rahmetli Baris Manco'nun tuhaf sarkisinda dedigi gibi: Nasil oldugunu anlayamadim ama seviyorum seni delicesine. Yani olur anlaminda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="yshortcuts" id="lw_1226083685_12"&gt;Astoria&lt;/span&gt; Krali Serkan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-6457293726732422477?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/6457293726732422477/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=6457293726732422477' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/6457293726732422477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/6457293726732422477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/11/gunes-dansi.html' title='GUNES DANSI'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SwrepKfus0I/AAAAAAAAACs/OBLWz48litk/s72-c/poar01_redford0705.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-2023646784858414457</id><published>2008-10-22T05:56:00.000-07:00</published><updated>2009-11-23T11:13:25.615-08:00</updated><title type='text'>Kutsal Bira Avcıları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img337.imageshack.us/img337/2225/smants0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://img337.imageshack.us/img337/2225/smants0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gecen sene Ankara'da arkadaslarla bir araya geldik. Kim kim vardi simdi unuttum ama su olayi unutmadim: Daha gecce katilacak Salih'e bulundugumuz mekani tarif eden Tarik, ordan saga sap, burdan sola, fismekan dedikten sonra kafasini yukari kaldirip yesil tabelaya bakti, Carlsberg barinda bulacaksin bizi diye noktaladi sozlerini. Bilahare ortaya cikti ki, Tarik bir reklamci olarak dunyanin en fazla reklam yapan bira markalarindan biri olan Carlsberg'i tanimiyormus, barin adi zannetmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Carlsberg'in slogani da, probably the best beer in the world, haaa, en azindan bir ara oyleydi, yani muhtemelen dunyanin en iyi birasi. Demek ki reklam da bir yere kadar. Bazilari bunu, sana hayvan demek hayvana hakaret diye yorumluyorlar. Abartmamak lazim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtemelen dunyanin en iyi birasi ifadesi bir Turk icin ornegin bir Alman icin tasidigi anlami tasimayabilir. Turkiye'de yakin zaman kadar birkac bira markasi vardi, Efes tekel konumunda gibi bir seydi. Bunlar marka bak, dikkat cekiyorum, yani aslinda Turkiye'de pilsen tipi tek bira tipiydi. Pilsen bir Cek sehri olan Plzen'in meshur ettigi bira tipi. Evet, mesela Almanya'da her yorenin birasi ayri. Köln'de Kölsch icilir, guneyde Weizen (bugday birasi), yok siyah birasi, yok Asagi Ren'de Alt birasi derken bin turlu bira tipi ve bunlara tabi bin turlu marka vardir. Bunlar sehirlerin kisiligiyle birlesmistir, rekabet unsurlarindan olmustur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci agizdan dinledigim bir hikayeye gore gariban bir Turk ogrenci ilk defa geldigi Almanya'da bir grup Alman tarafindan once Köln'de alemlere sokuluyor, sonra Düsseldorf'a geciyorlar. Cocuk Düsseldorf'ta barmene gidip, aksam Köln'de digerlerinden duydugu, sieben Kölsch bitte cumlesini tekrarliyor. Barmenin cevabi sana yedi tane cakarim ama burada yedi kölsch bulamazsin. Bizdeki baciya kufretmek gibi bir sey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simdi biranin markasinin, tipinin, sehrinin, ulkesinin, kisiliginin bu denli farkli perde aldigi dunya sahnesinde, muhtemelen dunyanin en iyi birasi lafi cok onemli, guclu ve esprili bir ifade. Ama ben var ya ben, onu da asiyorum ve size dunyanin hakikaten en iyi birasini birazdan ilan ediyorum. Evet yapiyorum bunu, cunku Maldoror da yapardi aramizda olsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Frankofonlarin Bières d'abbaye, Almanlarin Abteibier, Hollandalilarin Abdiybier adini verdikleri Belcika birasi dunyanin en iyi bira sinifidir. Bu sinifta yaklasik 70 marka vardir. Bunlar arasinda manastirlarin buyuk tesislere (or. dunyanin en buyuk bira ureticisi Inbev, gecende &lt;span style="border-bottom: 1px dashed rgb(0, 102, 204); cursor: pointer;" class="yshortcuts" id="lw_1224680154_0"&gt;Amerikan&lt;/span&gt; Budweiser'i da aldi 50 milyar dolara mi ne) teslim olup uretimi devrettigi markalar da (Leffe) hostur. Ancak kahramanimiz, 1862'den beri uretilerek (ki nispeten yeni sayilir) hala Trappist manastirlarin elinde kalan, bugun yilda 12 milyon litre kadar uretilen, ortalama %7 alkol oranina sahip Chimay. Bunu icmeden olmemek lazim arkadaslar, serbet Allah canimi alsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lutfen ama lutfen bunu alip eve gotururseniz buzdolabina koymayin, cunku konmaz. 13 derece ideal isisidir, kiler isisi uygundur. Buz gibi icilmez. Kankalarla icerseniz her yudumdan sonra bir biraya bir birbirinize bakma ve gulumseme yan etkisine karsi hazirlikli olun, lezizdir zira.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dort rengi bulunan Chimay'a kirmizi ile baslamanizi oneririm. Sevdiginiz biri varsa para biriktirin, onu Bruj (Brugge) sehrine goturun, orda Chimay icirin. Egosantrikler kendi kendine yapsin bunu. Ama kiyak orda bitmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tum manastir biralari gibi Chimay'in geliri de sadece iyi (ulvi) amaclar ugruna kullanilir. Bunlarin baslicalari, manastir giderleri, yetimlerin bakimi, evsize suna buna sosyal yardimdir. Isin bu boyutu aldiginiz her yudumun keyfini daha da bir arttirir. Bir kadeh oksuzlere, bir kadeh de uyusturucu muptelalarina, bu kadeh yagmurda parkta yatanlara, ne kadar kader kurbani varsa o kadar icecez bu gece Jean Luc. Parayi cebe atan rahip olursa ona da helal olsun anasini satayim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chimay bulamazsan Trappist baska marka ic, Rochefort gibi, Westmalle gibi. Trappist bulamazsan devsirme manastir birasi ic, Leffe gibi, Grimbergen gibi, onu da bulamazsan herhangi bir Belcika birasi ic. Onu da bulamadin, Kölsch ic, tercihan Mühlen Kölsch.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bir hirka bir lokma mi dedin, o vakit sen beni de astin. henuz demedim ama bir gun diyebilirim diyorsan guzel kardesim, su Chimay'i bir tatmadan ereyim deme. Ortak falan degilim yanlis anlasilmasin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;S to the T&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-2023646784858414457?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/2023646784858414457/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=2023646784858414457' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2023646784858414457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2023646784858414457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/10/kutsal-bira-avclar.html' title='Kutsal Bira Avcıları'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-2625546912295279303</id><published>2008-09-08T01:12:00.000-07:00</published><updated>2008-09-08T01:15:59.581-07:00</updated><title type='text'>sen neymişsin be abi..hastasıyız.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.hurriyet.com.tr/_np/1588/5301588.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://www.hurriyet.com.tr/_np/1588/5301588.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ayhan Sicimoğlu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak kezduren. Bu adam benim görfüğüm en deli insanlardan biri olup ismi ayhan sicimoğludur.&lt;br /&gt;Skytv televizyasında haftalık  program yapan bu şahıs herşeyden anlamaktadır. Buna ilk önce inanmamışken araştırınca bu kişinin  Harley sürüp, latin müziği uzmanı ve müzisyeni olduğu süleymaniyedeki "kurucu ali babayı" bildiği, mimariden çok iyi anladığı, çok iyi bir aşçı olduğu, ve ileri derecede zır deli olduğu bilgisini aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MFÖ ve arkadaşları ile  kendisi Kankadır.MFÖ nün "sen neymişsin be abi" şarkısını mazhar alanson bu şahıs için yazmıştır.&lt;br /&gt;Hayranlık belirtisi olarak.   Kötü anlamda değil. Bu adama tesadüfen rastladım ve paylaşmak istedim .&lt;br /&gt;En çok kullandığı kelime, izlerseniz müşaade edeceğiniz üzre, "hastasıyız"  dır.&lt;br /&gt;Bu  da resmi kezduren.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu adam serkan taylandan sonra gördüğüm en deli insan olabilir.&lt;br /&gt;Not: Çok zümreci bir ifadeyle , Bi de kendisi ,maalesef, T A C lidir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tensiplerinize sunarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lee Harvey Ozwald&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-2625546912295279303?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/2625546912295279303/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=2625546912295279303' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2625546912295279303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2625546912295279303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/09/sen-neymisin-be-abihastasyz.html' title='sen neymişsin be abi..hastasıyız.'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-3347417157009865423</id><published>2008-09-08T00:50:00.000-07:00</published><updated>2009-11-23T11:14:15.948-08:00</updated><title type='text'>saclarini dagıtırdın..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i.realone.com/assets/rn/img/5/4/0/4/15734045-15734047-large.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://i.realone.com/assets/rn/img/5/4/0/4/15734045-15734047-large.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ceyrek asir evvel dunyanin en guzel kadiniydin sen. Bir an yekpare beyaz giyerdin, obur sahnede kizil alevdin. Agladigini da biliriz amma sana en ziyade yakisan suh bakislardi. Pesinden kosanlar dahi saclarini dagitirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seksenler ve doksanlara damgasini vurmus bir muzik turu var. Bu adamlar rock caliyor, glam tabir ediliyor. Ancak kilik kiyafetleri, daha dogrusu hal ve gidisatlari yuzunden hair metal ekolu olarak aniliyorlar sonralari. Salgiladiklari sempati ve antipatiyi en iyi dile getiren klip, aile babasi rolunde kisisel oskar adayim Mark Metcalf'in rol aldigi, Twisted Sister'in We're Not Gonna Take It eseridir ki, biz bunu da bir konserde calmistik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uckur hastasi &lt;span style="border-bottom: medium none; background: transparent none repeat scroll 0% 0%; cursor: pointer; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;" class="yshortcuts" id="lw_1220860231_0"&gt;Motley Crue&lt;/span&gt;, ne bileyim, &lt;span style="border-bottom: medium none; background: transparent none repeat scroll 0% 0%; cursor: pointer; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;" class="yshortcuts" id="lw_1220860231_1"&gt;Def Leppard&lt;/span&gt; (davulcunun cift kollu klibini izledim gecende), efendime soyleyim &lt;span style="border-bottom: 1px dashed rgb(0, 102, 204); background: transparent none repeat scroll 0% 0%; cursor: pointer; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;" class="yshortcuts" id="lw_1220860231_2"&gt;Van Halen&lt;/span&gt; (gitaristi davulcu davulcusu gitarist), mansetlerden dusmeyen Guns'n'Roses, Fransizlarin batirdigi &lt;span style="border-bottom: medium none; background: transparent none repeat scroll 0% 0%; cursor: pointer; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;" class="yshortcuts" id="lw_1220860231_3"&gt;Greenpeace&lt;/span&gt; teknesini sarki yapan &lt;span style="border-bottom: medium none; background: transparent none repeat scroll 0% 0%; cursor: pointer; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;" class="yshortcuts" id="lw_1220860231_4"&gt;White Lion&lt;/span&gt;, ki gitaristi 15 sene ortaliktan yok olduktan sonra pizza dagitimi yaparken basilmis, yani ben bunlarin hangi birini sayayim, hepsi birbirinden muhterem ekiplerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hair metal ozel bir tat ve dokuydu. En ozgun yani da belki, kliplerde oynayan fevkaladenin fevkindeki cins-i latifti. Bircok kadin gorduk orada ama aslinda o tek bir kadindi. Poison'in &lt;span style="border-bottom: medium none; background: transparent none repeat scroll 0% 0%; cursor: pointer; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;" class="yshortcuts" id="lw_1220860231_5"&gt;Fallen Angel&lt;/span&gt; klibinde masumiyeti kaybeden sarisin Susie Hatton oldugu kadar, GNR'in November Rain'indeki jartiyerli gelin &lt;span style="border-bottom: medium none; background: transparent none repeat scroll 0% 0%; cursor: pointer; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;" class="yshortcuts" id="lw_1220860231_6"&gt;Stephanie Seymour&lt;/span&gt; idi. Spielberg'in cektigi &lt;span style="border-bottom: medium none; background: transparent none repeat scroll 0% 0%; cursor: pointer; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;" class="yshortcuts" id="lw_1220860231_7"&gt;Aerosmith&lt;/span&gt; klibi Crazy'nin basinda kicinin arasina kacan kilodunu duzelten &lt;span style="border-bottom: medium none; background: transparent none repeat scroll 0% 0%; cursor: pointer; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;" class="yshortcuts" id="lw_1220860231_8"&gt;Alicia Silverstone&lt;/span&gt; neciydi peki? Kingdom Come'in &lt;span style="border-bottom: 1px dashed rgb(0, 102, 204); background: transparent none repeat scroll 0% 0%; cursor: pointer; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;" class="yshortcuts" id="lw_1220860231_9"&gt;What Love Can Be&lt;/span&gt; adli tarihi slow'undaki mi gonlumuzu daha yuksege hoplatti, Quireboys'un 7 O'Clock eserindeki mi? Hepsi. Hepsi birdi. Ancak illa ki glam kadinina en yakisan hal ve gidisati soruyorsan yolcu, &lt;span style="border-bottom: 1px dashed rgb(0, 102, 204); background: transparent none repeat scroll 0% 0%; cursor: pointer; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;" class="yshortcuts" id="lw_1220860231_10"&gt;Tawny Kitaen&lt;/span&gt; adiyla meshur oldu o. Su, Whitesnake'in klibinde omuzlarina sac niyetine yele dokulen beyaz buyucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isin tuhaf yani, bu kliplerde oynayan veya bu adamlarla kamera arkasinda klip ceken fistiklarin yuzde doksaniyla yatan ve hatta bu eylemiyle onlari meshur eden zat Motley Crue'nun davulcusu Tommy Lee'den baskasi degildi. Pamela Anderson'dan Tawny'ye, Heather Locklear'den Jenna Jameson'a, Tara Reid'dan, Carmen Electra'ya. Daha sayiim mi? Insafsizca.. . afedersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O vakit tavuk mu yumurtadan cikar yoksa yumurta mi tavuktan? Horoza da bu soruyu sormuslar, sizin ananiz baciniz yok mu demis...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugun de, en guzel gunlerini ceyrek asil evvelinde yasayanlarin gonlunde dunyanin en guzel kadinisin sen. Elleri opulecek bir azizesin kadinim, bakma orospu gibi gorundugune. Bal tutan parmagini yalarmis. O halde, nazdrovya emmoglu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SerkanT&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-3347417157009865423?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/3347417157009865423/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=3347417157009865423' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/3347417157009865423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/3347417157009865423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/09/saclarini-dagitirdin.html' title='saclarini dagıtırdın..'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-7949606996822972807</id><published>2008-08-18T15:51:00.000-07:00</published><updated>2009-05-28T06:03:37.907-07:00</updated><title type='text'>FADO</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm1.static.flickr.com/241/452261125_9e2e480813_o.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://farm1.static.flickr.com/241/452261125_9e2e480813_o.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Portekiz’in, alinyazisi anlamina gelen klasik musikisi. Kasif Portekiz ilinde denizci eslerinin yaktiklari agitlarda kok salan, icinde Brezilya ve Endulus ezgileri dahi barindiran bir derya. Insanin Tanri’dan bir parca olma ihtimalini arttirmasa da akillara zimbalayan bir gonul kucagi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cogunlukla ana temasi hasret olan sarkilar, oturan iki gitaristin arasinda ayakta duran, ekseriyetle sirtina siyah bir sal atmis bir kadin sanatcinin (mikrofonsuz) icrasiyla efkar dagitir veyatta pekistirir. Canli izledim, alkolle aliniyor, ara sokak meyhanelerinde. Icracinin unune gore balik fiyatlari cok farkediyor. Balik ayni balik diyeceksin Ziya amma balik bahane, n’aber...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sihir sahiplerinin basinda Amalia (1920-1999) geliyor. Halde kesfedilen bu muazzam sesi Portekiz’in Hamiyet Yuceses’i olarak gormek istiyorum ben sahsen Ziyacigim. Zira cile fadistlerin alinyazisidir da!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fado’nun buyusu her zaman iyiye mi hizmet etmis peki? Bak orda dur iste. Diktator Salazar’a sorulunca, 30 yildir halki ne ile uyutuyorsun diye, o meshur cevabini vermis: 3 F, yani Fado, Futbol, Fatima (din). Budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekmek de kesiyor adam da, annatabiliyor muyum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iyisi mi felsefeyi erbabina birakip, bir kadeh daha Vinho Verde (yesil sarap) dolduralim, semavi radyonun sesini de accik acalim Ziyacigim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarkilardan fal tuttum, kacinci calinirsa calinsin kismetim Lisboa Antiga, olur mu ha? Olur de be abi, oyle Ainulindale pesinde degiliz, bir Linda Princesa kelami yeter de artar su gariban kulaklara...Hay yassa be Ziya, her kimsen artik... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SerkanT&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-7949606996822972807?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/7949606996822972807/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=7949606996822972807' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7949606996822972807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7949606996822972807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/08/fado.html' title='FADO'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-2661830780224761413</id><published>2008-08-13T08:13:00.000-07:00</published><updated>2009-11-23T11:15:30.366-08:00</updated><title type='text'>"O safak vaktinin cihangiri"</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/kitap/2004/02/27/06.gif"&gt;&lt;img src="http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/kitap/2004/02/27/06.gif" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;Cinucen Tanrıkorur....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"20 Subat 1938'de Fatih-Mutaflar'da dogdu. Babası Zafersan Tanrikorur,  ogluna kendi isminin Kazan Turkcesindeki tam karşiligi olan ve "galib, muzaffer" anlamina gelen "Cinucen" ismini koydu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmetlinin babasi da bizlere anlattigi kadari ile tam bir Turk munevveri idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Daha ilkokul caglarinda, Sultan III. Selim'in Suzidilara makamindaki yuruk semaisini okuyor, Mehmet Akif'in "Canakkale Sehitleri'ne isimli mersiyesi ile birlikte Yahya Kemal, Mehmet Emin Yurdakul ve Nihal Atsiz gibi sairlerin şiirlerini bastan asagi ezbere okuyabiliyordu"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hocam her konserini ezbere gecer asla notaya ihtiyac duymazdi. (Tum notalarini kendisi yazardi. Matbaada basilan notalardan cok daha estetik ve musiki nazariyati bakimindan da mukemmel derecede olan notalar uretirdi, essiz bir notistti.) Hatta Ozan gelenegini Klasik uslupta yasatir, okuyacagi her eserden once mutlaka guftesini de okurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"1989 yilinda, irsi olan bobrek hastaligi dolayisiyla Kultur Bakanligi tarafindan ABD'ye gonderildi ve burada 117 eser besteledi. (Toplam 505 eseri mevcuttur) Ayrica bu sure icerisinde Maryland ve&lt;br /&gt;Princeton universitelerinde ornekli iki konferans vermis, iki buyuk makale yazarak Turkish Music Quarterly dergisinde yayinlanmis, hocası Garino'nun tavsiyesine uyarak ogrendigi eski yaziyi gelistirmek icin dostlarina eski harflerle surekli mektup yazmis, dahasi, ABD'li hattat Muhammed Zekeriya'dan hat dersi almistir. Bu donemden sonra hastaligi surekli artan Tanrikorur, toplam sekiz ameliyat gecirmistir ve bunların ucu ise henuz mimarlik ogrencisiyken yakalandigi kanser sebebiyledir"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O safak vaktinin cihangiri adlı belgeselde Hocam Aleaddin Yavasca; "Cinucenin hastaliklarindan herhangi bir tanesine icimizden biri ducar olsa yasamaktan vazgecerdi" demislerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ise bu hastaliklari bile Yaratandan gelen bir lutuf olarak gordu uretmek adina kendine şevk saydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ingilizce, Fransizca, Italyanca, Latince ve Arapca bilirdi. Bircok Arap ulkesindeki universitelerde konservatuar bolumleri kuracak kadar Arapca bilmesine ragmen Tanrikorur tum ozgecmislerinde bu dilde kendisi icin Az bilirdi diye yazmistir. Benim kendi kanaatimdir ki bu dillerin tamaminda yazili eserler vermis olan Hocam Arapca makaleler yazmadigindan ya da yazdi ise de yeterli bulmadigindan bunu yapiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batili anlamda ilk ud metodunun sahibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ud dunyasinda Cinucen Bey bir ekoldur. Sadece ulkemizde degil, dunyanin her yerinde bu saza meraki olanlarin yolu bir gun Cinucen Bey'e rastlar. Sadece icra anlaminda degil, Ahlak ve kultur anlaminda da yetistirirdi ogrencilerini. Asla para iliskisi olmazdi. "Parasiz ogrendigim bir seyi para ile ogretemem" derdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2000 yilinda aramizdan ayrilan Cinucen Bey'in esi olan Barihuda Hanım sonradan musluman olmus, Jameika asilli bir Amerikalidir. Kendisinin Turk musikisine ve kulturune hizmeti buyuktur. Mevlana uzerine yazilmis en ayrıntili calisma ona aittir ve yakinda Kultur Bakanliginca yayinlanacaktir. Bir yazimizda da Barihuda Hanimi anlatacagim sizlere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Once adam gibi adamdi. Cok ustun bir zekasi ve birikimi vardi. Benim bir biyolojik babam var. Cinucen Bey benim manada Babam di. Rahmetle aniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakir, Pur Hata Evren&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-2661830780224761413?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/2661830780224761413/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=2661830780224761413' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2661830780224761413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/2661830780224761413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/08/o-safak-vaktinin-cihangiri.html' title='&quot;O safak vaktinin cihangiri&quot;'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-1110551658291006293</id><published>2008-08-06T05:26:00.000-07:00</published><updated>2008-08-06T05:30:53.434-07:00</updated><title type='text'>06-08-1945</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.memorableplaces.com/m1garand/navimages/soldier.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.memorableplaces.com/m1garand/navimages/soldier.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"6 Ağustos 1945'te ABD, Hiroshima'ya 15 bin tonluk TNT'nin patlayıcı gücüne eşdeğer ve "küçük çocuk" (little boy) adında bir atom bombası attı. İnsanlık tarihinde ilk defa böyle bir bomba kullanılmıştı. Üç gün sonrasında ise "Şişman Adam" (fat man) Nagasaki'ye atıldı. Burası Japonya'nin gelişmiş önemli bir endüstriyel bölgesiydi. Bombanın atılması ile hemen ölenlerin sayısının 100.000 olduğu tahmin ediliyor. Bu bombanın patlama gücü çok daha yüksek, 21 bin tonluk TNT'ye eşitti. İki şehrin bombalanması sonucu yüzbinlerce kişi öldü. Yayılan radyasyonun etkileri ise hala sürüyor.&lt;br /&gt;Bombanın atılması ile Hiroşima ve Nagasaki anında yok oldu. Atom bombasının yarattığı muazzam şok dalgaları çok geniş bir alanda binlerce kişinin o anda ölmesine sebep oldu. Dalgaların doğrudan ulaşamadığı yerlerde ise yayılan radyasyon, sonraki günler, aylar ve yıllar boyunca bir çok kişinin lösemiden ölmesine sebep oldu. Hayatta kalanlara Japonya'da "Hibakusha" dendi. Hibakusha'lar ve çocukları ülkede yıllarca insanlar tarafından dışlandı. Radyasyondan etkilenme korkusu ile hiç kimse onlara yaklaşmak istemedi. Yıllarca bu zor koşullarda yaşayan Hibakusha'lar kendi trajedilerinden yola çıkarak dünyada başka Hiroşima ve Nagasaki olmaması için büyük kampanyalar başlattı.&lt;br /&gt;Amerika, bomba kullanımını haklı göstermek için Japonya'nın Pearl Harbor limanına yaptığı baskını ve Müttefik güçlerinin koşulsuz teslim olma isteğini geri çevirmelerini öne sürdü.&lt;br /&gt;Ancak yıllar sonra yapılan açıklamalarda Amerika hükümeti, bombanın gerekli bir askeri harekat olduğunu, çünkü buna tek alternatifin istila olduğunu söyleyecekti. Japonya'nın istilası ise bir çok Amerikan askerinin hayatına mal olacağından, bombanın bırakılması daha uygun görülmüştü.&lt;br /&gt;Unutmayalım, unutmak bir tür ölümdür...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Onur Caymaz"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ozan A&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-1110551658291006293?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/1110551658291006293/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=1110551658291006293' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1110551658291006293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/1110551658291006293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/08/06-08-1945.html' title='06-08-1945'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-8585202088577695160</id><published>2008-07-24T05:52:00.000-07:00</published><updated>2009-11-23T11:20:30.664-08:00</updated><title type='text'>Yesilbulan</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SwrgDC37LGI/AAAAAAAAAC0/gH3ecNEfZjs/s1600/asik.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 116px; height: 114px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SwrgDC37LGI/AAAAAAAAAC0/gH3ecNEfZjs/s200/asik.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407380645527366754" /&gt;&lt;/a&gt;1894 yilinda Sivas’in Sarkisla ilcesi Sivrialan koyunde dunyaya gozlerini acan Asik Veysel Satiroglu, gunumuzuden 35 yil, ben dogmadan 3,5 ay once, zaten gormeyen gozlerini fani aleme de kapatti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veysel’in cilesi, asirlardir cefanin, yoklugun, zulmun eksik olmadigi Anadolu topraginda yeseren sayisiz anonim kahrin yaninda, ismini bulmus, dostlarin hatirladigi ve daima hatirlatacagi bir yasam oykusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O dogmadan iki ablasini calan cicek hastaligi, Veysel 7 yasina gelince gozlerinin isigini almak uzere geri doner. Sadece kirmizi rengi hatirlar, en son kani gordugu icin belki de. Bir de yesili eliyle buldugu aktarilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kor olduktan iki yil sonra teselli babinda biricik sevdasina, baglamasina kavusan Veysel, „olma“nin bedelinden habersizdir henuz.Abisi ve arkadaslari cepheye gidince yalnizlik yakasina yapisir. Yardima muhtac olusu yuzunden uzak bir akrabasi ile evlendirilir, bir oglu olur. Dogumdan on gun sonra oglunu, daha sonra anne ve babasini kaybeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gun gelir, bir de kizi olur. Kizi 6 aylikken karisi Veysel‘i hasta yataginda birakip, ev isine yardimci olmasi icin yanlarina aldiklari azapla kacar. Iki sene sonra da kizini alir elinden hayat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boylesi bir bedel ancak sazin sozun destegiyle odenebilir. Ari Turkcesi ile Alevi kimliginin de mutlaka etkisi altinda, dunyanin fani, muradin yalan, Takdir-i Ilahi karsisinda insanin aciz oldugunu okur durur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ifadede yalin, manada agir misralari ve cefa yuklu ezgilerinin sirrini Koy Enstituleri’nde ogrencileri ile bir nebze paylasan Veysel, Anadolu’ya has asik geleneginin son buyuk kalesi sayilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakinlarina gore Asik Veysel’in baslica iki ukdesi askere alinmamis olmak ve Kemal Pasa ile tanisamamis olmaktir. Gerisine katlanilir: Istanbul’da gozlerinin acilmasi teklifini reddeder, sebebi sorulunca, „Simdiye kadar kafamda bir yuva kurmusum. Gozum acilirsa, o yuva dagilir” cevabini verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veysel’e gelecek nesillere vasiyetini sormuslar. Azim, demis. Nitekim ilk evliligindeki bahtsizligindan yilmayan ozan ikinci evliliginde sicak ve kalabalik bir yuvaya kavusmus. Kavusmus amma, sadik yarini kara toprak ilan eden asik, aradigi dert ehlini baska bir yuvada bulmus olsa gerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veysel'in derdine bulunmaz çare&lt;br /&gt;Etseler vücudun hem pare pare&lt;br /&gt;Bir arzuhal sundum hakiki yare&lt;br /&gt;O yar gelip yaralarım saracak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En guzel turkusune „Sen bir ceylan olsan, ben de bir avci“ diyerek baslar Veysel. &lt;br /&gt;Ceylan kendisidir aslinda, avci da iste o hakiki yar.Kemal Pasa’ya ve hakiki yare kavustugun kara topragin bol olsun Yesilbulan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SerkanT&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-8585202088577695160?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/8585202088577695160/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=8585202088577695160' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/8585202088577695160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/8585202088577695160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/07/yesilbulan1894-yilinda-sivasin-sarkisla.html' title='Yesilbulan'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SwrgDC37LGI/AAAAAAAAAC0/gH3ecNEfZjs/s72-c/asik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-7142910179509795981</id><published>2008-07-19T16:24:00.000-07:00</published><updated>2009-11-23T11:22:33.527-08:00</updated><title type='text'>“Beklenen Şarkı”  / “Bana ellerini ver”</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm3.static.flickr.com/2328/2146186864_49f1c1f970_m.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://farm3.static.flickr.com/2328/2146186864_49f1c1f970_m.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kaybeden Büyükler : Türk sinemasının ve müziğinin dönenceleri..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Sonku Film Olayı&lt;br /&gt;“Cahide Sonku (1916 - 1981) Tiyatro ve sinema oyuncusu Sonku, Türk sinemasının ilk kadın “yıldız”ı olmuştur. Yemen’de Sana’da doğdu, 18 Mart 1981’de İstanbul’da öldü. Tiyatroya halkevlerinin temsil kollarında başladı. İstanbul Belediye Konservatuvarı’na devam etti. 1932’de Şehir Tiyatrosu’na figüran-stajyer olarak girdi. 1933’te Yedi Köyün Zeynebi’nde sahneye çıktı. Aynı yıl Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ‘Söz Bir Allah Bir’ filmiyle sinemaya geçti. 1934’te çevrilen ‘Bataklı Damın Kızı Aysel’deki rolüyle ün yaptı. 1937’de Talat Artemel ile evlendi. Arka arkaya Shaw, Tolstoy, Shakespeare, Çehov gibi yazarların oyunlarında rol alarak şehir tiyatrosunun önde gelen kadın oyuncularından biri oldu. 1949’da ‘Fedakâr Ana’ filmiyle yönetmenliğe başladı. 1950’de ününün doruğundayken kendi adıyla Sonku Film Şirketi’ni kurdu.” Ününün doruğunda 34 yaşında bir aktristin böyle bir yaklaşımının dünyada örneği yoktur. Devam ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu şirket adına 1951’de Talat Artemel ve S. Ayanoğlu ile birlikte Vatan ve Namık Kemal’i yönetti. Film Yıldız dergisinin o yıl açtığı soruşturmada en iyi film, Sonku da bu filmdeki rolüyle en iyi kadın oyuncu seçildi. 1954’te Sonku’nun yönettiği ve Zeki Müren’in ilk kamera karşısına çıktığı ‘Beklenen Şarkı’ filmi, hasılat rekorları kırdı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanat güneşini ikna ederek o enfes filmi yaptı. Emsalsiz bir filmdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu filmden kısa bir süre sonra çıkan bir yangında şirketin filmlerinin çoğu yanınca Sonku bütün servetini yitirdi,” Gerisi malum. Büyük bir çöküş .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ilk ve son daşşaklı yapımcının çöküşüyle maalesef Türker İnanoğlu dönemi galip geliyor ve Türk sineması bugüne evriliyor. Tıplı George w' a karşı al gore’un yada Tayyibe karşı zülfünün kaybedişleri gibi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmetli Kenan Pars’ın son roportajında dediği gibi.. ‘ Türk sinemasının şansızlığı warnerlar gibi, MGM gibi büyük entelektüel ileryi gören yapımcılara sahip olamadı. Hep tüccarlar girdi işe. Yapımcılar biraz entelektüel olasaydı Türk sineamsı çok başka olurdu. Olmadı”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.vidopa.com/video/VpznVGzkvIs__zekimÃ¼renbeklenensarki.html"&gt;http://www.vidopa.com/video/VpznVGzkvIs__zekimÃ¼renbeklenensarki.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk33yIwF1UI/AAAAAAAAAAc/lNqW_KQvPk4/s1600-h/Esin_Engin.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 252px; height: 263px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk33yIwF1UI/AAAAAAAAAAc/lNqW_KQvPk4/s320/Esin_Engin.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354207972728100162" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.udepo.com/images/products/29590_buyuk.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Esin Engin, Özdemir Erdoğan ve Modern Folk Üçlüsü . Yıkılış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Pop müziğinde bu 3 büyük dev 1975 yılında arzı endam eden bir cadıya kafa tutamadı. Bu virusun adı Sezen Aksudur. 1977 yılında çıkan &lt;a title="Allahaısmarladık (albüm)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/AllahaÄ±smarladÄ±k_(albÃ¼m)"&gt;Allahaısmarladık&lt;/a&gt; albümü ile –adı ile manidar bir albüm- türk pop müziği sezen aksu ve füruüunun kanalına girmiş oldu . Giriş ki ne giriş.. O kanalda ne ilhan irem ne Tanju Okan varolabildi. Çok farklı olabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu sözlerle anlatmak yerine “bana ellerini ver” şarkısının armonik yapısına dikkat etmek yeterli olacaktır. Dinleyene kaybedilen birikimi ve o altın dönemi anlatacaktır. Bu şarkı bir sanat patlamasıdır. Yazık oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;href="http://www.vidopa.com/video/QOGdXHiYS6I__ESINENGINBANAELLERINIVER1973.html"&gt;http://www.vidopa.com/video/QOGdXHiYS6I__ESINENGINBANAELLERINIVER1973.html&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozan A.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-7142910179509795981?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/7142910179509795981/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=7142910179509795981' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7142910179509795981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/7142910179509795981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/07/beklenen-ark-bana-ellerini-ver.html' title='“Beklenen Şarkı”  / “Bana ellerini ver”'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm3.static.flickr.com/2328/2146186864_49f1c1f970_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-5608757136111588498</id><published>2008-07-17T13:06:00.000-07:00</published><updated>2009-11-23T11:24:11.007-08:00</updated><title type='text'>Fritz Schramma</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SwrhQNnnUFI/AAAAAAAAAC8/KTOGYRYPsmE/s1600/541px-Fritz_schramma.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 180px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SwrhQNnnUFI/AAAAAAAAAC8/KTOGYRYPsmE/s200/541px-Fritz_schramma.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407381971261673554" /&gt;&lt;/a&gt;1947 Köln dogumlu olan Schramma, felsefe ogretmenligi ve okul mudurlugunun ardindan 1999 yilinda Köln Büyüksehir Belediye Baskanligi’ni ustlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhafazakar CDU partisine bagli oldugu halde yabancilar ve gocmenlerle arasi epeyce iyi. Oglu Stefan‘in 2001 yilinda (32 yasindayken) , araba yarisi yapan bir Turk‘un aracin kontrolunu kaybetmesi uzerine (kaldirimda yururken) ezilerek olmesi dahi bu iliskiyi zedeleyemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Schramma’nin gocmenlere yonelik anlayis ve destek politikasi kendi partisi ve irkci kesim tarafindan kinansa da adam bildigi yoldan sasmiyor. Son cikisi, Köln sehrinde yapilmasi planlanan ve Pro-Köln orgutune bagli gocmen dusmanlarinin siddetle karsi ciktigi yeni cami konusunda parti meclisinde „Bu cami oyle veya boyle gelecek. Bugun gorusmemiz gereken konu, bizim rizamizla mi, yoksa bize ragmen mi gelecegidir“ ifadesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onemli detay: Almanya’da ve elbette Köln’de halen irili ufakli bircok cami var. Bu son caminin minare boyuyla baslayan populist tartisma, bir yahudi yazarin „Kur’an’i okudum, bu dinden muspet bir sey cikmaz“ demesiyle iyice futbol maci havasina burundu. (Yahudi kimligi Almanya’da onemli. Ulkenin dorduncu buyuk partisi FDP‘nin ikinci baskani J. Möllemann, Israil’in Filistin politikasini elestiren bir Turk’u partiye aldiktan sonra, medyada sahsina yonelik amansiz bir yolsuzluk dosyasi ortaya cikti. Surec devam ederken, hobisi parasutle atlamak olan politikaci gunun birinde parasutu acilmayinca yere cakilarak oldu.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gocmenler de elbette Schramma’nin bu dostane yaklasiminin bilincinde. Solingen katliaminda yanarak olen Genc ailesi uyelerinin anisina, (gocmen kesimce) toplumlar arasinda dostane iliskilere katkida bulunan kisilere verilmek uzere 2008 yilinda baslatilan Genc Kardeslik Odulu ilk olarak Schramma’ya verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dogma buyume Köln’lü olan, Köln’deki spor, sanat, politika odakli her aktivitenin bir yerinde, sehrin belli basli tum derneklerinin yonetim kurulunda, kisaca Köln’de her tasin altinda ismine rastlanabilen Schramma temiz kalpli, ilkeli, namuslu biri olabilir mi? Sistemin bu denli gobeginde olup ari kalmak olasi mi? Bilemiyorum. Sunu biliyorum ama: Gocmenlerden nefret eden ve cok guclu olan bircok ismin karsisinda Schramma pala biyigiyla bir heykel gibi dimdik ayakta, gururumuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adolf‘u kara buyuye kaptiran Alman ulusunun beyaz buyu rovansi Fritz olamaz mi yani? Hayali bile guzel anasini satayim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;S von T&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-5608757136111588498?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/5608757136111588498/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=5608757136111588498' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/5608757136111588498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/5608757136111588498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/07/fritz-schramma.html' title='Fritz Schramma'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/SwrhQNnnUFI/AAAAAAAAAC8/KTOGYRYPsmE/s72-c/541px-Fritz_schramma.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-6426954921963590083</id><published>2008-07-14T11:55:00.000-07:00</published><updated>2008-07-15T02:40:01.294-07:00</updated><title type='text'>The man is clear in his mind.. but his soul is mad.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://starsmedia.ign.com/stars/image/object/920/920496/lieutenant-colonel-bill-kilgore_pictureboxart_160w.jpg"&gt;&lt;img alt="" src="http://starsmedia.ign.com/stars/image/object/920/920496/lieutenant-colonel-bill-kilgore_pictureboxart_160w.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;--APOCALYPSE NOW--&lt;br /&gt;Vietnam konulu en ucuk film. Doors‘un „The End“ sarkisiyla basliyor, daha ne diyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin bircok esin kaynagi var: Joseph Conrad’in Karanligin Yuregi adli, Afrika ormaninda gecen romani; Herzog’un Guney Amerika ormaninda gecen, benim Turkcemize Allah’in Cezasi Aguirre diye cevirmek istedigim, Aguirre, Tanri’nin Gazabi filmi; Guneydogu Asya ormaninda Vietnam Savasi’nda yasanan turlu sapikliklar, efsaneler, kezberenler ve asla kezbermeyecek kadar hasta kimlikler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan ordusuna bagli iki karakter merkezde: kafayi yemis ama halen sisteme dahil olan bir yuzbasinin, kafayi yemis ve sistemden kopmus bir albayi balta girmemis bir cehennemde bulup imha etmekle gorevlendirilisi mevzu. Albay ordudan kacarak ormanda yerliler arasinda bir beylik kurmus, fittirmistir. Varligi Amerikan varligina armagan olmaktan cikmis, kiymik olmustur coktan. Yuzbasinin Kambocya ormaninin derinliklerine yolculugu da ayni zamanda insan irade ve izaninin sinirlarina bir yolculuktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ufak bir detay: bazi seyler hic degismiyor: filmden bir replik: You Americans, you are fighting for the biggest nothing in the world.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dev yapit aileyle seyredilecek bir sey degil. Kesinlikle alkolle alinmasi gereken, insafsiz bir film. Sanki Allah senaryodaki herkesin belasini vermis. Cevirenin de, oynayanin da, seyredenin de… baska bir filme gonul vermesi zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemayla, sosyolojiyle, edebiyatla suncacik ilgiliyim diyen beserin dunya degistirmeden en az bir, en fazla uc kere gormesinde fayda olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;S von T&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-6426954921963590083?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/6426954921963590083/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=6426954921963590083' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/6426954921963590083'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/6426954921963590083'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/07/man-is-clear-in-his-mind-but-his-soul.html' title='The man is clear in his mind.. but his soul is mad.'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-3652419956907727736</id><published>2008-07-04T14:03:00.000-07:00</published><updated>2008-07-15T02:49:01.779-07:00</updated><title type='text'>M.C.Rumi</title><content type='html'>&lt;a href="http://fc02.deviantart.com/fs6/i/2005/032/6/4/The_Tree_by_ageai.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://fc02.deviantart.com/fs6/i/2005/032/6/4/The_Tree_by_ageai.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ey Kezberenler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serkan'ın yüklediği görev ağır, yardımsız olmaz. Ben de Merhum Hocam Rahmetli Cinuçen Tanrıkorur'dan öğrendiğim kadarını, yine onun kelimeleri ile sizlere naçizane kendi eklemelerimle aktarmaya çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu Mevlana olduğunda anlatılacak, öğrenilecek o kadar çok şey var ki, dünyanın yarısı Kezberen bezminde birleşse ve çalışsa buna ömürler/imiz yetmez…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img alt="" src="http://img235.imageshack.us/img235/2492/mevlana438ma.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Mevlana Celaleddin-i Rum-i ; İslamın yetiştirdiği en büyük mutasavvıflardan biri ve dinimize dünya çapındaki hizmeti gözönüne alınacak olursa belki de en büyüğü olan, bilginler şahı (sultanü'l—'ulema) Bahaeddin Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin (Belh 1207—Konya 1273), biri 'efendimiz' anlamında 'Mevlana', öbürü 'Anadolulu' anlamında 'Rumi' olarak iki sıfatla anılır. Çok eski bir Türk (Şaman) geleneği olup X. yy.da Ahmed Yesevi Hz.nin geliştirdiği sema'ı, musiki ile birlikte toplu ibadetin ayrılmaz parçası haline getiren ve hudutsuz müsamahaya dayalı dünya görüşüyle, yalnız Türklerin ve müslümanların değil, bütün insanlığın manevi sevgilisi olmuştur. Bütün söyledikleri, hikayeler ve gazeller şeklinde, Kur'an—ı Kerim'in şerhinden ve Resulullah (s.a.s.) aşkından ibarettir. Bunun için de, şeriat ve tasavvufuyla İslamı bütün olarak kavramadan, "sol ayağım direk gibi şeriata çakılı, sağ ayağımla 18 bin alemi devrederim" diyen Mevlana'yı anlamak mümkün değildir. [Sema esnasında yerle teması kesmeden sola doğru döndürülen sol ayağa 'direk', havadaki sağ elin de yardımıyla vücudu sola döndüren havadaki sağ ayağa 'çark' denir; ism—i celalin 'AL—' hecesiyle kalkan sağ ayak, 'LAH' hecesiyle çarkı tamamlamış olarak yere basar. Hafi (sessiz, içten) olarak yapılan Mevlevi zikri bu sebeple, musiki eşliğinde kıyami (ayakta) ve devrani (dönerek yapılan) bir zikir türüdür]. Hz. Yunus'un (k.s.) XIII. yy. Anadolu Türkçesiyle yaptığı işi, o, çocukken öğrendiği (İslami kültür dairesinin ortak kültür dili olan) Farsça ile yapmış ve bu dilden yapılan tercümeler sayesinde doğudan batıya değişik kültürler tarafından tanınmıştır. Bizim bir Gölpınarlı'mızla (1900—1982) bir Şefik Can'ımıza (doğ. 1910) karşılık (Allah onlardan razı olsun), ömürlerini Hz. Mevlana'yı tanımak ve dünyaya tanıtmak uğrunda harcamış olan İngiliz alimleri Reynold A. Nicholson (1868—1945) ve Arthur J. Arberry (1905—1964), Fransız Eva de Vitray—Meyerovitch'le Alman Prof. Annemarie Schimmel (doğ. 1922), dünya durdukça saygı ve hayranlıkla anılacak Mevlana (dolayısıyle İslamiyet) aşıklarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçedeki karşılığı, ses uyumu kuralı gereğince —cilik, —cılık, —culuk, —cülük, —çülük olan —izm'ler, siyasi veya iktisadi doktrinlerin kısaltılmış adıdır (devrim—cilik, ırk—çılık, ülkü—cülük, milliyet—çilik, Mao—culuk, Atatürk—çülük gibi). Ne var ki, siyasi— iktisadi düşünce sistemlerinin doktrinleşmesi ne kadar tabii ise, sanat ve inanç konularının doktrinleşmesi o kadar gayrıtabii ve amaçdışı'dır. Nitekim, evliyaullahdan hiçbir büyük zat (ne Yesevi, ne Rifai, ne Geylani, ne Mevlana, ne Nakşbend, ne de Halveti) inancının yansıması olan yaşama tarzını sistemli bir ekol veya doktrin haline getirmemiş, kısaca kendi tarikatini kurmamıştır. Tarikatleri kuranlar, o büyüklerin yolundan giden müridler, yani —ci'lerdir (Mevleviliğin Hz. Mevlana tarafından değil, oğlu Sultan Veled tarafından kurulduğu ve Mevlevilere önceleri 'Mevlanai'=Mevlanacı dendiği gibi). Bu yüzden, dindarlıkla dincilik (yani doktrincilik) arasında nasıl hiçbir ilgi yoksa, kendilerine — hele bugün— Mevlevi diyenlerle Hz. Mevlana ve anlatmak istedikleri arasında bir bağ kurabilmek de aynı şekilde mümkün değildir. Mevleviliğin birinci şartı, Kur'an—ı Kerim'i aslından okuyup hiç olmazsa bir bölümünün mealini verebilecek kadar iyi Arapça, Mevlana'nın eserlerini aslından okuyup kendi diline çevirebilecek kadar iyi Farsça bilmek ve çile (yani 1001 günlük tekke eğitimi) bugün mümkün olmadığına göre, en azından sema çıkarmış olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakın Arapça ve Farsçayı, biz 70 yıldır çocuklarımıza anadilleri olan Türkçeyi bile var gücümüzle unutturmaya çalışıyoruz (bu söylediklerim size abartmalı gibi geliyorsa, 40—50 yıllık öğretmenlerle biraz görüşün, yeter). Bu durumda, bugün Mevlana Anma Töreni adı altında yapılan turistik panayır gösterileriyle, çevrenizde (yurtiçinde ve dışında) gördüğünüz vakıf adlı kuruluşların sema gösterileri, adı zaten gösteri (yani show) olan ticari amaçlı istismardan başka bir şey olmamaktadır. Ben mevleviyim diyebilmek için (ki hiçbir gerçek mevlevi bunu söyleyemez, söylüyorsa bilin ki değildir!), Mevlana'nın bir tür ibadeti olan semasını gösteriye çevirip tiyatro kumpanyaları gibi turneye götürmek yerine, eserlerini bugünkü yazı ve dile çevirip (veya bunun imkanlarını arayıp) —başta gençler olmak üzere— mümkün olan en geniş kitlelerce anlaşılmasını sağlamak gerekir. Boynuna kravatı, başına fötr şapkayı takınca batılı oluverdiğini zannetmek ne kadar gülünçse, başına sikke—i şerifi giyip sağ eli sol göğsünde gelene geçene baş kesip selam verince mevlevi oluverdiğini zannetmek de o kadar gülünçtür. ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel, gel, ne olursan ol yine gel,&lt;br /&gt;İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,&lt;br /&gt;Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,&lt;br /&gt;Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyen Mevlananın şu sözü asla unutulmamalıdı r;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yaşadıkça Kur'an'ın bendesiyim&lt;br /&gt;Ben Hz.Muhammed'in ayağının tozuyum&lt;br /&gt;Biri benden bundan başkasını naklederse&lt;br /&gt;Ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikayetçiyim.. .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu anlamak adına benim pek değer verdiğim bir sözü ile yazımızı noktalayalım, zira konu Mevlana oldukça kelam bitmez...&lt;br /&gt;Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız&lt;br /&gt;Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir. ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pür Hata Evren....&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-3652419956907727736?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/3652419956907727736/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=3652419956907727736' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/3652419956907727736'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/3652419956907727736'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/07/mcrumi.html' title='M.C.Rumi'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-5127058738202893627</id><published>2008-07-01T16:10:00.000-07:00</published><updated>2008-07-03T13:59:44.244-07:00</updated><title type='text'>Le Prisonnier</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://pro.corbis.com/images/42-16736512.jpg?size=572&amp;uid=%7B64F5313A-3170-4B9D-8E90-4B35E4742BB5%7D"&gt;&lt;img src="http://pro.corbis.com/images/42-16736512.jpg?size=572&amp;uid=%7B64F5313A-3170-4B9D-8E90-4B35E4742BB5%7D" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;60'li yillarda Ingiltere'de ortaya cikan, tum zamanlarin en fantastik dizisi. Yaratim ve basrolde Patrick McGoohan cikiyor karsimiza. 1928 dogumlu McGoohan halen hayatta ve mesela Braveheart filminde "Iskocya'nin sorunu Iskoc kaynamasi" diyen, filmin sonunda oksurerek geberen Ingiltere krali rolunu basariyla canlandirmis, hedeflenen tiksintiyi uyandirmisti. Cunku o bir aktor. Ne kadar mi aktor? Bond rolunu reddedecek kadar. Evet, dunyanin civisinin ciktigi 60'li yillarda Bond rolunu fazla maco bularak reddeden McGoohan ilerde bu kararindan pisman olmus muydu? Pek sanmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 bolumluk bu dizinin konusu, Ingiliz gizli servisinden istifa ettikten sonra bayiltilarak, bir acik hava hapishanesi gorevi goren fantastik bir koye ("Village") birakilan ilkeli bir ajanin bu mekandan kacma cabalari. Village, icinde yasayanlarin bir kisminin tutsak, cogunlugununsa gardiyan oldugu, ancak herkesin bir numarayla anildigi, nerede oldugu belirsiz bir kabus ortami. Nitekim bizim ajana 6 numara oldugu soylenir. 2 numaraya kadar herkes alenidir, 1 numaranin kimligi ve bu orgutun kimin tarafinda oldugu belirsizdir. Kahramanimizdan istenen bilgi, istifa sebebidir, ancak o kendini desifre etmeyen bir kaynaga bunu aciklamayi reddeder. 17 bolum boyunca turlu hayinliklerle, ki buna beyin yikama dahildir, sirri ortaya cikarmaya cabalarlar ama bizimkinin inadi inat. Ajan kiymetlidir, o yuzden asiri fiziki / mental siddet uygulamaktan kacinilir. Sonucta orgut coker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizide fantastik unsurlarin haddi hesabi yoktur. Bunlarin icinde kablosuz telefon gibi, o zamanlar yok deve denen, ancak bugun herkesin sahip oldugu bir unsurun yaninda, insanlarin koyden kacmasini engelleyen insan yutan buyuk beyaz balon gibi seytanin aklina gelmeyecek bir icat da vardir. Bu icadin adi Rover'dir. Rover, aslinda bir meteoroloji balonu. Koyden biri kacmak isteyince denizin dibinde bir Rover atesleniyor, bu Rover kacagin ustune giderek onu icine aliyor ve bayiltiyor. Sanirim ayildiktan sonra bas agrisi da yapiyor. Ayrica ornegin dizinin 3 bolumu Alman tv'sinde yayinlanmiyor, cunku beyin yikama, halusinojenik ilaclar, ruya kontrolu, kimlik hirsizligi vb. konular genel adabi sarsici nitelikte goruluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizinin tamamini modern cagin ve insani zaaflarin bir elestirisi olarak gormek mumkun. Demokrasinin ornegin ne berbat sonuclara yol actigini da bir bolumde gorebiliyoruz. Koyden kacisin imkansizligiyla vurgulanan mesaj sudur: Ozgurluk bir mittir, hikayedir. Dizi bu bakimdan ornegin bizim Anadolu'daki "Murat yalan, olum gercek" teziyle paralellik sergiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prisoner yayinlandigi donemde o kadar ilgi cekmis ki, dizinin sonunu merak eden izleyiciler diziyi yayinlayan ITV kanali uzerinden yapimciya baski yapmislar, hatta dizi istedikleri gibi kahramanca bir edayla bitmeyince McGoohan'a Ingiltere'yi terketmesi mesajini veren telefonlar acmislar. Olum tehdidi bile almis adamcagiz. Isin tatli yani, bu baskilar olusurken dizinin sonu belli degilmis, yani McGoohan inadina anti-Hollywood bitirmis diziyi. Ayni 6 numaranin inadi gibi. Kahramaniniza cakiym, demis. Ver o mubarek elini opeyim demez misin Kaliforniya' da yolda gorsen?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizide basta 2 numara olmak uzere bircok oyuncu bolumden bolume degisiyor, ancak bizim 6 numara ile birlikte her bolumde yer alan muthis tiplemeler var. Bunlarin basinda "usak" Angelo Muscat geliyor. "Usak" 17 bolumde tek kelime etmeyen tek sahis. Boyu da 1.30. Allah rahmet eylesin, genc olmus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizinin muhtesem bir jenerigi ve jenerik muzigi var. Bunun yaninda Iron Maiden da diziden etkilenerek 2 sarki yapmis: The Number of the Beast albumunden "The Prisoner" sarkisi ile Powerslave albumunden "Back in the Village". Her ikisi icin McGoohan'dan sahsi izin alinmis tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugun The Prisoner'in anisini senin benim yanimizda 1977 yilinda kurulan bir diger adi Six of One olan Prisoner Appreciation Society adli bir fan klubu yasatiyor. Boyle bir dizi cevrilmedi, bir daha da cevrilemez. Inek Saban filminin efsanevi mafyamsi klup baskani rolundeki Dincer Cekmez'in tabiriyle: "O kadarrrr"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SerkanT&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-5127058738202893627?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/5127058738202893627/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=5127058738202893627' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/5127058738202893627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/5127058738202893627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2008/07/60li-yillarda-ingilterede-ortaya-cikan.html' title='Le Prisonnier'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-111757655690688347</id><published>2007-12-02T15:38:00.000-08:00</published><updated>2009-05-28T06:08:40.261-07:00</updated><title type='text'>C de B</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.johncoxart.com/Cyrano.187.gif"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.johncoxart.com/Cyrano.187.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Cyrano de Bergerac 17. yy.da yasamis bir oyun yazaridir. Moliere'in kankasidir, cizgisi Jules Verne'e yakindir. Duelloyu sever, hotorof oldugu iddia edilir. Ilginctir ama Edmond Rostand'in meshur ettigi Cyrano de Bergerac kadar ozel bir sahsiyet degildir, ki burada konumuz bu ikincisidir. Bu oyunu/romani guzel Turkce'mize ismi en az Cyrano kadar tuhaf, rahmetli Sabri Esat Siyavusgil kazandirmistir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oykudeki Cyrano bakanlari urkutecek derecede uzun burunu yuzunden ziyadesiyle cirkin addedilen, ancak ruhu da bir o kadar guzel, edebiyat yetenegi olaganustu seviyede, romantik bir sersemdir. Bizi belki de en cok ilgilendiren yani, muthis bir kezduren olmasidir. Dikkat edin, Cyrano'nun varligi, kimligi, kezdurmenin vucuda gelmis bir halidir adeta. Nitekim beyazperdede bu rolu oynayan aktorler karakterin gucuyle buyuk alkis almis, Depardieu akillara kazinmis, Ferrer 1950'de Oscar dahi almistir. Steve Martin bile nasibini almistir bu golgeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir onu bu denli munhasir kilan? Ben soyleyeyim: Gorevi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cyrano kuzeni Roxane'e asiktir. Ancak Roxane baska birine, edebiyattan ve ince duygulardan zerre kadar anlamayan kofti ama yakisikli Christian'a asiktir. Eh Christian da essek degil ya, o da Roxane'e abayi yakar, Cyrano'nun gonlunu kopru olarak kullanmak suretiyle evlenirler. Savas cikinca Cyrano Christian'i kanatlari altina alir, cephede kollar, ordan Roxane'e yazdigi mektuplari Christian'in imzasiyla gonderir. Mektuplarin etkisiyle Roxane cepheye gelir, Christian'a cirkin bir bocuk olsa dahi onu sevecegini soyler. Iste bu Christian'in yikildigi andir. Gercekleri aciklamaya kara verir ama omru buna kifayet etmez, sehit duser. Cyrano olmusun arkasindan konusulmaz dusuncesiyle 15 yil susar, bildigini okumaya devam eder, dunyayla kavga eder de eder. Roxane da bu olum uzerine kendini manastira vermistir. Yillar sonra Cyrano olum doseginde istemeden kendini ele verir. Ayikan Roxane bir kez daha yikilir. "Allahim, zaten bir tek insan sevdimdi, onu da iki defakaybediyorum simdi." der. Demek ki manastira kapaninca acilar ne yapmiyormus, bitmiyormus.Ama bizim icin onemli olan Cyrano. Cyrano'nun biraktigi ders, aslolan asktir, atestir, yanmaktir. Bu kavurucu ateste ne kadar gururlu olursan ol, Cyrano gibi kafana odun duserek olursun, bok yolu mubahtir. Kahir esastir, murat yalandir, daha ne diyeyim. Cyrano'nun olurken soyledigi su sozler ziyadesiyle manidardir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne haltetmeye girdi alemin gemisine?&lt;br /&gt;Felsefeyi severdi, fizikten de anlardi,&lt;br /&gt;Sairdi, musikide hayli behresi vardi.&lt;br /&gt;Laf altinda kalmazdi, yaman bir silahsordu;&lt;br /&gt;Baskasi hesabina bazen asik olurdu.&lt;br /&gt;Rahmetlinin Cyrano de Bergerac'ti adi;&lt;br /&gt;Her sey olayim derken hic bir sey olamadi!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nur icinde yat Cyrano. Seni gidi boyun egmez atesbocegi seni. Yolumuzu aydinlattin Silmaril. Alacagin olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SerkanT&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-111757655690688347?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/111757655690688347/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=111757655690688347' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/111757655690688347'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/111757655690688347'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2007/12/cde-b.html' title='C de B'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-4713348667964019549</id><published>2007-11-15T14:59:00.000-08:00</published><updated>2009-07-03T05:27:59.471-07:00</updated><title type='text'>The thing that should not be</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk35RpPj66I/AAAAAAAAAAk/baaxFI2cP6o/s1600-h/ahmet+ulucay.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 212px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk35RpPj66I/AAAAAAAAAAk/baaxFI2cP6o/s320/ahmet+ulucay.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354209613537602466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Uluçay 1954 yılında Kütahya 'nın Tavşanlı&lt;br /&gt;İlçesinin Tepecik köyünde doğdu. Hala Orada ya-&lt;br /&gt;şamaktadır. Tabi o yer orda bir budha doğdunu&lt;br /&gt;hala bilmemektedir. Deha -tüm dünya hariç- hala&lt;br /&gt;köyünce  farkedilmiş değildir.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Başlangıçta Ahmet Uluçay vardı. Ve daha önce&lt;br /&gt;Tepecikte  hiç birşey yok idi. Ahmet Köylü Babası&lt;br /&gt;tarafndan tüm  çocukluğu ve hayatı boyunca aş-&lt;br /&gt;şağılandı ve eziyet  gördü. O bu durumu şöyle&lt;br /&gt; açıklar.&lt;br /&gt;"İlk evvek kalemle çizgi çizdim...sonr renkler...ve&lt;br /&gt; şekiller..daaha sonra da o şekilleri hareket et-&lt;br /&gt;tirmek istedim.Hep bunu hayal etmeye başladım.&lt;br /&gt; O hep kızdı. Bizimbeyaz güvercin gene evde&lt;br /&gt; bişeyler çiziyor  diye benle  alay ederdi."&lt;br /&gt;Aslında bu vaka anadoluda ve gelişmemiş birçok&lt;br /&gt;toplumda çokça yaşanan dahi ve yaratıcı çocuk-&lt;br /&gt;ların bu yönlerinin cehaletle törpülenmesidir. Çün-&lt;br /&gt;kü Çiftçi baba  sadece tarlada yada kasabada ve-&lt;br /&gt;ya ilde ilçede  çalışacak eve düzenli para getirecek&lt;br /&gt; bir aile ferdi hayal eder. Bir budha değil. &lt;br /&gt;Ahmet Uluçay senaryosunu yazdığı "Karpuz kabu-&lt;br /&gt;ğundan Gemiler Yapmak" adında bir film yapmıştır.&lt;br /&gt; Bu filmi inanılmaz kılan hiçlerini sıralamak&lt;br /&gt;gerekirse ;&lt;br /&gt;-Ahmet Uluçay hiç sinema okuluna gitmedi.Hayatını&lt;br /&gt; kamyoncu muavinliği , mermer ve kaldırım döşeme-&lt;br /&gt;ciliği çiftçilik yaparak kazandı. Köyünden başka hiç&lt;br /&gt; bir yerde çalışmadı.Sadece Anadolu Üniversitesi&lt;br /&gt; Yayını olan"Film Dili Grameri"ni okumuştur. &lt;br /&gt;-Hayatında hiç sinema setinde bulunmadı. Hiç&lt;br /&gt;kamera arkası seyretmedi.&lt;br /&gt;- Başrol Oyuncuları hiç sinemaya gitmemiş köylüsü&lt;br /&gt;gençlerden ouşmaktadır.&lt;br /&gt;Babasını ve kendisini  aşağılayan insanlarından&lt;br /&gt;öcünü almakta olduunu söyleyen Uluçay birsonraki&lt;br /&gt;hedefinin Yabancı Oskarını almak olduğunu söyle&lt;br /&gt;mektedir.&lt;br /&gt;Marx devrimi kapitalist dünyanın en ileri halkası&lt;br /&gt;olan ingilterede gerçekleşeceğini öngörmüştü.&lt;br /&gt; Fakat  döneminin  en ilkel ve zayıf kapitalist ülke-&lt;br /&gt;si olan  Rusyada  geçekleşti. En bilimsel doktrinle-&lt;br /&gt;rin yanıldığı  dünyamızda buzla kaplı bir bozkırda&lt;br /&gt; bir çiçek tohumu buzu kırdı. Ve olmamaması&lt;br /&gt; gereken şey oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tel - 0274 6532199 / 0542 6043687&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OzanA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-4713348667964019549?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/4713348667964019549/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=4713348667964019549' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/4713348667964019549'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/4713348667964019549'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2007/11/thing-that-should-not-be.html' title='The thing that should not be'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk35RpPj66I/AAAAAAAAAAk/baaxFI2cP6o/s72-c/ahmet+ulucay.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-6134969295294188395</id><published>2007-11-13T12:35:00.000-08:00</published><updated>2007-11-13T12:44:45.663-08:00</updated><title type='text'>YÜKSEK SECIYELI MUHAFIZLAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://esaki.ee.boun.edu.tr/~morgul/photo2/sarmasik.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://esaki.ee.boun.edu.tr/~morgul/photo2/sarmasik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hayatı biliyoruz da ölüm nasıl aceba, yıllardır şuna hayret ederim ki herkes yaşamak istiyor, hiç kimse ölmek istemiyor ve bu bana hayretler veriyor, biri de çıksın ve tercihimi ölmekten yana kullanmak istiyorum desin, fikir zenginliği, görüş çeşitliliği olsun, ama öyle mi, herkes tek tip, herkes kırk dereden su getiriyor yaşamak için, bu çok ilginç… “Ya intiharı seçenler” demeyin, bahsedilen şey o değil, bir bunalım eseri olarak veya hayattan bıkarak veya başına kötü şeyler geldiği için ölmek isteyenleri kastetmiyorum, benim kastettiğim normal bir insan nasıl yaşamak isterse ölmek de isteyebilmeli, ama hiç böyle biri yok, tanrı bize seçenek sunmamış, normları o belirlemiş ve dolayısıyla normal denilen şey de bu belirlenmişlikten türemiş. Normal ve sağlıklı bir bilincin eseri olarak ölmek isteyen yok, “yaşamak iyi bişey güzel bişey ama ben tercihimi ölmekten yana kullanıyorum” diyen yok, ölmek isteyenlerin hepsi yaşamı bir şekilde kötü bularak ölmek istiyorlar, kimisi para için, aşırı borçlandığı için, kimisi namus için, bunalım sonucu ruhsal bozukluklarını aşamadığı için vs vs vs ölmek istiyor. Kimse normal ve son derece iradi bir tercihin sonucu olarak ölmek istemiyor. Ya ölümün üstüne giden, öleceğini bile bile son derece iradi ve mutluluk dolu bir ruh haliyle ölmek isteyen Islam şehitleri, devrim şehitleri, tarihsel kahramanlar? Onların durumu da farklı değil, onlar dava için ölüyor, onların da sorunu var, düzenle sistemle ilgili sorunları var, onlar sorun giderilsin diye kendilerini feda ediyorlar, ölümü tercih ettikleri için ölmüyorlar, yine yaşamsal bir dayanağa esaret halindeler ve bu esaretin sonucu olarak ölmek istiyorlar, tek farkları daha inançlı ve daha cesaretli olmaları, öfkeli adamlar onlar, öfkeleri onları herkesten cesur yapıyor, velhasılı kastettiğim bunlar da değil. Bu yaşama sevdası öyle bişey ki, adam ölünce tanrısına tanrısal bilince veya sonsuz saadete ulaşacağını biliyor ama yine de ölmek istemiyor. Halbuki düşünüyorum, yaşam sadece bir tercih olabilirdi, ama tanrı bizi yaratırken böyle bir tercih tanımamış, sadece bize değil diğer tüm canlılara, dolayısıyla belki de irade denilen şey aslında hakkaten cüzi irade, tanrınınki ise külli…tanrı demiş ki: kurallar şunlardır hadi buyur yaşa, yani benim çizdiğim çerçevenin dışında düşünmek aklına bile gelmeyecek, senin iradenin sınırı budur işte, sen acizsin ve benim çizdiğim dairenin içinde debeleneceksin ve bunun adına da yaşamak diyeceksin ve hatta bundan zevk alacaksın, benim tarafımdan başlıklar halinde oluşturulmuş ve çizilmiş kategorilerin içerisinde debelenme dışında bir seçeneğin yok. Işte kategorileri çizen külle irade kategorilerin içinde çırpınan, debelenen de cüzi irade… Ve hatta öyle tahmin ediyorum ki bizim veya diğer hayvanatın cüzi iradesi bile yoktur. Bunu henüz keşfetmiş değilim ama determinizme göre benim masamın üstüne konmuş olan bir sineğin havalanması Çindeki bir ağacın yaprağının kımıldamasıyla ilişkili olma potansiyelini içinde taşıyorsa bizim cüzi irademiz bile yoktur, tanrı ince bir usta gibi en küçük atomaltı parçacıklarına kadar sistemi kurmuş ve biz sadece bu işin figuranıyız, yani biz sadece sanalız, bilgisayar oyununun içindeki sanal karakterler gibi, yani biz yokuz, yani cüzi irade bile yok, yani biz yokuz ve tek bişey var, o da toplam bilinç, global sistem. Bunun dışında hiçbir şey yok. God is all and all is god. Ama hayat zevkli, arabaya bin sürat yap, bol bol seviş, acayip güzel yemekler ye, rakını iç, seyahat et, yeni şeyler keşfet, sevdiklerinle bir arada ol, dostlarınla doyulmaz sohbetler yap, çok para kazan muktedir ol, birilerine aşık ol, insanlara hayranlık uyandır seni takdir etsinler keyiflen, ödül versinler onurlan, hayat çok güzel ya, ama tek seçenek mi… Binbir çeşit haz var keyif var, neredeyse intihar eden adamın bile hayatsal bir haz uğruna intihar ettiğine inanmaya çok yakınım. Ama mesele intihar değil, mesele bir seçenek olarak ölümü de gündemine almak, fb gs taraftarlığı gibi, tamamen hür iradenle, Tanrı bize demiş ki “ yaşayacaksın”, ve bunu saç kılımıza kadar bütün organlarımıza adeta bilinç vererek ayrı ayrı işlemiş, bunu değiştiremiyoruz, tanrı bize demiş ki: “yaşayacaksın” Peki ya yaşamak istemezsem, yok öyle, ya da: tamam yaşamak istemeyebilirsin ama bu talebini temellendiren şey ve bu talebine giderkenki çıkış noktan yine yaşamaya dair mülahazalar olacak. Işbu yazımızın ana fikri dikkate alındığında, ortaya konulan sorunun cevabı belki de tanrısal bir cevaptır ve bu cevabı asla bilemeyeceğiz, ama sormak bile bişey değil mi, yoksa sormak kendini tanrıyla eş koşmaya mı denk. Ama hani ben de dahil all is god’dı… STS&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-6134969295294188395?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/6134969295294188395/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=6134969295294188395' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/6134969295294188395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/6134969295294188395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2007/11/yksek-seciyeli-muhafizlar.html' title='YÜKSEK SECIYELI MUHAFIZLAR'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-4705758048139314328</id><published>2007-11-13T12:22:00.000-08:00</published><updated>2008-07-15T02:45:41.453-07:00</updated><title type='text'>Tığ teber şah-ı merdan</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.kulturturizm.gov.tr/TR/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=110375&amp;amp;RESIMISIM=tarsus=gorulecekyerler=tarsus_kralyolu.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.kulturturizm.gov.tr/TR/resimgoster.aspx?DIL=1&amp;amp;BELGEANAH=110375&amp;amp;RESIMISIM=tarsus=gorulecekyerler=tarsus_kralyolu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www40.websamba.com/sanatvekadin/Goruntu(394).jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sebebini hiç bilmiyorum Hasan isminin takılmasının.Bilmemin de gerektiðini düşünmüyorum, ve öyle tahminediyorum ki bu bilgiye vakıf olma bu yazınınyazılmasında mütereddit olmayı da getirecekti.Velakin;Etraftaki küçük tepelere aðabeylik taslarcasına,Iki ayaðımı paylaşan iki şehrin tam ortasında,Öyle isabetle taşır ki ismini,Saflaştırır, arılaştırır, haslaştırır her iki şehrinderdini.Diðer ayaðımın bastıðı şehre doðru yol alırken, heriki şehrin her ‘iki milyon’ derdini içine hapsedip,yolun diðer kısmına taşımayı gerektirmeyecek kadarbüyük ve hacimlidir hasan daðı. Tepelerine yaðan karınaðırlıðından dolayı kimi zaman boyu küçülmüş veuzansan dokunabilecekmiş sin gibi gelir yoldangeçenlere. Bu görüntü ile insanlaşır kişiselleşir.Artık vaziyetini ve kaderini ses etmeden kabullenensönmüş bir volkandır o. Yanından geçenin sürükleyipgötüresi gelir gittiði şehre.Görüntüsü ders almayı bilenler için bir kehanettir,ama o görüntü ki gecenin karanlıðında yiter, bakangözler için bir ihanettir. Tam da A.Ilhan’ın dediðigibi “ihanete gece müthiş bir gerekçedir”.Tüm bunlardan daha çarpıcı olmak üzere, karla kaplıbitişik iki tepesi, küçücük, 6 yıllık sonsuz yaşındakiaslanım ile benim el ele fotoðrafımızdır. Biriayrılıðın diðeri kavuşmanın iki ayrı fotoðrafı, yoluniki cenahından iki ayrı manzara,Velhasılı, kezduren gözlerin sembolleştirdið i resimsinsen bre hasan…STS&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-4705758048139314328?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/4705758048139314328/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=4705758048139314328' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/4705758048139314328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/4705758048139314328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2007/11/t-teber-ah-merdan.html' title='Tığ teber şah-ı merdan'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-9193824844845984585</id><published>2007-11-13T11:55:00.000-08:00</published><updated>2009-07-03T05:34:16.745-07:00</updated><title type='text'>stivin verdigi ders</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk36v6MF8mI/AAAAAAAAAA8/hwHT3xmRDC0/s1600-h/Steven_Tyler.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk36v6MF8mI/AAAAAAAAAA8/hwHT3xmRDC0/s320/Steven_Tyler.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354211232994161250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Steven Tyler, Aerosmith grubunun solistidir ve „Arwen“ Liv Tyler’in babasıdır. Nasıl!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce bu şahısları biraz daha yakından tanıyalım. Steven Tyler, gruptan Joe Perry ile birlikte uyuşturucuya düşkünlüğü sebebiyle Toksik İkizler olarak anılır. Eskiden sahneye Jack Daniel’s şişesiyle çıkarmış. Bildiğimiz hayvanlaşan rokçulardan yani, ki onlar çok tatlıdır. Liv ise bir peri midir, yoksa insan mıdır? Sorunun cevabı One Night at McCool’s filminde net olarak ortaya konmuştur. Her ikisi de müstesna ruhlardır, ancak aralarındaki ilişki Dorian Gray’in tablosunu andırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın gelmiş geçmiş en çirkin solisti Tyler, baba tarafından İtalyan ve Alman, anne tarafındansa Rus ve Cherokee kanı taşır. 28 yaşındayken evlilik dışı bir ilişki yaşadığı 1974 Playboy güzeli Bebe Buell’i hamile bırakmıştır (Bu ilişkinin meyvesi Liv, ki o Cherokee kanı payıyla annesinden de güzeldir, babasının kim olduğunu 11 yaşında öğrenmiştir). Steven o kocaman ağzına rağmen bunu nasıl yapmış, dünyadaki tüm koca ağızlılara nasıl umut aşılayacak bir noktaya gelmiştir? Sesiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1970’te kurulan Aerosmith grubu Walk This Way şarkısıyla 1975’te şöhreti yakalamış, sonra uyuşturucudan kafayı kaldıramamış, muhteşem geri dönüşünü aynı şarkıyı 1986’da Run DMC adlı rap grubuyla seslendirmesiyle imzalamıştır. Bu şarkının klibi de aynı zamanda çığır açmıştır. Hani var ya böğürerek duvarı deliyor, öbür tarafta zenciler var, dediniz mi, herkes bilir. En iyi şarkıları 1989 tarihli Janie’s Got a Gun olabilir. Tyler, sesini bu şarkıda da sakınmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liv Tyler’ın aziz varlığı bize şu mesajı verir: Her gün aynaya bakıp kendine lanet okuyor olabilirsin. Ama yine de içinde, belki yüreğinde, belki DNA şifrende, belki de alınyazında yine de tarifsiz bir güzellik saklı olabilir. Ve o güzellik bir gün serpilip gerçek olabilir. Ne olursan ol, kendinden insafı esirgeme. Ve az iç.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-9193824844845984585?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/9193824844845984585/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=9193824844845984585' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/9193824844845984585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/9193824844845984585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2007/11/steven-tyler-aerosmith-grubunun.html' title='stivin verdigi ders'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk36v6MF8mI/AAAAAAAAAA8/hwHT3xmRDC0/s72-c/Steven_Tyler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-4161399221893587964</id><published>2007-10-31T07:26:00.000-07:00</published><updated>2009-07-03T05:45:12.582-07:00</updated><title type='text'>Cybill Shepherd ın güzelliğinin altında yatan sebep</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk39UCvPrbI/AAAAAAAAABE/KZ2PdROKwJc/s1600-h/kibele.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 304px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk39UCvPrbI/AAAAAAAAABE/KZ2PdROKwJc/s320/kibele.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354214052787629490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cybill Shepherd ın güzelliği zamanında amerıkanın tenesi eyaleti güzeli olamsından gelmiyordu. Mavi aydakı anaç doğurmaya hazır halınden yada yellow rose dızısındekı çıftlık yavrusu halınden de gelmıyordu. Nerden gelıyordu pekı?.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Uzun süredır, hala 3.favorım olan cybıll shepherd ın güzellığının karakterlı burnundan geldığını düşünürdüm. Taa kı bakışındakı bakana “sana Allahtan bır mesajım var”anlamını okuyuncaya kadar. Cybıll shepherd maşuk'tu. Brus vılıs ve dıerlerı de aşıktı. Cybıll shepherd ın bakışlarında “ey avama karşı da havassa karşı da nağme ve terennümde bulunan! Benımgıbı öl kı kurtulasın.” Mısralarını Okumak zor değıldı. öldüren bakışlar bunlardı. Günü düğün gününe çeviren bakışlar. Mahsun kırmızıgülün sarışın tutkusunu, tıpk ıİsveçlılerın esmer tutkusu gıbı açıklamak zor değıldır. Fakat bana ne oluyordu da cybıll shepherd'e meylettiriyordu beni bu bakışlar. Kırlangıçların hasta yavrularını yuvalarından atmaları gıbı cybıll süreklı yuvasından atıyordu beni bu bakışlarla.. attıkça onaaşkım katlanarak tutkuyla artıyordu. Ne oluyordu? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gerçek bakan ınsanlar vardır. Çok gerçek bakarlar. Buverılmış bır hedıyedır ınsana. Yanı tekamül düzeyıylebunu açıklamakta zorlanıyorum . zıra cybıll shepherddan sonra en gerçek bakan kışı ısmını şımdı veremeyeceğım gayet alçak bırıydı. Bu özellık, gözü bır lens katmanları bütünü olarak düşünürsek, kışıyeye tesdüfen ıyı lenslerın genetık aktarımla ıntıkal etmış olmasıdır aslında. O kadar. Bunu bılıyorum bılıyorum da .. insan bılmek ıstemıyor ışte.. osman bölükbaşı’na sormuşlar bıldığınız devlet sırlarından açıklayacaklarınız, hatırlayabildikleriniz var mı diye bir röportajda.. oda “ben bıldıklerımı unutmaya çalışıyorum” demış.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu kadeh senın şerefıne Cybıll'ım. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;OzanA.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-4161399221893587964?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/4161399221893587964/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=4161399221893587964' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/4161399221893587964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/4161399221893587964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2007/10/cybill-shepherd-n-gzelliinin-altnda.html' title='Cybill Shepherd ın güzelliğinin altında yatan sebep'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk39UCvPrbI/AAAAAAAAABE/KZ2PdROKwJc/s72-c/kibele.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-5887407034851971279</id><published>2007-10-29T14:50:00.000-07:00</published><updated>2009-07-03T05:50:41.535-07:00</updated><title type='text'>orion</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk3-IyWC83I/AAAAAAAAABM/ahXEiBqrjqs/s1600-h/cliff_burton_memorial.png"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 288px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk3-IyWC83I/AAAAAAAAABM/ahXEiBqrjqs/s320/cliff_burton_memorial.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354214958920037234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orion (AvcıTakımyıldızı), Gökyüzünde hem güney hem de kuzey yarıküresinde bulunan ve bu sayede tüm dünyadan görülebilen, oldukça parlak yıldızlardan oluşan dolayısıyla da kolay bulunabilen takım yıldız. Avcının belırgın Şekli dört belırgin yıldızdan oluşan boyu enının iki katı kadar olan bır dıkdörtgen ve bu dıkdörtgenın merkezınde çapraz durmakta olan üç ayrı yıldızdır. Betelgeuse avcının sağ omzuna, Bellatrix sol omzuna, Rigel sol ayağına ve Saif de sağ ayağına denk gelır. Ortadakı üç çapraz yıldız (alttan üste sırayla Alnıtak, Alnılam ve Mıntaka) avcının kemerını (Orıon kuşağı olarak da bılınır) oluŞturur. Kuşağın altında bulunan M 42 bulutsusu (nebulası) avcının kılıcıdır. Heka adındaki avcının başını simgleyen kısım aslında üç daha sönük yıldızdan meydana gelır. Betelgeuse'un üstündeki yıldızlar avcının sag kolunu Bellattrix'den ötede olan yıldızlarda avcının kalkanını oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orion yunan mıtıdır. Gırıt'te yaşamıs bır avcıdır. Avda ona kopegı Sırıus eslık eder. Poseıdon'un ogludur. Hakkında cok efsane vardır. En meshuru soyledır: Orion dunyadaki tüm hayvanları avlamak ısteyen bır fanatiktir. Gaıa (Dunyanın ruhu) bunu duyunca bır akrep yaratır, Orıon'u oldurmesı icın. Orıon tum hayvanlar arasında onu da avlamaya calısır. Sonsuzlukta bırbırlerını kovalamaları ıcın gokyuzune salınırlar. Orıon kısın, Akrep takımyıldızı ıse yazın semalarda gorulur ve asla bır arada gozukmezler. Yoksa onlar yin ve yang mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orion islam astronomısınde de yer alır. Hemen her kulturde, mitoljıde vardır. Fakat su anıya ne demeli (cunku Orıon Metallıca'nın tum zamanlarının en muthıs sarkısıdır da):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;90ların ortasındayız, 96 dıyelım mı, dıyelım, neden olmasın, cunku hafızam zayıf. Adada ders verıyorum. Zannedıyorum Buyukada. Ogrencım 13 yasında falan. ılkokula Kuveyt'te baslamıs, Turk, kozmopolıt kokenlı. Annesı dedıkı, Serkan oglum su bızım oglana bıraz akıl da ver, sacma muzıkler dınlıyor. Dedım kesın kusak catısması, kadın sımdı oglan rock dınlıyor dıye kızıyor. Sevdıgıbır cdsını evde dınlemek uzere aldım, eve geldım, bır dınledım kı, felaket bır bogurme. Korn adlı grupmus, muzık demeye dılım varmıyor. Bır sonrakı derse gıttıgımde kadınla dertlestık, haklıymıssınız dedım, ben de sızın gunahınızı almısım, bu muzık degıl hakkaten. Kadın meger Nırvana dınlıyormus. Cok fena mahcup oldum, yanımda getırdıgım Metallıca'nın Master of Puppets albumunu cocuga bıraktım. Ertesı hafta derse geldıgımde kadın Allah razı olsun senden evladım dedı. Cocuk artık gece yatarken Orıon'u oyuyormus, uyuya kalıyormus o ezgıyle. Annesı sessızce odaya gırıp ustunu ortuyormus, muzık bu ıste oglum dedı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O cocuk sımdıne oldu bılmıyorum, ama bu anıyı her hatırladıgımda gozlerım dolar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddıaya gore, Metallıca'nın bu sarkıya Orıon ısmınıvermesının sebebı, sarkının onlara uzayı cagrıstırmasıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-5887407034851971279?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/5887407034851971279/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=5887407034851971279' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/5887407034851971279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/5887407034851971279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2007/10/orion.html' title='orion'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_54kfwsefNJI/Sk3-IyWC83I/AAAAAAAAABM/ahXEiBqrjqs/s72-c/cliff_burton_memorial.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-9032842086370089615</id><published>2007-10-27T03:08:00.000-07:00</published><updated>2007-10-28T04:56:45.279-07:00</updated><title type='text'>kezduren manifestosu</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.mature.com.tr/images/micastid.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 151px; CURSOR: hand" height="178" alt="" src="http://www.mature.com.tr/images/micastid.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yavrucugum kezduren, gruba uye oldun, aferin. Ana sayfayi da ziyaret ettin mi? Ne diyor orada? Ne resmi var? Olay odur. Bu yeni projedir, bu son projedir, bu sonuncu projedir, not only the newest, but also the last, the ultimate.Kezduren bir vazgecmedir, ama ayni zamanda bir adanmadir da. "Kez" ön eki ile baslayan tum kelimeler gibi bir caresizlik icerir. Ben bu dunyada sansimi iskaladim, oysa iskalanmayacak neler var neler, bari yeni nesillere bir faydam olsun, mesajidir. Benden gecti, demektir. Benden gecti ve bunu kabul ediyorum. Savastim, yilmadim, ama sonunda sirami savdim. Atlantis ile Mu nasil, ulan sonumuzu onleyemiyoruz, bari bizden sonrakilere bir mesaj birakalim ki bilsinler, bizi yokeden bizdik, demisler, bu da oyle bir mesajdir.Evrenin yokedici silahini, zamanin umutlari tukeder yukunu kabullenmedir. Ama asla isyan degil, baris icinde kabullenmedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Er Ryan'i Kurtarmak filminde tek bir sahne vardir butun filme bedel. Almanla Yahudi bicakla savasirken sonunda Alman kalbe sokar bicagi, bir yandan da sssshhh der. Ses etme, kabul et. This is the end, beautiful friend.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9900;"&gt;&lt;strong&gt;Kezduren sonun baslangicidir. Prelude to chaos. Ama bir hazirliktir. Dunyanin civisi cikarken izleri okumasini bilene biraktigimiz gorunmez murekkeptir. Kezdurmek kokunden gelir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kezdurmek nasil bir seydir dersen, en guzel orneklerinden biri neo'nun yenilerek zafere ulasmasidir. Dener, mucadele eder, elinden geleni yapar, ama oluru yoktur, o da birakir kendini, ajan simit bakar ki, hani kazanmistim?Kendimizi huzur icinde birakiyoruz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kezduren, kezduruyoruz. Bu dunyada iskalanmamasi gereken izleri bir kenara, kezdurene not ediyoruz, boylece biz de zamanla iskalanmamasi gereken son madde olacagiz. Fakat daha o noktaya cok var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SerkanT.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-9032842086370089615?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/9032842086370089615/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=9032842086370089615' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/9032842086370089615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/9032842086370089615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2007/10/kezduren-manifestosu.html' title='kezduren manifestosu'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-9029157037414725382</id><published>2007-10-26T13:43:00.000-07:00</published><updated>2007-11-05T01:48:13.872-08:00</updated><title type='text'>Pete &amp; Pete</title><content type='html'>&lt;blockquote&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://images.amazon.com/images/P/B000AOEN18.01._SCLZZZZZZZ_.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 140px; CURSOR: hand; HEIGHT: 191px" height="223" alt="" src="http://images.amazon.com/images/P/B000AOEN18.01._SCLZZZZZZZ_.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tam adı The adventures of Pete &amp;amp; Pete olan, iki kardeşi konu alan dizidir. İki kardeşin adı da Pete'dir. Annelerinin kafatasında metal plaka vardır, böylece radyo dinleyebilir. Küçük Pete'in kolunda danseden bir denizkızı dövmesi vardır. Baba tipik bir almandır. Matematik hocaları 2 sayısını annesi gibi görmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dizi çocuk dizisi değildir. Büyük dizisi de değildir. Rahatsızların dizisidir. Nikoledyın adındaki kanalın dizisiydi. Bu kanalın jeneriğinde bir çocuk geğirirerek alfabeyi sayıyor. Sonra da kanal "Bu jack. Geğirerek alfabeyi söylüyor.. Bunu yayınlıyoruz çünkü yayınlamaya muktediriz" diyor. Binealeyhn, bu diziyi çok tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Kısmi Alıntı:&lt;br /&gt;İtüsözlük)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OzanA&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-9029157037414725382?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/9029157037414725382/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=9029157037414725382' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/9029157037414725382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/9029157037414725382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2007/10/sdafd.html' title='Pete &amp; Pete'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2770068983562933462.post-6641426372459469134</id><published>2007-10-26T13:33:00.001-07:00</published><updated>2007-10-27T02:26:58.476-07:00</updated><title type='text'>Maldoror</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.librodot.com/illustration/author/lautremont.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 80px; CURSOR: hand; HEIGHT: 108px" height="165" alt="" src="http://www.librodot.com/illustration/author/lautremont.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Hakkında çok az şey bilinen Isidore Ducasse'ın takma adı Comte de Lautrémont'tur. 4 Nisan 1846'da Uruguay Montevideo'da doğdu. Babası Fransız konsolosluğunda görevli bir memurdu.Annesi Lautrémont 18 aylıkken öldü, intihar ettiği konusunda şüpheler vardır. Uruguay'da geçirdiği gençlik dönemi bir sır halinde kaldı. İç savaşın ve koleranın patlak vermesiyle; 10 yaşındayken okulunu bitirmesi için babası tarafından Fransa Tarbes'e gönderildi.&lt;br /&gt;Tarbes ve Pau'da; kibirli,somurtkan ve içedönük kimse olarak görüldü. Okulda, Latin ve matematik derslerindeki başarısızlığını, edebiyata olan ilgisiyle ve başarısıyla telafi etti. 19 yaşında, okulu bitirdikten sonra, Ducasse'nin, yolculuklar yaptığı konusunda düşünceler vardır. Bu yolculukların muhtemelen Uruguay'da olan babasına veyahut edebi temaslar yapmak için Fransa Bordeux'ya olduğu tahmin edilir. 1867 veya 1868'de,hiçbir kayıt belgesinin bulunmamasına rağmen Paris'te politeknik veya maden okulunda okuduğu tahmin edilir. Araştırmacıların çoğu, Lautréamont Paristeyken, Maldoror'un çıktığını düşünür. 24 yaşında bir otel odasında intihar ederek, yaşamına son verdi. En önemli eseri Maldoror'un Şarkıları'dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maldoror'un Şarkıları [değiştir]&lt;br /&gt;1868'de, Lautreamont, Uruguay'a babasına Maldoror'un ilk parçasını göstermek ve finsansal desteğini almak için için yolculuk yaptı. İlk kıta, anonim olarak 1868'de yayımlandı. Emile Zola, Victor Hugo gibi Fransız edebiyatının ünlü isimleri için editör olarak çalışmış Albert Lacroix ve Joseph Proudhon tarafından kitabın son halinin düzeltmeleri yapıldı, 1869 yazında basıldı. Lacroix şirketi, çalışmanın değerlere hakaret eden ve müstehcen doğasından dolayı davadan korktu ve asla kitabı satışa sunmadı.&lt;br /&gt;Maldororun Şarkıları, gerçeküstü figürler ve olgular içeren, tanrıya başkaldıran ve insanın daha çok hayvansı yönlerini anlatan düzyazı-şiir tarzı bir kitaptır. Bu kitapla Lautreamont, Fransız edebiyatında sürekli bir yer edinmiş; sürrealist akımın önemli simgelerinden biri olmuştur.&lt;br /&gt;(Alıntı: Wikipedia)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SerkanT&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2770068983562933462-6641426372459469134?l=kezduren.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kezduren.blogspot.com/feeds/6641426372459469134/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2770068983562933462&amp;postID=6641426372459469134' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/6641426372459469134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2770068983562933462/posts/default/6641426372459469134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kezduren.blogspot.com/2007/10/sdsd.html' title='Maldoror'/><author><name>...</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13583101191681969146</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
